31 Mayıs 2015 08:21

Gezi’den seçime ve Gezi’nin ötesine

Adını koymak gerekirse bu yazının sorusu şu: Dün Gezi’de sokağa çıkan milyonlarca emekçi ve genç; bugün seçimlerde ne yapmalı, nasıl bir tutum almalı? Soruyu biz değil hayat soruyor. Tarihi Gezi’den başlatıyor değiliz ama milyonlarcasıyla sokağa çıkan insan, seçimlerde ne yapacağını da düşünüyor haliyle...

Paylaş

Arif KOŞAR

Bursa Renault’da patlak verip birçok sanayi merkezine yayılan işçi mücadelesinin kazanımla yoluna devam ettiği bir süreçle, Gezi direnişinin yıl dönümünün kesiştiği bir noktadayız. Bu kesişme bugün değil de iki sene önce olsa, değmeyin memleketin keyfine...

Tabii; iki direnişi toplayınca bir devrim etmiyor, ama iki önemli toplumsal kesimin buluşması epey anlamlı ve buluşan kesimleri de dönüştüren bir süreç olabiliyor...

Adını koymak gerekirse bu yazının sorusu şu: Dün Gezi’de sokağa çıkan milyonlarca emekçi ve genç; bugün seçimlerde ne yapmalı, nasıl bir tutum almalı?

Soruyu biz değil hayat soruyor. Tarihi Gezi’den başlatıyor değiliz ama milyonlarcasıyla sokağa çıkan insan, seçimlerde ne yapacağını da düşünüyor haliyle...

Milliyetçinin milliyetçi bir partiyi, sosyalistin sosyalist bir partiyi, liberal solcunun da kendi meşrebine uygun bir partiyi desteklemesi genel olarak normal... Buna itiraz yok... Ama yukarıdaki soru böyle bir genellikte değil... Bugünün somut koşullarını konuşuyoruz. Emek ve demokrasi güçlerinin mücadelesinin önü nasıl açılır, nasıl ilerler; bunu dert ediyoruz.

GEZİ NE İSTEMİŞTİ?

Gezi’ye katılanlar hangi taleplerle alanlara çıktı, neyi amaçladı? Sokaktaki mücadeleyi ilerletme perspektifinden vazgeçmeksizin seçim konjonktürüne nasıl yaklaşmamız gerekir?

Gezi direnişi, iktidarın baskıcı ve otoriter yönetimine karşı Türkiye tarihinin en önemli direnişlerinden birisi olarak tarihe geçti. Gezi’de bu kadar farklı siyasal grubu ve hareketi bir araya getiren, CHP’nin sıkı bir üyesi ile sosyalisti, eskinin İşçi Partilisi ile Kürt’ün ve yüz binlerce örgütsüz insanın yan yana durmasını sağlayan ortak talep önce Başbakan Erdoğan’ın, sonrasında da hükümetin istifasıydı. Polis şiddeti, muhafazakar dayatmalar, “ben ne dersem o olur” nobranlığı, keyfi ve baskıcı yönetim, yaşam alanlarının kısıtlanması, parka ve kente sahip çıkmak ya da başka bir talep... İnsanları sokağa çıkaran motivasyon ne olursa olsun; hareketin ortaklaştığı ve aşamadığı nokta “hükümetin gitmesi”ydi. Haa, kimisi bunun ardından demokratik bir devrimi, kimisi CHP iktidarını, kimisi sosyalizmi hedefleyebilir. Bu, geleceğe göz kırpan ‘komünal’ tohumlarına rağmen Gezi’nin ufkunun; AKP’nin istifası çerçevesini aşamadığı gerçeğini değiştirmez. Ama halkın mücadele kültürü ve deneyimi açısından binbir başarının yanında, bu hedef de gerçekleşemedi.

İşte 7 Haziran seçimlerini, Gezi direnişiyle ilişkilendiren bağlantı da budur. AKP’nin geriletilmesi, 12 Eylül ile kurulan baraj statükosunun dağıtılması, başkanlık sistemi ve iyiden iyiye otoriter bir yönetime, muhafazakarlığın ötesinde bir yaşam tarzı dayatmasına doğru ilerleyişi durdurmak için emek ve demokrasi güçlerinin desteğiyle HDP’nin barajı aşması şart... Aşamazsa dünyanın sonu değil, mücadele devam ediyor, tamam... Ama barajın aşılması, burjuva siyaset dünyasında taşları yerinden oynatma şansını veriyor, AKP iktidarı da tehlikeye giriyor. Bunlar gayet net veriler...

6 İDDİA, 6 CEVAP

Bütün bunlara rağmen sokak, sol, laiklik ve Gezi kavramları üzerinden HDP’ye karşıt bir pozisyon alma hali ise; başkaca nedenlere dayanıyor. İşte bu iddialara biraz yakından bakalım:
İddia 1: “Seçimler belirleyici değil, önemli olan sokak. AKP’yi sandıkta devirmeye çalışmak onun sandık platformuna hapsolmaktır.”
Cevap 1: Gerek Kürt hareketi ve onun ana halkasını oluşturduğu HDP gerek HDP’yle ittifak yapan EMEP ve destekleyen diğer partiler; “artık sokak bitmiştir, tek yol seçimdir” falan demiyor. Mesela Kürt hareketi sokak mücadelesinin en dinamik unsurlarından birisidir, bilinir. Söylenen “seçimlerde AKP’yi geriletme ve iktidardan etme fırsatını değerlendirelim. Baraj oyununu bozalım”dır.

İddia 2: “HDP, AKP ile ittifak kurabilir. İşte çözüm sürecinde zaten aynı masadalar. Çözüm süreci hatırına bir AKP-HDP koalisyonu tehlikesi de yok değil.”
Cevap 2: Göz var nizam var. HDP’nin programında, seçim bildirgesinde yer alan, yıllardır mücadelesini verdiği ulusal ya da değil, demokratik taleplerle AKP hükümetinin uzlaşabileceğini, AKP’nin bu programdaki taleplerin en azından bir bölümünü karşılayacağını düşünmek; tersten “yetmez ama evet”çi AKP’den demokrasi beklemektir. Üzülmeyelim! AKP’den demokrasi çıkmaz...
Çözüm sürecinin gidişine yönelik eleştiriler olabilir; ki HDP de bu eleştirileri gani gani yapıyor. Anlaşılan nokta; silahların patlamaması, insanların ölmemesidir ki; bunda sanırım herkes hemfikir. Dolayısıyla masa, ulusal bir sorunun çözümü adına Kürt hareketi ve demokrasi güçlerinin baskısı ile kurulmuştur. AKP keyfinden kurmamıştır, ki çözüme niyeti olmadığından da bu anlaşılmaktadır. Ve masa AKP’yi destekleme değil halk mücadelesi ile geriletme ve taleplere zorlama yeridir. 2013’ten bugüne baktığımızda AKP yüzde 50’lerden yüzde 42 bandına gerilemiş, bugün HDP ve demokrasi güçlerinin ittifakı yüzde 6’lardan yüzde 10’lara yükselmiştir.

İddia 3: “HDP’yi liberaller de, hatta bazı cemaatçi isimler de destekliyor. Eski AKP’li adaylar da var.”
Cevap 3: Evet, doğru; destekliyor. Ülke konjonktürü, AKP hükümetinin otoriter yönetimi, 7 Haziran seçimlerindeki baraj eşiği, AKP’yi geriletmek isteyen farklı kesimlerin HDP’yi desteklemesi ya da destek açıklamasına neden oldu. Yoksa bu kesimler, örneğin anadilinde eğitimi savunduğu ya da asgari ücretin 1800 TL’ye çıkarılmasını, taşeronluğun kaldırılmasını istediği için HDP’yi desteklemiyor. AKP’yi geriletmek için destekliyor. Ama bu HDP’nin yüzde 10 barajını aşması ve ilk bölümde ifade ettiğimiz nesnel durumu değiştirmez. Tıpkı lahmacun yemeyi bile Kürtlere taviz olarak gören ‘ırkçı’ ‘sol’ çevrelerin desteklemesi Gezi direnişinin devrimci demokratik niteliğini değiştirmediği gibi. Destekleyene değil (çünkü AKP’nin baskısı kendisi dışındaki tüm çevreleri AKP-karşıtlığında birleştirebilmektedir) HDP’nin barajı geçmesinin ne anlama geldiğine ve AKP’nin hesaplarını nasıl bozduğuna bakmak lazım.

İddia 4: “HDP’nin programı kimlikçi, bazı liberal unsurları içeriyor. Mesela AB’yi destekliyor. Radikal demokrasi doktrini sosyalizme karşı geliştirilmiştir.”
Cevap 4: Doğru... Zaten HDP, sosyalist bir program açıkladığı iddiasında değil. İşçi ve emekçilerin bazı taleplerini savunmakla beraber eklektik yapısı nedeniyle sermayeyi de küstürmeyecek bir dil bulma çabası içinde. Mesela “AB ile mücadeleci bir müzakere” komedidir. Ama HDP’nin programı eklektiktir: Laclau ve Mouffe’nin radikal demokrasisinden biraz, sosyal demokrasiden biraz, devrimci demokratik taleplerden biraz almaktadır. Demokratik Kürt hareketine dayanmaktadır. İlerici talepleri de, eklektizminden dolayı liberal öngörüleri de barındırmaktadır. Ancak, bir işçi ya da sosyalist bir genç için mesele HDP’li olmak değil, AKP’yi ve 12 Eylül statükosunu dağıtmak üzere barajı yıkmak, demokratik talepler için mücadele etmektir.

İddia 5: “HDP, laik bir parti değil. Diyanetin yerine yine bir din örgütü; yani İnanç İşleri Başkanlığı öngörüyor. İmam Hatipleri de savunuyor.”
Cevap 5: Laikliği savunmadığı iddiası fazlaca abartı olur. Çünkü ezilen Aleviler ve diğer inançlar üzerindeki baskıların, bunun kurumsal karşılığı Diyanet İşleri Başkanlığının kaldırılmasını açıkça talep ediyor. IŞİD’e karşı Ortadoğu’da verilen mücadele de ortada. Evet, dindar Kürtleri kazanmak üzere yüksek sesle “talep varsa imam hatip okullarının kapatılmayacağı” söylemi ve özerkliği öngörülse de bir devlet kurumu olarak İnanç İşleri Başkanlığı; laikliğin temel ilkeleri ile uyuşmaz. Ama mevcut muhafazakar dayatmaların karşısında eksikleri olmakla birlikte laik bir cepheden mücadele edildiği de kesin.

İddia 6: “AKP’nin başkanlık talebi fazla abartılıyor. Asıl sorun sistemdir.”
Cevap 6: Abartı tartışmaları bir yana... Önüne başkanlıkla birlikte daha otoriter bir sistem kurmayı hedefleyen AKP’yi durdurmak, küçümsenemez bir hedeftir. Bu tespiti, son 13 yıllık hayatını “AKP’yi geriletme” mücadelesine atfedenlerin dile getirmesi de ayrıca tartışma konusudur. Başkanlık sistemini ve artan otoriterleşmeyi küçük bir ayrıntı gibi lanse etme çabası; demokratik bir hareket olan HDP ve Kürt fobisinden, en azından bir ölçüde feyiz alıyor olsa gerek. Ama sonuç acı: Kürt hareketiyle tövbe billah yan yana gelmemek için AKP’yi iktidardan etme fırsatını bile tepmek ve bunu küçümsemek.

BAŞTAKİ SORU

İddialar ve cevaplar arttırılabilir...

Baştaki soruya dönersek: Gezi direnişine farklı motivasyonlarla katılan milyonlar açısından ortaklaşılan temel hedefi (AKP’nin gitmesi) gerçekleştirmek için 7 Haziran önemli bir fırsattır. AKP iktidardan edilebilir. Bu, hayalleri sandığa bağlamak değil büyük bir fırsatı değerlendirmek, seçimlerden devrimci amaçlara hizmet edecek şekilde yararlanmaktır. Ayrıca Mecliste emek ve demokrasi mücadelesinin temsilcilerinin bulunması bile, başlı başına, orada dönen dolapların ifşası ve AKP’nin istediği gibi at koşturmasının engellenmesi için önemlidir.

Eğer, Gezi’nin iddiaları sürdürülecekse; ki en başta AKP iktidarının yerinden edilmesidir, taktiksel ya da stratejik, burası ayrı konu, ama farklı görüşlerdeki ‘Gezici’lerin HDP’nin barajı geçmesi için seferber olması gerekir. Bu sokağı inkar etmek değil, emek ve demokrasi güçlerinin seçimlerdeki çatı partisi olarak HDP’yi Meclise taşıyarak başkanlık ve otoriter gidişe halk tokadını vurmaktır. Sonrası mı? Halk güçleri için yeni ve önemli bir fırsatlar düzlemi... Daha da sonrası mı? Orasını da Meclis’e değil Renault gibi fabrikalara, işçi ve halk hareketine soracağız...

ÖNCEKİ HABER

Diyanet uçağının kargosunda ne var?

SONRAKİ HABER

“Yalnız Efe” Documentarist’te gösterildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa