17 Mayıs 2015 09:00

Biz konuşuruz, Ak Parti yapar

Paylaş

Nihan GÜNELİ

Seçime 21 gün kalmışken seçim meydanlarında yarışan partiler, aynı zamanda reklam kampanyalarıyla da yarışıyor. Muhalefet partileri, neleri, nasıl ve ne zaman yapacaklarını açıklamanın yanında iktidar partisinin icraatlarını da eleştirirken, Ak Parti 2001 yılından beri süren iktidarında yaptıklarını anlattığı ve sloganı ‘Onlar konuşur Ak Parti yapar’ olan otuz küsur tane reklamıyla televizyon ekranlarında boy gösteriyor. 

Ak Parti reklamları tabi, biraz enteresan. Reklamlar başladığı gibi önce izleyenleri geriyor, sıkıyor; fakat sonlara doğru yeni Türkiye Ak Parti ile bunları aştı diyerek başta verdiği gergin atmosferi dağıtmaya çabalıyor. Belli ki reklamları yapanlar, başta gerim gerim gerilen izleyicinin bu atmosferden birkaç saniye içinde çıkamayacağını düşünememiş. Nitekim, reklamın başında yaşanan gerginlik o kadar büyük ki, o gergin saniyelerden kurtulamadan ve haliyle ne olduğunu anlamadan bitiveriyor Ak Parti reklamları.

MEVCUT BAŞBAKAN O KADAR DA KONUŞAMIYOR

Genelde Türkiye’nin Ak Parti iktidarında ne de şahane bir ülkeye dönüştüğünden bahseden reklamların sayısı fazla olabilir, ama en azından süresi kısa. Temalarsa çeşitli: Otuz küsur reklamın kimi ‘terör’ sorununa yoğunlaşmış, kimi başörtüsü üzerine; kimisi girişimcilikten bahsederken, kimi ekonominin ne kadar şahane bir noktaya getirildiğinin altını çiziyor. Ama büyük çoğunluğu yapılan yollar, havalimanları, statlar ve evlerden bahsediyor. Yine beton yani. Reklamların ortak özelliği ise hep aynı sloganla bitmesi: Onlar konuşur, Ak Parti yapar. İnsan ister istemez düşünüyor; Recep Tayyip Erdoğan gibi hitabeti yüksek ve geniş kitleleri bir konuşmasıyla etkileyebilen bir liderden sonra, acaba mevcut başbakan o kadar da konuşamadığı için mi bu slogan tercih edildi? Yok canım, daha neler.

AK PARTİ İKTİDARA GELDİĞİNDE ORTAOKULDAYDIM

Benim favorilerimin başında Gezi sürecindeki haklı isyana çemkiren reklamlar. Bir reklamda Türkiye’nin enerji koridoru haline gelmesiyle övünülüyor, diğerinde her şeyin güzelleşmesiyle. Her şey güzelleşmiş yeni Türkiye’de. Eskiden hava kirliliğinden göz gözü görmüyormuş, şimdilerde bu durumun müsebbibi olanlarsa çevreci geçiniyormuş. Yani diyor ki reklam, sizi de gördük, şimdi çevreci geçinmeyin. Bu vesile ile ben Ak Parti iktidara geldiğinde ortaokulda olduğumu belirtmek isterim. 1985 sonrası doğan ve reklamlardaki dille bugün ‘çevreci geçinen’ gençliğin 2001 öncesini ne kadar hatırladığını tartışmak ayrı bir yazının konusu olsun. 

BAYILAN HELİKOPTERLE TAŞINIYOR

Sonradan Mehmet Ali Erbil’in programında kocaman bir salamın tamamını ağzına almak suretiyle ısırmaya çalışan bir başrol oyuncusunun, hamile rolündeki hanımını sadece bayıldığı için helikopterle hastaneye taşıyan reklam bir yana, benim favorim avukatlı reklam. Şimdi Sezar’ın hakkı Sezar’a: Suratına suratına sallanan bir kilo salamı ağzıyla kopartmaya çalışan beyefendinin harika bir oyunculuk sergilediği hastane temalı reklamı oldukça eğlenceli bulduğumu ve her seferinde keyifle ve dahi kahkahalarla izlediğimi belirtmek isterim. Fakat, avukat rolünü diğer reklam yıldızları kadar başarıyla icra eden hanımefendinin yer aldığı reklam bakımından aynı hisleri ne yazık ki paylaşamıyorum.

REKLAMDA DİYOR Kİ;

Reklamda diyor ki; uzun gözaltı süreleri kalktı, düşünce özgürlüğünün önü açıldı, ana dilde eğitim başladı ve üniversitelerdeki başörtü yasağını kimse hatırlamıyormuş bile. Yine Ak Parti’nin başörtü temalı reklamında, başörtülü genç bir kadının Ak Parti iktidarından evvel yaşadığı muhakkak ki acılı süreci anlatan reklamının varlığının, üniversitelerdeki başörtü yasağını kimsenin hatırlamadığına ilişkin beyanla mükemmel bir çelişki oluşturmasına girmeyeceğim. Bu da başka bir yazının konusu olsun. Zira reklam, 2015 yılını daha çok ilgilendiren başkaca konulara yoğunlaşmakta.

REKLAM DEĞİL, HAKİKAT

Bakın, reklam değil, hakikattir: Ben bir avukatım. Ruhsatımı aldığımdan beri özellikle ifade özgürlüğü ve kadın hakları alanlarında gönüllü çalışıyorum. Ne zaman ki ifade özgürlüğünü, diğer tarafta hükümet veya hükümete yakın bir kimsenin olduğu bir davada savunmaya çalışsam, ne geziciliğim, ne hainliğim, ne de masonluğum kalıyor. Tabi kendinize ‘ne alaka’ diye soruyor olabilirsiniz. Ben de soruyorum. Bazen yurtdışından gazeteciler geliyor, Türkiye’nin durumunu, mevcut davalardan insan hakları ve ifade özgürlüğü konusunda nasıl sonuçlar alındığını merakla soruyorlar. Avukatların adliyelerde yerlerde sürüklenmesinden, gözaltına alınan ve dayak yiyen, işkence ve eziyet gören, çıplak aranan, hakaretlere maruz kalan insanlardan haber almak istiyorlar. Konumu gereği eleştiriye daha fazla tahammül göstermekle yükümlü olan başbakan ve cumhurbaşkanına yapılan eleştiriler sebebiyle açılan davaların akıbetini öğrenmek istiyorlar. Polis şiddetini merak ediyorlar. Ak Parti’nin referandumda ‘yetmez ama evet’ dedirtmek için kullandığı Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkını seçim beyannamesinde kaldırma taahhüdünü, yeni güvenlik paketini, polisin istediği kişiyi 48 saat süre ile belirsiz bir yerde tutmasına ve taş atana silahla karşılık verebileceğine ilişkin hükümleri, istedikleri gibi karar vermeyen hakimlerin, talep ettikleri dosyaları talepleri kapsamında araştırmayın savcıların sürülmesini ve dahi tutuklanmasını falan merak ediyorlar. Vallahi inanır mısınız, onlara anlatayım diyorum neler yaşadığımızı, korkuyorum. Çünkü ‘gelip alıverirler’ masalının her geçen gün ne kadar ciddiye bindiğini görüyorum. 

Fakat bir konuda haklı bu reklam: Biz konuşuyoruz. Ak Parti yapıyor. Biz yapmasınlar diye konuşuyoruz, neden yapmak istediklerinin yapılamayacağını anlatıyoruz, gerekçelendiriyoruz, açıklıyoruz. Ak Parti yine de yapıyor.

Nitekim doğru da bir slogan. CHP’li vekiller meclis kürsüsünden Soma’da facia geliyor diye ‘konuşuyor’, katliam yapılıyor; muhalefet diğer ülkelerin iç işlerine karışmayalım diye ‘konuşuyor’, Suriyeliler Türkiye’ye yerleşiyor; yine muhalefet Merkez Bankası’na müdahale etmeyin diyor, Amerikan Doları görülmüş en yüksek seviyeye çıkıyor. Oluyor yani, bunların hepsi biz konuşurken oluyor.

Hal böyle iken, Ak Parti reklamları, esasında bir gerçeğin altını çiziyor: Ak Parti kimseyi dinlemiyor, ne yapmak isterse onu yapıyor. Dolayısıyla da ben bu reklamları biraz da özeleştiri olarak görüyorum. Sonuçta reklamdır; bir ürünün en ala yönlerinin altı çizilecek, daha az övünç duyulan hususlardan bahsedilmeyecek. Demek ki, Ak Parti en çok kimseyi dinlememesiyle övünüyor. Demek ki, Ak Parti en çok bizleri kaale almadığının altını çizmek istiyor.

ÖNCEKİ HABER

Bilim, iktidar ve Suriyeliler

SONRAKİ HABER

Tamir ettiği kepçenin altında kalan usta hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa