31 Mayıs 2015 06:08

Âşık Veysel’den Aram Tigran’a: Anadolu Quartet

Paylaş

Faruk AYYILDIZ

Anadolu halklarının sözlere ihtiyacı olmayan müziklerini alışılagelmişin dışında bir üslup ile yorumlayan Anadolu Quartet 2008 yılında Ahmet Tirgil tarafından kuruldu. Oda müziği formundaki repertuvarında; Âşık Veysel’den Aram Tigran’a, Neşet Ertaş’a uzanan halk ozanlarının eserleri, Anadolu halklarının anonim ezgileri, etnik dünya müzikleri ve film müzikleri vardır. Seslendirdikleri eserlerin düzenlemelerini kendileri yapan Anadolu Quartet kısa süre önce Kürt Sanatçı Sakinâ Teyna ile ‘Köprü’ adında bir albüm çıkarttı. İstanbul’da verecekleri konser öncesi bir araya geldiğimiz Ahmet Tirgil, Utku Barış Andaç, Ozan Nabi Akın ve Ruşen Arslanargun’dan oluşan Anadolu Quartet’i ve albümlerini grubun kurucusu Tirgil’den dinledik.

Anadolu Quartet’in kuruluş hikayesi ile başlayabiliriz...
Grup üyeleri olarak ortak özelliğimiz Marmara Üniversitesinde öğrenci olmamız. O zamanki ekip şimdikinden iki kişi daha farklıydı. Orada kuruldu ve şimdikinden repertuvarımız değişikti sadece. Başlangıçta Anadolu halklarının müzikleri değil de ağırlıklı klasik müzik çalıyorduk. Çok özel bir amacımız da yoktu, müziği tanımak, çalışma yapmış olmak niyetindeydik. Hani illa konserler verelim durumu söz konusu değildi. Sonra dedim ki; repertuvarımızın içerisine halk müziklerini katsak, klasik müzik de olsa bu yolla sadece klasik dinleyenlere halk müziği de dinletmiş olabiliriz ve repertuvara halk türkülerini almaya başladık. Sonrasında ise grup üyeleri öğretmenlik yapmaya başladı, farklı illere gittik. Klasik müzik icra etmek çok daha fazla emek, prova gerektiriyor. Dolayısıyla klasik müzik repertuvarımız giderek azalmaya başladı, en sonunda da konserlerimize birkaç klasik edebiyattan parça almaya başladık. Daha çok kendimizin düzenlediği Anadolu halk ezgilerini kullanıyoruz. 2008’de kurduk grubu ve düşe kalka 2015’e geldik.

Klasik batı müziği ile halk müziğini birlikte icra eden başka örnekler var mı?
Görebildiğim kadarıyla sürekli icra edip, konserler veren yok. Ama örnekleri tabii ki olmuş. Mesela hem Türkiye’nin hem de dünyanın en ciddi Quartet’lerinden birisi olan Borusan Quartet de yeri geliyor halk müziklerinden repertuvar sunuyorlar. Ama Borusan Quartet nedir diye sorduğunuzda akla ilk gelecek olan; klasik müzik repertuvarı. Zaten ciddi anlamda müzikal olarak çok ileride bir grup, kendimizi kıyaslayamayız onlarla. Ama bizim gibi sürekli halk müziği çalan, hitap ettiği kitle açısından bir benzeri olan görebildiğimiz kadarıyla yok. İnsanlardan da olumlu mesajlar alıyoruz.

Aşık Veysel’den Aram Tigran’a uzanan bir repertuvarınız var sizin...
Evet, böyle bir yelpaze diğerlerinde yok dediğimiz gibi. Kürt halk müziği de, Ermeni müzikleri de çalayım diyeni Türkiye’de hiç görmedim.

Tara Jaff, Sakinâ Teyna, Mehmet Atlı gibi isimlerle de projeler  yapıyorsunuz ve beğeni toplamış görünüyor...
Ne yazık ki Türkiye’de ya da Kürdistan’da insanlar enstrümantal müzik dinlemeye alışık değiller. En fazla bir kokteylde falan arkada fon müziği olsun gibi görülüyor ve ciddi şekilde enstrümantal müzik konserine gideyim fikri çok geniş kitlelere hakim değil. Biz de dedik ki repertuarımızdaki enstrümantal müziklerin dışında vokal müziğin de olacağı bir şeyler yapalım. Arkadaşlara Sakinâ Teyna’dan bahsettim, onunla beraber söyleyelim diye. Dinlediler, çok beğendiler. Ben daha Sakinâ’ya yazamadan ondan e-mail geldi, ‘grubu dinledim, beraber söylesek nasıl olur’ diye. Sen söylemesen ben söyleyecektim dedim ve vokalli müzik Anadolu Quartet’e girmiş oldu. Sonrasında Diyarbakır konserimizde de vokalimiz olsun istedik. Mehmet Atlı ile zaten çalışıyordum, Kürt halk ezgilerini de güzel yorumluyor ve kırmadı geldi. Tara Jaff’ın da o gün konseri vardı, onunla birlikte de söyledik. Sonra baktık ki insanlar beğendi bunu, biz de değişik konserlerde değişik isimlerle sürdürmeye çalıştık.

Klasik batı müziği ile doğunun halk ezgilerini birleştirebilme tartışması da var. Sizin grubunuz bu tartışmanın neresinde?
15 yıldır profesyonel müzik yapıyorum ve sürekli doğuyla, batıyı sentezleme, birleştirme muhabbeti çok karşımıza çıkıyor. Normalde bizim hiç öyle bir iddiamız yok. Ama ortaya çıkan sonuçtan böyle yazılıyor. Bu yanlış bir yorumdur demiyorum ama dediğim gibi batıyla doğuyu birleştiriyoruz ve bunu yavaş yavaş başarıyoruz gibi bir söylemimiz yok. Sadece hoşumuza giden tınıları sahneye taşıyoruz, bizim yorumumuz böyle diyorum. Biz bu yorumu seviyoruz, böyle çalmayı seviyoruz ve sahneye böyle taşıyoruz diyoruz. Bazen soruyorlar ne tarz müzik yapıyorsunuz diye ‘bilmiyorum’ cevabını veriyorum. Şaşırıyorlar, kendi müziğini bilmiyor musun diye. Ben müzik yapıyorum sadece, müzikolog adını koyar diyorum.

Oda müziği topluluklarına dair bir önyargı olduğunu da düşünüyorsunuz ve bunu yıkmayı hedefliyorsunuz sanki?
Oda müziği sayıca az olan dört, altı, sekiz, on kişiden oluşan topluluklar. Papyon takıyoruz, smokin de varsa ‘bu bize göre değil, zengin adamın işi’ algısı oluyor. ‘Klasik müzik konserine gidersek sıkılırız’ gibi düşünceler var ama biz de; sıkılmayabilirsiniz, dinleyin, bu yorumu bir duyun demek istiyoruz. Çünkü bu yorumu duyurabilecek bir grup yok, duymalılar ki karar versinler. Önyargıyı da böyle yıkmak istiyoruz. Bizim hitap ettiğimiz kitleye sunulan müzikler ortada, birbirinin çok benzeri. Bir festivale 10 müzisyen çağırılıyor ve hepsi birbirine çok yakın müzik yapan insanlar. Biraz farklısını da görsün insanlar fikri gelişmiyor. Örneğin Dersim festivaline başvurduk, çalalım diye ama kabul edilmedi. Dersim festivalinin 14’üncüsü yapılacak ben 14 yıldır gidip çalıyorum başka sanatçılarla ama biraz da değişik bir grup gösterelim desek bile kabul edilmedi.

Niye kabul edilmedi?
Bize söylenen; başvuruda geç kaldığımızdı fakat çok samimi bulmadık bu gerekçeyi...

‘Anadolu’ vurgusu hem parçalara, hem de grubun adına etki etmiş...
Geçen gün bir eleştiri aldık; Anadolu ismi TDK’nın sonradan uydurduğu, aslında asimilasyon politikalarına dair bir kavramdır diye. Oturup ciddi ciddi Anadolu kelime anlamı olarak neyi ifade eder araştırmadım, yanılıyorsunuz demeyeceğim fakat Anadolu deyince sözlük anlamından ziyade insanların anladığı bir durum var cevabını verdim. Ve gördüğüm kadarıyla Anadolu’dan kimse gocunmuyor. Kürt, Ermeni vatandaş da demiyor, hiç öyle bir tepki almadık. Anadolu’nun ifade ettiği şey bizi ve müziğimizi karşılıyor. O arkadaşa da öyle yazdım, eyvallah dedi.

Yukarıda ‘enstrümantal müziğe ilgi az’ demiştiniz. Bu soruyu etnik müziğe olan ilgiye de bağlayıp sorabiliriz...
Dünyada etnik müziğe ilgi artmaya başladı. Bakıyorsunuz dünyanın en ünlü klasik müzik Quartet’leri bile etnik müzik enstrümanları çalan insanlarla ortak projeler geliştirmeye çalışıyorlar çünkü Avrupalı da başka bir şeyler dinlemek istiyor. Klasik müziğin kemik dinleyicisi var ama yeni projeler yapıyor insanlar. Mesela enstrümanı çok iyi çalıyor ama yetmemeye başladı ve değişik bir şeyler gerekiyor. Etnik olsun, dans etsin, zıplasın falan... Facebook’ta falan bile görüyoruz en çok bunlar tıklanıyor. Müzikal anlamda değerlendirme yapamayacak kitle ne arıyor; ‘ya bak ensesinde çaldı kemanı, zıplarken çaldı’ falan... İnsanlar enstrümanlar müzik bile olsa değişik ve ilgisini çekebilecek detaylar arıyorlar. Kürdistan’da bu daha zayıf ve enstrümantal konserlere pek giden olmuyor. Ya da gidilmesi için ünlü olacaksın. Mesela Farid Farjad. Enstrümantal çalıyor, söylemiyor. Farjad’ı çok dinlemeyen kişi bile ‘Abi Farjad süper ya’ diyor. Bana bunları söyleyenler oluyor. Diyarbakır’da 20 TL’ye bilet satamazsın ama Farjad’ın en ucuz bileti 80 TL’ye satılabiliyor. Farjad kötü çalıyor demeye çalışmıyorum çok güzel çalıyor ama onun gibi çalabilecek bir sürü insan var aslında ama marka olunmadığı için dinlenmiyorlar.


SAKİNÂ TEYNA İLE ORTAK ALBÜM

Sakinâ Teyna ile birlikte hazırladığınız ‘Köprü’ albümü yakın zamanda çıktı...
Sakinâ’nın menajerliğini yapan John adında bir arkadaşım var Almanya’da yaşıyor. Bizim Sakinâ ile olan ortak projemizin de menajerliğini o yaptı. Fikir ondan geldi. Sahne kaydıyla bir albüm yayınladık, sizinkini de sahne kaydından yayınlayalım dedi. Albümün şöyle bir handikabı var; Sakinâ ile tanışmamız ayrı mesele ilk kez müzik yapacağız.

Albüm kapağında da birlikte sahne almamış Anadolu Quartet ile Sakinâ Teyna’nın bu albümle bir araya geldiği dipnotu var...
Kapakta özellikle belirttik çünkü ilk kez bir araya geleceğiz ve ilk kez o eserleri sahnede çalacağız. Hani bundan bir albüm çıkar mı? John’a bunu birkaç kez söyledim ve o da kaydedelim, beğenmezsek basmayız dedi. Almanya’ya gidip, bir gün prova yaptık ve ertesi gün sahneye çıktık ona rağmen iyi bir performans sergilediğimizi düşünüyorum. Almanya’da basıldı ve şuan Türkiye’de ‘Köprü’ adıyla yayınlanan albüm aynı sadece kapak farklıdır. İki de eksik şarkı var0. Çünkü Türkiye’deki telif hakları üzerinden anlaşamadığımız Ay lê gulê parçasını çıkardık. Diğeri de Ali Ekber Çiçek’in müzikleri ona ait olan Haydar Haydar oldu.

Albümün ismine nasıl karar verdiniz?
İsmi çok düşündük. Birlikteliği anlatacak bir isim bulsak diye önerim oldu; İngilizce, Zazaca, Kürtçe, Fransızca, Almanca, Ermenice olabilirdi. En son köprü ismini John da önerdi. Köprü vazifesi görüyor dedik bu şarkılar. Bizim Diyarbakır konserimizde Belediye Başkanı Osman Baydemir idi, o da ‘siz bir köprüsünüz’ demişti. Çünkü o zaman ki ekibimizde hiç Kürt yoktu. Samsunlu, Trabzonlu vardı. Şimdi bir Kürt’ümüz var. Vanlı arkadaş grubumuzda çello çalıyor.

O birliktelikten de bahseder misin...
Hem müzisyenlerin hem dillerin, hem de farklı kültürlerin birlikteliği. Mesela Piya, Zazaca’da birlik demek. O ismi düşündüm. Soranî’den, Lazca’dan, Ermenice’den baktık, hangisi daha güzel tınlayacak acaba diye düşündük, çevremize de sorduk ama zaman darlığından geri dönüş alamadık. Piya’yı da kenara koydum, bir projede kullanmak istiyorum.

Tanıtımda ‘Birbirinden olanlar arasına kurulmuş yapay sınırları kaldırmak’ gibi bir cümle var.. Ne söylenmek istenmiş?
O Sakinâ’nın yazısında geçiyor. Benim anladığımı söyleyeyim; Sakinâ’nın Kürt, benim Trabzonlu olmam ama aslında biz birbirindeniz ama o kadar yapay sınırlarımız var ki. Sakinâ öcü olarak görülebiliyor mesela. Ben Trabzonluyum, birçok akrabam ile grubu, birlikte müzik yaptığımız insanları konuştuğumuzda öcü muamelesi yapabiliyorlar. Var ya Rize HDP adayı, bir kısım akrabası reddetti, onun gibi. Onlar da birbirinden aslında ama aradaki yapay sınırlar insanları ne hale getirmiş.

İkna edebildiğiniz, dönüştürdüğünüz Trabzonlular oluyor mu?
Oluyor. Akrabalarım olmasa da Trabzon’dan yazanlar oluyor. Ya da konserlerimizde beni hep Dersimli zannediyorlar mesela. Konserde şimdi benim memleketim Karadeniz’den bir parça çalacağız deyince ‘aaa’ diye bir şaşırma sesi geliyor.

Anadolu Quartet için Dersim özel bir yer tutuyor diyebilir miyiz?...
Evet. Ben Dersim’de yaşıyorum. İkinci kemanı çalan arkadaşımız Dersim’e geldi, 6 ay yaşadı. Dersim’i hepsi çok seviyor ama illa Dersim ağırlıklı olsun diye derdimiz yok. Grubu kuran ben olduğum ve Dersim’de yaşadığım için etki ediyordur. Nezahat ve Kazım Gündoğan’ın belgesel çalışmaları var, Hay Way Zaman’ın müziklerini yaptım ve beğenildi. Ben de sahneye taşımaya uygun gördüm. Bir 38 ağıtı daha vardı ve ‘Dersim’den çok oldu’ diyerek çıkartmak hiç aklıma gelmedi. Bu şarkıları çalarken gözlerimi kapattığımda Halbori gözelerinde olabiliyorum ya da katledilen insanları görebiliyorum.


BİR SONRAKİ ALBÜM BOL VOKALLİ

 Albüm yeni çıktı ama klasik soru; bundan sonrası için planlar nelerdir?
Yakın zamanda albüm olmaz. Bu albümümüz konser kaydı albümüydü ama bir sonrası için stüdyoya gidip, çalarak kaydedilmesini istiyorum ve daha fazla solistli. Tara Jaff, Burhan Berken, Mehmet Atlı gibi çalıştığımız insanlarla bir albüm istiyoruz.

TÜRKİYE VE KÜRDİSTAN’DA KONSERLER VERMEK İSTİYORUZ

Karadeniz’de konser durumları var mı?
Karadeniz’e dair görüşmelerimiz var. Samsun’da özellikle. Samsun’da müzik geçmişimiz var. Türkiye’nin, Kürdistan’ın her noktasında konser vermek istiyoruz. Bunun için asgari birkaç beklentimiz var; salon olsun diyoruz çünkü açık havada karşılayamayız talepleri. Ve ses sistemi ile ilgili asgari beklentilerimiz karşılansın her yerde çalarız. Mümkünatı varsa mesela Van’a mı gittik, oradaki keman, çello öğrencileri ile buluşalım, çalalım istiyoruz. Gittiğimiz yerlerden mesela öğrenciler yazıyor bize hala; tel istiyor, nota soruyor. Çok seviniyoruz böyle bağlantıları yakaladığımız için.

 

ÖNCEKİ HABER

Oluyor...

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa