31 Mayıs 2015 08:20

Gezi'nin 2. yıl dönümünde tablo: Şiddet var ceza yok

2 yıl önce Türkiye’nin en büyük halk hareketine tanık olundu. İstanbul Gezi Parkı’ndan kısa sürede 79 ile yayılan direnişe katılanlara jet hızla soruşturma açıldı. Aynı adalet, polis şiddeti sonucu 7 kişinin hayatını kaybetmesine, 31 kişinin gözünden olmasına, binlerce kişinin yaralanmasaına ‘Kaf Dağı’ kadar uzak kaldı.

Paylaş

Cansu PİŞKİN
Eda YILDIRIM
İstanbul

Gezi Parkı direnişi  bundan 2 yıl önce AKP hükümetinin Taksim Gezi Parkı’na Topçu Kışlası’nı inşa etmek için Gezi Parkı’nı ve ağaçlarını yok etmesini engellemek için başladı.

Kısa sürede 79 ile yayılan direnişte  5 bin 513 kişi gözaltına alındı, 189 kişi tutuklandı. Polis şiddeti sonucu 7 kişi hayatını kaybetti. 31 kişi gözünü kaybettiği, binlerce kişinin yaralandığı polis saldırıları, ağır aksak ilerleyen soruşturmalara mahkum edilirken, Gezi eylemlerine katılanlara ise jet hızla yüzlerce soruşturma ve dava açıldı.

Şimdi hukuksuzlukları artıracak İç Güvenlik Yasası da yürürlükte ve Türkiye tarihinin en büyük toplumsal hareketinin 2. yıl dönümünde hak arayışı hala sürüyor.

HATAY’IN 3 GENCİ: ALİ, ABDULLAH VE AHMET.....

Hatay Gezi direnişi sürecinde polis şiddetine 3 gencini kurban verdi. Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert ve Ahmet Atakan... Ali İsmail Korkmaz,  Eskişehir’deki  Gezi parkı eylemine yönelik polis müdahalesi sırasında polis ve sivillerce sokak ortasında dövülerek öldürülmüştü.

Abdullah Cömert Hatay’daki eylemlerde  polisin attığı biber gazı fişeğinin başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetmişti.
Ahmet Atakan ise Antakya’da 10 Eylül 2013 tarihinde  biber gazı kapsülünün isabet etmesi sonucu çatıdan düşerek yaşamını yitirmişti.

Ali İsmail’in Eskişehir’den Kayseri’ye kaçırılan davasında 4’ü polis, 5’i tutuklu 8 sanık kasten adam öldürmek ve bu suçu kolaylaştırmaktan yargılandı. Aylarca süren dava sonucunda sanıklara ödül gibi cezalar dağıtıldı. 2 polisin beraatine karar verildi, 6 sanık ise 6 yıl 8 ay ile 10 yıl 10 ay arasında hüküm giydi. Ailede ve kamuoyunda büyük öfke yaratan karar temyiz aşamasına taşındı. Abdullah Cömert’in davası ise güvenlik bahanesiyle  Antakya’dan Balıkesir’e taşınmıştı. Aile her duruşmada adalet aramak için Hatay’dan Balıkesir’e kilometrelerce yol katediyor ancak tutuksuz yargılanan sanık polis duruşmaya bile getirilmiyor. Ahmet Atakan’ın soruşturmasında ise hala ilerleme kaydedilemedi. Aylar geçmesine rağmen dava açılmış değil.

CEZA YOK ADALET YOK

Ali İsmail’in ağabey Gürkan Korkmaz’la konuşuyoruz. Sistematik bir şekilde failleri ve sorumluları koruma ve gizleme çabasının hakim olduğunu anlatiyor. “Ali İsmail’in davasında  sanıkların tespit edilmesi açısından bu durum bir nebze olsun aşıldı. Fakat sanıklar, adam öldürmek suçundan değil, kasten yaralama suçundan ceza aldılar. Yargı sürecindeki bu tür cezasızlıklar mağduriyet üzerine mağduriyet yarattıyor” diyor.

Aradan geçen 2 yıla rağmen Gezi’nin halkların barışması ve birbirlerini anlama noktasında ki katkısının devam ettiğini söylüyor ağabey Korkmaz ve ekliyor: “Gezi bir rüyaydı, hepimiz o rüyayı gördük ve gördüğümüz rüyaya inandık. Gezi Arap olana Arap, Türk olana Türk olduğunu hatırlattı. Bu ayrıştırıcılığı sayesinde insanlara farklı kimliklerle birarada barış içinde yaşanabileceğini, kendinden olmayana saygı duymayı öğretti.”

GÖREVLERİNİN BAŞINDALAR

Gezi’de hayatlarını kaybeden Ahmet Atakan ve Abdullah Cömert’in avukatı Hatice Can Türkiye’de cezasızlığın yalnız yargı pratiğinde değil idari pratikte de hakim olduğuna dikkat çekiyor: Sanık ve delillerin mevcut olduğu Abdullah Cömert davası 2 yıldır sonuçlanmadı. Sanık polis olası kasıtla yargılanıyor ve bunun 20-25 yıl hapis gerektiren cezası var. Ancak sanık hala görev başında. Tutuklanma söz konusu olmadığı gibi görevden uzaklaştırma da olmadı.”
Avukat Hatice Can, görüntülerde sanık polisin yalnız olmadığı apaçık ortada olmasına rağmen davada tek bir sanığın yargılanmasının da diğer bir hukuki vehamet olduğunu söylüyor. Aracı kullanan polis ve emri veren amirlerin de yargılanmasını talep ettiklerini söyleyen Can, faillerin isimleri açıklanmadan taleplerine takipsizlik kararı verildiğini belirtiyor.
Can, Cömert davasının Balıkesir’e taşınması nedeniyle   Anayasa Mahkemesine başvuru yaptıklarını ancak “iç hukuk yolları tükenmemiştir” denilerek başvurularının Ali İsmail davasında olduğu gibi reddediliğini hatırlatıyor.

KAF DAĞININ ARDI...

Can şöyle devam ediyor: “Abdullah Cömert Gezi direnişi sırasında 3 Haziran tarihinde polis tarafından vurulup ilk toprağa düşen gencimizdi. Bir sonraki duruşmamız 12 Haziran’da. Adaleti Antakya’dan 300 km uzaklıktaki Balıkesir’de bulmaya çalışıyoruz. Ama adalet ordan çok daha uzakta, Kaf Dağı’nın ardında.”

Gezi ruhunun en çok, AKP’nin ayrımcı ve mezhepçi politikalarından etkilenip kendini ‘ötekinin ötekisi’ hisseden Antakya halkının bağrında yaşadığını belirtiyor.

İŞÇİ ETHEM DAVASINDA ADALET UYUYAKALDI

Ethem Sarısülük ya da “İşçi Ethem” 1 Haziran 2013’te Ankara Kızılay’daki  Gezi eylemlerinde polis Ahmet Şahbaz’ın yakın mesafeden kalabalığın üzerine açtığı ateş sonucu başına isabet eden kurşunla hayatını kaybetmişti.

Dava süreci hemen başladı ancak adalet bu davada da sınıfta kaldı. Şahbaz davanın ilk duruşmasına, peruk, gözlük ve takma bıyıkla katıldı. Duruşma salonunda yaşanan arbedede Şahbaz’ın peruğu düştü. Mahkeme hemen duruşmayı basına ve kamuoyuna kapattı. Bu da yetmedi Şahbaz’ın telekonferans yöntemiyle  duruşmaya katılmasına karar verildi.

Polislikten uzaklaştırılmayan Şahbaz, davanın ikinci duruşmasına yeni görev yeri olan  Urfa’dan telekonferans yöntemiyle ve yine peruk, gözlük ve takma bıyıkla katıldı. Hakim ve savcının duruşma devam ederken uyuduğu fotoğrafların yayınlandığı üçüncü duruşma ise mevcut adaletin ‘resmi belgesi’ niteliğindeydi. Müebbet hapis cezası istenen Şahbaz, bu vip yargılamanın sonunda haksız tahrik indirimi uygulanarak sadece 7 yıl 9 ay hapis cezası aldı.

Ethem Sarısülük’ün avukatı Kazım Bayraktar duruma, “Polis hükümet partisinin özel muhafız birliğine, yargı da hükümetin özel yargıçlarına ve mahkemelererine dönüştürüldü” yorumunu getirdi. 

DAVA YÜZÜ GÖRMEYEN DOSYALAR

Gezi parkı direnişinde polis şiddeti nedeniyle yüzlerce kişi yaralandı. Gezi’de yaralananların soruşturma süreçleri suç işleyen kamu görevlisi olunca koruma zırhının ne kadar kalınlaştığını gözler önüne seriyor. Torba dosyalara sıkıştırılarak içinden çıkılamaz hale getirilen vakalar, kaybedilen deliller, “yok” denilerek saklanan  görüntüler, iki üç ayda bir savcı değiştiren dosyalar...

Gezi Parkı eylemlerine yönelik polis saldırılarında yaralanan, aynı zamanda Gezi Gazileri Dayanışma Platformu’nun kurucusu ve üyesi olan Erdal Sarıkaya, Aydın Aydoğan, Evren Köse ve Hülya Aslan ile konuşuyoruz. 4’ü de 11 Haziran 2013 tarihinde Taksim Meydanı ve  Gezi Parkı’nda vurularak yaralanan Sarıkaya, Aydoğan, Köse ve Aslan, soruşturmalarındaki adaletsizliğe dikkat çekerken, 2. yıl dönümünde aynı ruhla yine Taksim’de olacaklarını ekliyor.  

‘BU NASIL ADALETTİR?’

Erdal Sarıkaya 11 Temmuz’da Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nda yaşanan polis saldırısında
bir gözünü kaybetti. 2 yıl geçmesine rağmen soruşturması hala davaya dönüşmedi. Dosyası beş savcı gördü. Öyleki üçüncü savcı  hiç koltuğuna gelmeden görevden alındı. Sarıkaya, “Beş savcıya rağmen hala soruşturma aşamasında, bu nasıl adalettir” diye tepki gösteriyor. Beş savcının sonuncusu Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi’nde gerçekleşen rehine eylemine yönelik polis operasyonunda öldürülen savcı Mehmet Selim Kiraz. Soruşturmanın başlangıcından aylar sonra ulusal kriminal büronun yaptığı incelemeyle Sarıkaya’nın vurulduğu yerde görev yapan beş polis teşhis edildi. 5 polisten 2’si  emniyetin savcılığa gönderdiği listede adı olmayan, biri de  olay gününde raporlu görünmesine karşın görüntülerde olay yerinde olduğu da tespit edilen K.K isimli bir polisti.
Sarıkaya’nın bilirkişi incelemesinde aynı yerde akşam saatlerinde biber gazıyla ayağından vurulan Aydın Aydoğan’ın soruşturmasında emniyetin “yok” dediği görüntüler ortaya çıktı. Bu nedenle Aydoğan ve Sarıkaya’nın dosyası birleştirildi. Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın ölümüyle dosyaya yeni savcı atandı. “2 yıllık süre zarfında ülkenin  ne kadar adaletsiz, siyasi baskının, sivil diktatörlüğün devletin her kurumuna nasıl hakim olduğunu, katillerin nasıl aklanarak hiç almamışcasına ufak ufak cezalarla kurtarıldığını gördük” diyen Sarıkaya, suç zincirinin dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’a kadar uzandığını bu nedenle polislerin korunduğunu ifade ediyor. Yargının da iktidarın etkisi altında hareket ettiğine vurgu yapıyor Sarıkaya ve ekliyor: “Öyle bir siyasi iktidarla karşı   karşıyayız ki kim ona laf söylüyorsa ya görevden alınıyor ya başka birşey oluyor. Bu nedenle meşruluğunu yitirmiş bir yargı isstemiyle var karşımızda.”  Sarıkaya’yla Gezi direnişini de konuşuyoruz. 2. yıl dönümünde yine Taksim’de olacağını söyleyerek başlıyor sözlerine. Farklılıkları yan yana getiren Gezi ruhunun bugün hala sürdüğünü de ifade ederek, “Birleşmiş, omuz omuza kenetleniş halk her türlü diktatörlüğü krallığı yıkar. Asla bölünmez, asla parçalanmaz. Yine sokakta olacağız. Alanlar bizim, caddeler bizim” diyor.

‘HER ALANDA TOPLUMA MÜDAHALE VAR’

11 Haziran’da biber gazıyla ayağından vurulan Aydın Aydoğan’ın dosyasında olan yeni gelime  İçişleri, emniyet ve valilik hakkında açtığı tazminat davasının kabul edilmiş olması. 9 Haziran’da bu davanın ilk duruşması görülecek. Ancak Aydoğan’ı vuran polisler hakkında yürütülen soruşturma ise ağır aksak ilerliyor. “Devlet  resmen suçluyu koruyor” diye isyan ediyor Aydoğan. Hukukun güçlüden yana işletildiğini söylüyor Aydoğan ve “Biz gelecekten emin olduğumuz bir ülke istiyoruz” diyor.

BİR YILDIR ATK RAPORU BEKLİYOR

Hülya Aslan da 11 Haziran’da Taksim’de plastik merminin sağ gözüne isabet etmesi sonucu görme yetisini kaybetti. 3 ameliyat geçirdi ve hala olması gereken 2 ameliyatı daha var.
Vurulmasının ardından yaşadığı travma nedeniyle hem kendisi hem de ailesi psikolojik yardım alan Aslan, üniversiteyi de yarı da bırakmak zorunda kalmış. Aslan’ın soruşturma dosyası da skandallarla dolu. Adli Tıp Kurumu raporu muayeneye gitmeden hazırlanmış. Söz konusu bu raporda gözünü kaybeden Aslan için yapılan teşhis için, “Göz çevresinde hafif zedelenme” olmuş. Daha sonra dosyaya atanan savcı Kiraz ise, Aslan’ı  ATK muayenesine gönderdi. Ancak  bir yıldır ATK’den bu  raporu göndermesi bekleniyor. Aslan, “Zaten herşeyde devletin bir derin parmağı olduğu için dava açılması konusunda ilerleme yok. O gün görev yapan polisler benim için “yasa dışı örgüt üyeliği”, “kamu malına zarar verme” suçlamalarını yöneltti. Bu yüzden yaptıkları müdahaleyi savundular” diyor. “Öyle bir adaletsizliğin içinde adalet arayışımız devam edecek” diyen Aslan, Er ya da geç haklarını alacaklarını söylüyor. Aslan’la da Gezi’yi konuşuyoruz.  “Gezi bir başlangıçtı. Sona ermiş de değil. Haklı mücadelemize sonuna kadar devam edeceğiz” diyor.

‘ HUKUK İŞLESEYDİ...’

11 haziran 2013 tarihinde Gezi Parkında biber gazıyla başının sağ tarafından vurulan ve bu nedenle hem gözünü hem de işitme yetisini kaybeden Evren Köse de, Gezi parkı eylemlerine gittiği için hiçbir pişmanlık duymadığını söylüyor ve ekliyor: “Herkesin bir gün bir şekilde öleceği bu hayatta inandığı değerler uğruna bilerek ve isteyerek, ölümü göza alarak yürüttüğü mücadele nedeniyle ebediyete intikal eden birisinin ardından ağıt yakmak değil tevazuyla değerlerine sahip çıkmak gerekir” diyor. Soruşturma sürecini anlatıyor Köse, soruşturma savcının 3 ay sonra dalga geçer gibi ‘emniyete gidin ifadenizi yazdırın’ dediğini aktarıyor Köse. Emniyetin olay yerine ait görüntü olmadığını iddia ettiğini belirtiyor Köse ve “O savcının elindeki yetki benim olsa bir haftada hepsini bulurduk. Mesela birkaç gün önce  evim soyuldu. Polis ‘değerli eşyaları evde bırakmayın’ diyor. Bu ülkede yaşıyoruz hal buyken ben bu ülkede hukuktan ne bekliyim” diye tepki gösteriyor. İktidarın hak, hukuk tanımadığını söyleyen Köse, ülkede hukukun işlemesinin Gezi direnişini var eden etkenlerden biri olduğunu ifade ediyor.

ÖNCEKİ HABER

Ne oldum demeyeceksin ne olacağım diyeceksin

SONRAKİ HABER

ABD'ye giden göçmenlere Meksika engeli

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa