02 Mayıs 2015 17:48

Yine de umutsuz olmuyor

İçimizden biri: Hatice AblaBirkaç ay önce çalıştığı bir metal fabrikasında elinin pres makinasına sıkışması nedeniyle sağ elinin parmaklarını kaybetti. Aslında bu kazayı ve onun yaşamında nelerin değiştiğini konuşmak için başladığımız sohbet, tam anlamıyla “anlatsam roman olur” hali alıyor.

Paylaş

Eylem SARIOĞLU

Kayseri’ye geldiğim ilk yıllarda bir metal fabrikasında çalışan işçilerle buluştuğumda tanışmıştım Hatice Abla ile, o gündür bugündür yaşam mücadelesine, yüreğine hayran olduğum bir kadın. Sonra çok güzel anılarımız oldu. Kayseri’de gecekondu mahallesinde yaşayan kadınlarla yaptığımız tiyatroda sürekli bel ağrısı çeken evlere temizliğe giden bir işçi kadını oynamıştı.
Kayseri’de yapılan “İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği”ne ilişkin toplantıdan sonra bugün için randevulaştık. Akşam da onun evinde buluştuk. Hatice abla birkaç ay önce çalıştığı bir metal fabrikasında elinin pres makinasına sıkışması nedeniyle sağ elinin parmaklarını kaybetti. Aslında bu kazayı ve onun yaşamında nelerin değiştiğini konuşmak için başladığımız sohbet, tam anlamıyla “anlatsam roman olur” hali alıyor.
İş kazası geçirdiği için ona ilk sorum “Ne zamandır işçilik yapıyorsun?” oluyor. 12 yaşında tarlalarda çalışmaya başladığını söyleyince ben gayri ihtiyari yüzüne bakıyorum. “Birinin yanında yevmiye ile fasulye kazmaya gittim, işçilik hayatım böyle başladı, o günü hayatımın sonuna kadar unutamam” diyor.
AYRILIĞIN ADI YOKLUK
43 yaşında olan Hatice abla yaklaşık 30 yıldır çalışıyor. 9 yaşında babasını, 10 yaşında annesini kaybetmiş. Beş kız kardeş resmen dağılmışlar. Dört amca ve bir hala kendi aralarında paylaşmış bu beş kızı. Annesiz ve babasız olan Hatice, kardeşsiz de kalmış. “Evlendim, üç çocuğum oldu, aradan yıllar geçti ve ben öyle gördüm kız kardeşlerimi. Hiç kimse birbirinin düğününü de görmedi, doğumuna gidemedi” diyor. “Niye?” diye sorduğumda cevap acı oluyor “Yokluk”. “Çarşıya gidecek dolmuş paramızın olmadığı, yiyecek ekmek para bulamadığımız günler oluyordu” sözleri, yoksulluğun kız kardeşleriyle arasına nasıl girdiğini anlatıyor.
Evlendikten ve çocukları olduktan sonra, kız kardeşlerine yakın olmak için Avanos’ta bir tavuk çiftliğine yerleşiyor ailesiyle ve burada çalışmaya başlıyor. Bir gün Maraş’taki kız kardeşinin çocuğu hastalandığında doktor ya Malatya’ya ya da Kayseri’ye götürün diyor. Kız kardeşi de ablamı görürüm umuduyla Kayseri’ye getiriyor çocuğunu.  Yani, 10-12 yıl sonra bir hastane odasında kızkardeşi  ile tekrar kucaklaşıyor.
50 TL VE İKİ FATURA
Bir süre sonra yine ekmek parası için Kayseri’ye yerleşiyorlar ve başlıyor fabrikalar arasında ömür tüketmeye. Çoğunlukla metal fabrikalarında çalışmış. En son yine bir metal fabrikasında çalışırken hayatını değiştirecek bu iş kazasını geçiriyor. Kazanın nasıl olduğunu, o gün ne yaşadığını sormak benim için çok zor. Bir şekliyle giriyorum konuya. “Bundan sonra her şey daha kötüye gitmeye başladı” diye giriyor söze. “İşe gelirken kafanda birçok sorunla geliyorsun. Evin derdi, çocukların derdi, akşam evde ne pişeceği... Birçok sorunu yanında getiriyorsun.”
Kaza gününü şöyle anlatıyor: “Bir ya da iki gün önce eşimle maaşları aldık. O ay eşimin aldığı ile beraber 2 bin TL’ye yakın para elimize geçti. Kış günü doğalgaz parası, krediler evin taksiti, bakkalın borcu derken tüm parayı borçlara dağıttık. Elimizde bir ay boyunca  geçinmemiz gereken 50 TL para ve ödenmemiş iki fatura kaldı. Ben 50 TL ile ay sonunu nasıl getireceğimi düşünürken bu olay oldu...”
Olayın şokuyla önce hatırlamamış kazanın nasıl olduğunu. Ama şimdi saniye saniye hatırlıyor ve artık o sahne gözünün önünden hiç gitmiyor. Makinenin içine sıkışan metal parçasını almak için uğraşırken 80 tonluk pres makinesi basıyor ve Hatice ablanın sağ el parmakları kopuyor, ömründen ömür gidiyor…
“Makine eski ve sürekli arıza veren bir makineydi. Bir gün önce bir tamirci geldi. Bakım ve tamirinin masraflı olduğu söylendi. Ustaya bir süre daha idare eder dediler. Yetişmesi gereken bir iş olduğundan çalışmaya devam edildi. Onlar işler yetişsin diye idare ettiler ama ben idare edemedim” diyerek içindeki isyanı dile getiriyor. Sürekli arıza veren bir makine, sensörleri olmayan bir makine, işler yetişsin diye başına oturtturulan Hatice abla…
“Kaza oldu, ambulansla hastaneye giderken bile bu halimle artık çalışamayacağımı ve borçların nasıl ödeneceğini düşündüm. Yanımda bana refakat eden işçi arkadaşıma bunu sorup durdum. O da beni teselli etmeye çalıştı. Bu esnada hiç elimin ağrısını hissetmedim. Başım ağrıyordu, kalbim ağıyordu. Ta ki hastaneye gelene kadar...”
MAKİNENİN SÖNDÜRDÜĞÜ UMUTLAR
Olaydan sonrasında tüm ruh hali değişmiş, psikolojisi bozulmuş. Her şeyden korkar olmuş, yanında yüksek sesle konuşulduğunda bile dayanamadığını söylüyor. Geleceğe dair umutlarının bu olay ile birlikte yok olup gittiğini göz yaşları içinde anlatıyor. “Ben evime çok düşkündüm, işime çok düşkündüm, örgüme çok düşkündüm. Hayalim emekli olup torunlarıma örgü örmekti, ama artık hiçbirini yapamayacağım. Bugüne kadar her işimi kendim yaptım, yaşam bana başka bir şans da tanımadı. Başka türlüsüne alışık değilim. Böyle kendimi yarım yamalak hissediyorum. Bunu asla anlayamazsınız” diyerek içinde kopan fırtınayı özetliyor.
“Çocukluğumda şu an anlatmak istemediğim birçok kötü şey geldi başıma. Ömrüm boyunca çektiğim tüm sıkıntı, üzüntü birikti, birikti ve bir alev topu gibi patladı elimde. Tüm yaşadıklarımı düşündüğümde nasıl delirmedim diye kendime şaşırıyorum” diyor. “Giyinirken eşim bana yardım ediyor; hem çok seviniyorum hem de çok üzülüyorum...  Bazen umutlanıyorum ‘başarabilirim, bir şeyler yaratabilirim’ diyorum sonra tekrar umudumu kaybediyorum. Yemek yapamıyorum, soğan soyamıyorum. Evde yalnız olduğumda artık sadece kahvaltı yapabiliyorum.”
“Hayat çok garip hiç böyle olacağımı düşünmezdim. Sormadan edemiyorum. Yokluk, öksüzlük, yetimlik hep benim için mi idi. Bari bu olay olmayaydı, birini de ben yaşamasaydım. İsyan etme diyorlar. Ama bunları sormadan yapamıyorum. Tüm acıları ben mi çekmek zorundayım” diyerek tüm yaşamının hesabını soruyor. “Beni mutlu etmek için çevremde çok uğraşan var. Eşim de her istediğimi yapmaya çalışıyor. Ama bende kalmadı...” Sonra sözcüklerin yerini göz yaşları alıyor. “İçimi boşaltana kadar ağlamak istiyorum” diyor.  Beraber ağlıyoruz. Aslında Hatice abla, sadece kopan parmaklarına değil tüm yaşamına ağlıyor. “İnsanın bunca şeye rağmen aklını yitirmeden yaşaması için arsız olması gerekir” diyor. “Her şeye rağmen yaşayacağız. İnsanın hisleri saniyede değişir mi! Öyle oluyorum. Yine de umutsuz olmuyor.”

 

ÖNCEKİ HABER

Erdoğan'ın 'Nankör' dediği işçi: Asgari ücrete mahkum edildik

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa