17 Mayıs 2015 08:56

Bilim, iktidar ve Suriyeliler

Paylaş

Ercüment AKDENİZ

İçişleri Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde 81 ilin valilerine bir yazı gönderdi. İlgili talimatname, mültecilere yönelik saha çalışmalarına bundan sonra Bakanlığın onayı olmadan izin verilmememesi gerektiğini söylüyor. 

Üzerine çokça şey yazılıp çizilebilir ama bence genelgenin en tuhaf ve çelişkili yanı şu iki noktada düğümleniyor:

1- Bu kararın gerekçesi 6458 sayılı Kanunun 94. maddesindeki “iltica iş ve işlemlerinde gizlilik ilkesi”ne dayandırılıyor. Burası son derece tuhaf çünkü Suriye’deki iç savaş nerdeyse 5. yılına girdi ve Türkiye’de hâlâ kaydı yapılmayan 300 bin Suriyeli var! Kayıt demişken devlet bu işleme “biometrik kayıt” diyor. Bu deyişte iltica haklarından ziyade güvenlik kaygısı öne çıkıyor. Her neyse mevzuya geri dönersek; Geriye kalan 1.6 milyon Suriyelinin kayıt altına alınması ise henüz çok yeni. Üstelik bu kayıt altına almalar ne kadar “iltica talebinin kabul edildiği” anlamına gelir, orası da ayrı bir tartışma konusu. Peki, Suriyeliler yıllarca Türkiye’de nasıl yaşadılar? Bu insanların uluslararası sözleşmelerden doğan “sığınmacılık”, “mültecilik” ve “iltica” talepleri neden bu süre zarfında görülmek bile istenmedi? Ve 5 yıl boyunca bu insanlar sokaklarda, izbe yıkıntılar arasında yaşam savaşı verirken devlet nerdeydi? Suç örgütlerinin ve insan tacirlerinin pençesine düşen binlerce Suriyelinin “gizlilik hakları” nerede kaldı? Merdiven altı atölyelerde kayıt dışı çalıştırılmalarına göz yumulan; tarım bölgelerinde toprak ağalarına, dayıbaşlarına topluca satılan Suriyelilerin iltica haklarına ne oldu peki? 

2- Karara gerekçe gösterilen bir diğer tespit de Suriyelilerin “kişisel verilerinin” bazı ulusal ve uluslararası kuruluşlarca toplandığı ve bunun Suriyeliler için bir tehlike arz ettiği yönünde! Peki, iddia edilen veriler doğruysa bunları kim toplamış, nerede ve nasıl kötü amaçlar için kullanmış? Bu sorulara dair tek bir bilgi bile yok. Kısacası burada iktidar, bir torba açıp üniversiteleri, akademisyenleri, partileri, dernekleri topluca o torbanın içine atıyor. Torbanın içinden de çıka çıka bağımsız “saha araştırmalarına” yasak kararı çıkıyor. Kanımca burada devlet bir taşla iki kuş vurmak istiyor. Yani hem Suriyelilerin uluslararası sözleşmelerden doğan haklarını (gerçek sefaleti ve kayıtdışılığı perdeleyerek) ötelemeyi düşünüyor hem de bu nüfusu Esad rejimine karşı dış politikanın siyasi bir tarafı olarak elinde tutmayı hedefliyor. Sanırım şu soru meselenin tuhaflığını daha anlaşılır hale getirecektir; Devletin verdiği rakamlar Türkiye’de 2 milyon Suriyelinin olduğunu söylerken neden kamplarda sadece 250 bin Suriyeli kalıyor? Kamplardan kaçmak zorunda kalan yüzbinlerce insan canını, malını, namusunu kimden kurtarıyor? Kampların hakimi kimler ve mülteci kamplarında kim, kimi fişliyor?       

Geçtiğimiz hafta “Mülteci işçiler” konulu iki etkinliğe katıldım. Bunlardan biri Boğaziçi Üniversitesi Sosyal Bilimler Klubü’nün düzenlediği Emek Haftası’ydı. Öncelikle bu başarılı çalışmaya emek veren genç arkadaşları tebrik ediyorum. Soma ile dayanışmayı merkez alan etkinliklerde Suriyelilerle ilgili de bir oturum vardı. Suriyeli müzisyenlerin de katıldığı etkinlikte genç arkadaşlarla bir söyleşi yapma şansı buldum ve gördüm ki; çok sayıda öğrenci (ya da yüksek lisans öğrencisi) Suriyelilere ilişkin saha araştırması yapmak istiyor. Bu tür çalışmaların içinde olanların sayısı da az değil. Onlara söylediğimi burada da paylaşıyorum; Artık mültecilere ilgi duymak ve akademik çalışmalara yönelmek yetmiyor, iktidarın bilim üzerindeki yasaklarına karşı bütün disiplinlerin militan bir araştırmacılığa yönelmesi gerekiyor.

Katıldığım bir diğer etkinlik de Malatya Kitap Fuarı’ydı. Malatya’da mülteci işçilere ilişkin yaptığımız panelde, üniversite öğrencilerinin bana yönelttikleri bazı soru ve görüşlere dikkat çekmek isterim. Bakın öğrenciler Suriyeliler için neler söylüyor:

* “Madem Türkiye’ye gelen Suriyeliler vatansızlar, o zaman orada kalıp vatanları için savaşsalardı...”

* “Almanya’daki Türkiyeli işçileri örnek göstermek ne kadar doğru? Çünkü bizim işçiler oraya zorla gitmedi, Almanya bizim işçileri çağırdı. Suriyelilerin durumu öyle değil...”

* “Milliyetçilikle ırkçılık aynı şey değil. Linçlerle milliyetçiliğin ilgisi olamaz...”

* “Suriyeliler kendi içlerindeki mezhep tartışmalarını ülkemize taşıyor, bu tehlikeli değil mi? Böyle giderse ulusal bilincimiz ve varlığımız zarar görecek...” 

* “Sığınmacı nüfus gelinen yerde taşınabilir değil. Eşit yurttaşlık hakkı ne kadar gerçekçi? Onları geri göndermek ya da uluslararası alana nakletmeyi zorlamak gerekmez mi?”

Bu soru ve görüşler karşısında onlara ne mi anlattım? “Suriye Savaşının Gölgesinde Mülteci işçiler” kitabında yer alan röportajlarımı anlattım. Suriyeli işçilerin söylediklerini aktardım. Ve gördüm ki; üniversitelilerin de bir an önce sahaya inmeleri ve Suriyelilerle temas etmeleri gerekiyor. Bilim ile Suriyeli mülteciler arasında iktidar, sanırım tam da bu temastan korkuyor.  

ÖNCEKİ HABER

Kadınlar cesur, kral çıplak

SONRAKİ HABER

İşkence iddiaları karşısında devletin kapısı duvar: İşkenceye sıfır yanıt

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa