14 Haziran 2015 08:48

Metal işçileri dedelerinin izinde!

Ne zaman işçiler hareketlense emek yanlısı çeşitli çevrelerde, 15-16 Haziran akla gelir. Bu elbette yanlış değildir ama doğruluğu çok sınırlı bir değerlendirmedir. Çünkü 15-16 Haziran eyleminin kendisinin, üstünde yükseldiği işçi mücadelesinin karakterini anlamadan 15-16 Haziran’ın bugüne ışık tutması zordur ya da tutulan ışık yeterince aydınlatıcı olmaz.

Paylaş

İhsan ÇARALAN

15-16 Haziran 1970, büyük işçi eyleminin 45. yılındayız.

45 yıldan beri her yıl bu büyük direnişin yıl dönümünde işçiler, sendikacılar, emekten yana çevreler bu büyük direnişin dersleri üstünde tartışıyor, çıkarılan dersler hakkında konuşuyor.

Elbette bugün de işçiler, dedelerinin büyük eyleminin nedenleri ve sonuçları üstünden kendilerine düşen mirası almak için 15-16 Haziran’ı tartışıyor.

Ama şunu söylemeliyiz ki, işçi sınıfı hareketinde her büyük, sınıfın geniş kesimlerini etkileyen eylem, elbette değişik zamanlarda farklı yönleri ele alınarak, günün mücadelesinin sorunlarına ışık tutacak dersler çıkarabilir. Bu yüzden de 45 yıldan beri 15-16 Haziran’ı protokol icabı kutlayanlar bir yana bırakılırsa işçiler, emekten yana çevreler, sınıf partisi mücadeleye ışık tutacak dersler çıkarmıştır. Ama şunu güvenle söyleyebiliriz ki, 15-16 Haziran direnişi, geçtiğimiz 45 yıl boyunca sunduğu derslerden çok daha fazlasını bugün, 2015 yılında, sunacak bir döneme denk gelmiştir.

GENÇ İŞÇİLERİN, DEDELERİNİN YOLUNA GİRMESİ İÇİN

Ne zaman işçiler hareketlense, az çok kitlesel gösteriler, yürüyüşler gündeme gelse, mücadeleden yana sendikacılar ve emek yanlısı çeşitli çevrelerde, 15-16 Haziran akla gelir. “O zaman da böyle olmuştu” tartışmaları başlar.

Bu elbette yanlış değildir ama doğruluğu çok sınırlı bir değerlendirmedir. Çünkü 15-16 Haziran eyleminin kendisinin, üstünde yükseldiği işçi mücadelesinin karakterini anlamadan 15-16 Haziran’ın bugüne ışık tutması zordur ya da tutulan ışık yeterince aydınlatıcı olmaz.

Ancak bugün, metal işçilerinin son eylemleriyle açıkça ortaya çıkan, işçi hareketinin yöneldiği mecra dikkate alındığında, 15-16 Haziran bize dün olmadığı kadar çok ve önemli dersler sunmaktadır. Daha doğrusu bugün 15-16 Haziran’ı doğru anlarsak yürünecek yol hakkında da çok önemli bilgiler ediniriz ve bugünün genç işçileri, dedelerinin açtığı yoldan yürüyerek, sınıfın dünkü mücadelesiyle bugün arasında doğru bağlar kurar.

15-16 HAZİRAN’IN TEMSİL ETTİĞİ MÜCADELENİN KARAKTERİNİ ANLAMAK

Günümüz işçi hareketini, mücadelenin tarihine bağlamak istendiğinde akla hemen 1989’da başlayan ve sonraki birkaç yılı kapsayan, işçilerin ana gövdesinin sokağa çıktığı “Bahar Eylemleri” gelir. Ama sendikal mücadelenin tarihine daha yakından bakıldığında, günümüz metal işçilerinin harekete geçmesiyle herkes için görülür hale gelen eylemin aslında “Bahar Eylemleri”nden çok daha fazla, 15-16 Haziran’da simgelenen, 1967-70 yıllarını kapsayan büyük işçi fırtınasına benzediğini söyleyebiliriz. Daha doğrusu metal işçilerinin başını çektiği ve bütün sınıfı kapsayacağının önemli ip uçlarının ortaya çıktığı eylemlerin karakterinin 1967-70 arasındaki mücadele döneminin karakteriyle örtüştüğünü görürüz.

İŞÇİ İNİSİYATİFİNİN BELİRLEYİCİ OLDUĞU BİR MÜCADELE

1960’ların ortasından itibaren yükselen işçi mücadelesi, 1967’de DİSK’in kurulmasından sonra, işçilerin Türk-İş’in patron uşaklığını esas alan, “sarı sendikacılığı”na karşı, DİSK’e geçme mücadelesi olarak yükselir.

1967’den itibaren işçi mücadelesinin merkezi, ülkenin başlıca fabrikalarında işçilerin kendi aralarında örgütlenerek, Türk-İş’ten istifa edip DİSK’e geçmeye yönelmesine kayar. Çünkü işçiler fark etmiştir ki, patronlara karşı ciddi bir mücadele verilecekse bu, sendikacılar tarafından arkadan hançerlendikleri Türk-İş’le yapılamazdı. Buna karşı en kestirme biçimde Türk-İş’ten DİSK’e geçmeye karar veren işçiler, bu kararlarını uygulamaya sokar. Ancak bugün olduğu gibi, bu sendika değişikliğinde karşılarına patronlar çıkar. Ellerinde sendika yasalarını sallayan patronları ve Türk-İş’in sınıf haini sendikacılarını bulurlar. Bu yüzden de işçiler, kendi iradelerini kabul ettirmek için pek çoğu fabrikaların işgal edilmesine de varan eylemler yaptı, çoğu yerde de eylemlerin yüksek temposu karşısında patronlar, daha işçiler isteklerini ifade eder etmez, eyleme geçmeye gerek olmadan işçilerin isteklerini kabul etti.

Hem işçi cephesinde hem de patron cephesinde olanların bugün metal işkolundaki eylemlere çok benzediği açık.
1967-70 arasında pek çok fabrikada bu mücadeleler içinde yer alan işçiler hem patronların, hem Türk-İş bürokrasisinin hem de hükümet (polis, jandarma, yargı) ve sermaye partilerinin kimin yanında olduğunu kendi deneyleriyle  görürken, kendi aralarındaki sınıf kardeşliği ilişkisini de fark ederek, bir yığın olmaktan örgütlü bir sınıf olma yolunda epey mesafe kaydettiler.
Bu dönemi bütün önceki ve sonraki dönemlerden ayıran temel özelliği ise; bu işçi fırtınasının bir sendika ya da başka bir merkez tarafından planlanıp örgütlenmediği, doğrudan işyerlerindeki işçilerin örgütlenmeleri, en ilerideki işçilerin inisiyatif alarak yürüttükleri bir mücadele olmasıydı.

İŞÇİ İNİSİYATİFİ VE DİSK’İN ROLÜ

Mücadelenin bu karakteri, aynı zamanda eylemlerin bir havza içinde olduğu gibi havzadan havzaya yayılmasını, eyleme geçen bir fabrika etrafındaki diğer fabrikaların da o fabrikanın işçileri tarafından örgütlenmesini de belirledi. Yani bir havzada A fabrikası eyleme geçip başarmışsa yeni eyleme geçecek fabrikanın işçileri de sendikaya değil o bir önceki mücadeleyi başaran fabrikadaki temsilcilere başvurup, onlardan destek ve yol göstericilik istiyordu.

Bu elbette işçiler arasındaki birliği, dayanışmayı, mücadele eğilimini yaygılaştırırken, ileri işçilerin arasındaki bilinç paylaşımı da işçileri birbirine bağlıyordu.

DİSK’in ve bağlı sendikacıların buradaki rolü ise, çoğu zaman sadece patron, Türk-İş bürokrasisi ve devletin yargısının işçiler tarafından teslim alınmasından sonra gelip sendika değişikliğini resmileştirmekten ibaretti. Ama elbette DİSK fabrikalar düzeyinde işçi inisiyatifi karşısında bu işçi fırtınasını planlama ve yönetme gibi konularda belirleyici değilse de, kamuoyu oluşturulması ve DİSK’in sendikacılık anlayışı vb. üstünden yürüttüğü çalışmalarla işçilerin işyerlerindeki mücadelesini besleyen, kolaylaştıran, sonuç almasına yardım eden küçümsenmeyecek bir işlev de yerine getiriyordu.

METAL İŞÇİSİNİN BUGÜNKÜ EYLEMİNİN O GÜNDEN FARKI NE?

Bugün Renault işçilerinin girişimi ile başlasa da metal işkolundaki başlıca fabrikalara, düzeyi farklı olsa da yayılan eylem, diğer iş kollarına da yayılacak bir özellik göstermektedir.

Dahası bu eylem, başlamıştır ama “şu zaman bitecek” ya da “şu aşamaya kadar varacak” denebilecek bir eylem de değildir. Tersine bu eylem, önümüzdeki dönemin işçi mücadelesinin yeni bir mecraya sokacağı, sendikal hareketin ayağa kalkması için ciddi dayanaklar ortaya çıkacağının işaretlerini veren bir eylem olarak gelişmektedir.

Bu eylem 1967-70 arasında, 15-16 Haziran’a gelen işçi mücadelesiyle karşılaştırıldığında;
1-) İşçilerin inisiyatif alarak örgütlendikleri, herhangi bir merkezden planlanmadan gelişen kendiliğinden bir işçi eylemi olması,
2-) “Patronla işbirliği yapan sendikadan kurtulma” mücadelesinin merkezinde başlayıp sürüyor olmasıyla (eylem giderek, diğer talepleri de kapsayarak genişleme özelliği de kazanıyor) ve sendika bürokrasisini, patronu, MESS’i hedef almış olması, bir adım sonrasında polis, jandarma ve sermaye partileriyle de karşı karşıya gelme özelliği ile 15-16 Haziran’ı doğuran işçi eylemleri dönemiyle çok ilginç biçimde benzeşmektedir.

Burada farklılık, DİSK’in, işçilerin bu mücadelesinde, en azından henüz işçilerin görüş alanı içine girememesidir. Ve elbette metal işçilerinin bu önemli mücadelesinin de DİSK tarafından anlaşılmamış, eğer anlaşılmışsa da bilerek ya da bilmeyerek DİSK’in bunun gereğini yapmaktan uzak olmasıdır. Başka bir söyleyişle bugün henüz, “DİSK işçilerin görüş alanı dışında”yken işçiler de “DİSK’in ilgi alanı dışında”dır.

İŞÇİLER DEDELERİNİN İNŞA ETTİĞİ YOLU BULDULAR!

Bu elbette ki, “Eğer 60’larda DİSK bugünkü gibi yapsaydı, o günkü işçi hareketi bugün ders çıkardığımız bir dönem olarak anılır mıydı?” sorusunu da tartışılır kılmaktadır.

Bugün henüz başında olduğumuz metal işçilerinin açtığı mücadele yolu; gerçekte mücadelenin başını çeken işçi kuşağının dedelerinin 1967-70 yıllarında “yaptıkları”, sonraki yıllarda da yürümeye çalıştıkları yoldur. O yol uzun zaman kullanılmayınca “kaybolmuş” gibi görünmüşse de bugünün genç işçi kuşağı bu yolu yeniden keşfetmiş, dedelerinin yarım yüzyıl önce açtığı yolda yürümeye başlamıştır.

Bu yolda yürüdükçe bu genç kuşak, yolda kendine kalan mirası daha da özümseyecek ve bugünün malzemesiyle o yolu yeniden inşa edecek, sonraki işçi kuşaklarının da bu yoldan rahatça yürümesi için mükemmelleştirecektir. Çünkü bugün imkanlar ve yolda yürüyecek, aynı zamanda yeniden inşa edecek işçi kitlesi de o güne göre 5-10 kat artmıştır.

ÖNCEKİ HABER

AKP: Himmet, fıtrat ve çöküş

SONRAKİ HABER

Havalimanı çalışanına hakaret eden kadına dava

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa