26 Mart 2015 05:00

Vali gözetiminde çocuk işçilik

Çoğunluğu Kürt ya da Suriyeli yüzlerce çocuk, İstanbul Valisinin heyetine başkanlık ettiği İkitelli Organize Sanayii Bölgesi’nde günde 12-13 saat çalıştırılıyor. Vali, kısa süre önce kar tatilleriyle nam saldı ve şimdi de 1 Mayıs yasağıyla gündemde ama çocuklar hem kar tatilinde hem de 23 Nisan ve 1 Mayıs’larda çalışmaya devam ediyor.

Paylaş

Sinan CEVİZ / Ümit KARTAL
İstanbul

İkitelli Organize Sanayi Bölgesi, İstanbul’un en büyük organize sanayi bölgesi. Sabahın 7’sinde fabrikalara akın eden işçiler arasındaki 12-15 yaş arası çocuklar dikkat çekiyor. Öyle ki bölgede bulunan Ayakkabıcılar Sitesi’nde çalışan her 4 işçiden 1’i çocuk. Günde 13 saat çalışan çocukların sigortası yok, aldıkları ücret 400 ile 600 lira arasında değişiyor. İkitelli Organize Sanayi Bölgesi’nin müteşebbis heyetine ise İstanbul Valisi Vasip Şahin başkanlık ediyor.

İşe giriş saatinde site girişine gidiyoruz. Saçlarını limonla tarayıp gelen, yataktan zor kalkmış ve uykusunu alamamış çocuklarla karşılaşıyoruz. Kimisi tek başına gelmiş, kimisi yaşıtı arkadaşıyla... Babasıyla birlikte aynı işyerinde çalışanı da var aralarında. Büyük çoğunluğu Kürt ya da Suriyeli. Kimsenin onları zorlamasına gerek yok. Küçük yaşta büyük yüklerin altına giren çocuklar neden çalışmak zorunda olduklarını biliyorlar: “Geçim sıkıntısı.”

‘DAYANIYORUZ ABİ...’

Vanlı N. 12 yaşında. Sabah 8’den akşam 8’e kadar ‘Ayakkabı fırınına iş koyuyor.’
“12 saat nasıl dayanıyorsun?” diye soruyoruz. “Dayanıyoruz abi bir şekilde” diyor. Üşüdüğü belli... Israrlarımıza rağmen, “Montum var ama kendim giymedim” diyor. “Okulu niye bıraktın?” sorumuza, mahcup şekilde yanıt veriyor: “Bıraktım işte abi.” N. ile konuşmaya devam ediyoruz:
-23 Nisan’da ne yapacaksın?
-Bir şey yapmayacağım çalışacağım.
-1 Mayıs’ı biliyor musun?
-Biliyorum.
-Ne yapılıyor 1 Mayıs’ta
-Bilmiyorum, çalışılıyor.
-Tatilin ne zaman?
-Pazar hep tatil.

‘1 MAYIS TATİLDİR’

Vanlı S. 14 yaşında. İşe gecikme korkusuyla hızlı hızlı yürüyor. Yürürken birkaç soru soruyoruz S.’ye...
-23 Nisan’ı biliyor musun?
-Biliyorum.
-Nedir 23 Nisan?
-Çocuk bayramı.
-Ne yapıyorsun 23 Nisan’da?
-Çalışıyorum.
-1 Mayıs’ı biliyor musun?
-Biliyorum.
-Nedir 1 Mayıs?
-Tatildir.
-Ne yapıyorsun 1 Mayıs’ta?
-Abimle geziyorum.

ÖĞRETMEN OLACAĞIM!

‘Feleğin çemberinden geçmiş’, ‘görmüş geçirmiş’ denilecek kişiler olur ya, C.B. ve Y. küçük yaşlarında öyleler... Bıraksak, onlar bizimle röportaj yapacak. En büyükleri 16 yaşında, 11 yaşından beri burada çalışıyor. Birbirlerine şaka yapıyor gülüşüyorlar, biraz da bizimle uğraşıyorlar:  “Abi bu garibanı çekin, haberini yapın. Valla evde çocuklar taş kaynatıyor.”
Sigortasız çalıştırılıyorlar. 23 Nisan çocuk bayramını da 1 Mayıs’ı da biliyorlar. Kar tatilinde de çalışmışlar. Yaşları 12, 14, 16 ama “Biz çocuk değiliz abi, çalışıyoruz” diyorlar. “Büyüyünce ne olacaksınız gençler” diye soruyoruz. Yanıtları kadar birbirleriyle girdikleri diyalogları oldukça çarpıcı:
C: Adam olsun yeter.
Y: Öğretmen olacağım.
B: Oğlum burada çalışmakla öğretmen mi olunur!
Gülüşüyorlar. B.’ye, “Peki sen ne olmak istiyorsun?” diye soruyoruz: “Valla Allah ne kısmet ederse. Ya ustabaşı ya patron...” diyor.

‘BÜYÜYÜNCE HALEP’E DÖNMEK İSTİYORUM’

Suriyeli Kürt çocuklarla konuşuyoruz. Fotoğraflarını çekmeye başladığımızda korkuyorlar. İlk önceleri “Kürt’üm” diyen çocuklar bir süre sonra Kürtçe “Kırmanci nızanım (Kürtçe bilmiyorum)” diyerek hemen yanımızdan ayrılıyorlar.
M. 13 yaşında. Suriyeli Türkmen... Ailesinin geçimini sağlamak için çalıştığını söylüyor. Sabah 9, akşam 9 çalışan M. ve arkadaşı E.’ye neden erken geldiklerini soruyoruz. “Açılana cek bekleyeceğiz. 1 dakika geç kalınca içeriye koymuyorlar” diyor.
Suriye Türkmenlerinden iki çocuk daha işe yetişme telaşıyla koştururken birkaç sorumuza cevap veriyor. “Sabah 8’den akşam 9 buçuğa kadar çalışıyoruz, aylık 600 lira alıyoruz. Sayacıyız.”  Büyüyünce ne olmak istiyorsunuz sorumuza, “Halep’e köyümüze dönmek isti-yoruz” diyorlar.

‘BENİM GÜNAHIM DEĞİL DEVLETLERİN GÜNAHI’

Çocukların en küçük görünümlüsü, yanında büyük bir adamla geliyor. “Bu da işçi değildir herhalde diye düşünüyoruz” Uykudan zor uyandığı gözlerinden anlaşılıyor... Yanındaki adamın babası olduğunu, beraber işe gittiklerini öğreniyoruz. Suriyeliler... Babası fotoğrafının çekilmesini istemiyor. Belli ki utanıyor. Haber yapmak istediğimizi anlatıyoruz. “Benim günahım değil, devletlerin günahı” diyor. Görüşmemizden sonra çocuğunun elinden tutarak atölyeye doğru devam ediyor.


BU SÖMÜRÜ SİSTEMİNE DUR DEMEK LAZIM

Güven Gerçek (Emek Partisi İstanbul İl Başkanı): Çocuk emeğinin sömürülmesi, ülkemizde giderek daha fazla olağan hale gelmektedir. İşçi sınıfının partisi olarak, her gün sanayi sitelerinde, sanayi havzalarında böyle içler acısı tablolara tanık oluyoruz. Özellikle Kürt çocukları ve Suriyeli göçmen çocuklar, yani savaşın yıkım yarattığı ve zorunlu göçün yaşandığı yerlerden gelen çocuklarımız, bu sömürü çarkının dişlileri arasında eziliyorlar. İnkar edilerek, yok sayılarak hakları tanınmayarak yerinden yurdundan göç ettirilen çocuklar, kapitalizmin savaş batağından, kapitalizmin ağır sömürü batağına çekiliyorlar. 12 yıllık AKP iktidarı döneminde, çocuk işçiliğin yaşı neredeyse 7’ye kadar düştü. Yol yaptım, köprü yaptım, çılgın projelerimiz var diyen iktidarın, tek gerçeği budur. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyenler, çocuklarımızın ve emekçilerin alın terleri üzerinden ‘Türkiye büyüyor’ naraları atıyorlar. Oynaması ve okula gitmesi gereken 12-13 yaşlarındaki çocuklar çalışmak zorunda bırakılıyor. Hem de 300-500 lira karşılığında. Bu sömürü sistemine dur demek lazım.
Parti olarak baskının, sömürünün, zulmün, anti-demokratik tüm uygulamaların karşısındayız. Savaşın ve sömürünün olmadığı demokratik bir Türkiye için güçlerimizi birleştirmek, sömürü ve soygun düzenine karşı mücadele etmekten başka çare yok.

ÇOCUK YAŞTA ÇALIŞMA TAMAMEN YASAKLANMALI

Hüseyin Özev (Eğitim Sen İstanbul 1 No’lu Şube Başkanı): AKP’nin 13 yıllık iktidarı döneminde en yoğun değişikliklerin olduğu yer Milli Eğitim olmuştur. 4+4+4 sistemi ve okulların dönüşümü ile , giderek yoksullaşan emekçi halk kesimlerinin çocukları küçük yaşlarda çalışmaya mahkum edilmektedir. Sınıflarında olması gereken çocuklar sanayi sitelerinde ucuz iş gücü olarak çalıştırılmaktadır. Özellikle 4+4+4’ün son bölümü olan lisede çocuklar bir yandan çalışırken liseyi dışarıdan bitirme yoluna gitmektedirler. Çocuklara ödenen ücret de hükümet tarafından düşürüldü. 6111 sayılı torba yasayla 16 yaşından küçüklere ödenen ücret asgari ücretin üçte ikisinden üçte birine indirildi. 4+4+4 düzenlemesi öncesi yüzde 10 olan ‘’stajyer öğrenci’’ çalıştırma sınırlaması tamamen kaldırıldı, fabrikaların kapıları çocuk sömürüsüne ardına kadar açıldı. Yoksul çocukların hayalleri çalınırken, hükümet eğitim kaynaklarını özel okulları yaygınlaştırmasına ayırmaktadır. 1 milyon liraya yakın bir parayı özel okullara dağıtan hükümet, devlet okullarında ise giderleri velilerin sırtına yıktı. Çocuk yaşta çalışmanın tamamen yasaklanması gerekir.


BAŞLICA SEBEBİ YOKSULLUK

Doç. Dr. Nilgün ONGAN*

Esas itibarıyla bir kapitalist-leşme problemi olan çocuk işçili-ği Türkiye açısından da oldukça yakıcı bir sorun. Geçen yılın tespit edilebilen iş cinayetlerinde, en az 55 çocuğun yaşamını yitirdiğini biliyoruz. Savaş mağduru mülteci çocuklarla beraber bu sorun daha da derinleşiyor.
Çocuk emeğinin bir üretim faktörü haline dönüşmesinin başlıca sebebi yoksulluk. Dolayısıyla piyasa ekonomisinin geniş halk kitleleri açısından yoksulluk yaratan tüm mekanizmalarının dışında tanımlayamayacağımız bir sorunla yüz yüzeyiz. Artan esnek çalışma, taşeronlaşma, genişleyen güvencesiz istihdam biçimleri, yaygınlaşan enformel sektör yoksulluğu arttırması yanında işverenlerin ucuz emek gücünü çocuklar üzerinden karşılayabileceği kuralsız piyasa ortamını da oluşturuyor.
Üstelik patronların rekabet gücünü korumak adına formel ve enformel sektör arasındaki bağlantıların genişlemiş olması; görünürde en fazla kurumsallaşmış sektör ve işletmelerin bile çocuk işçiliği üzerinden kâr edebilmesine yol açıyor. Zaten onun için de çocuk işçiliği sorunuyla “mücadele” yöntemlerinin bizzat kendisi sorunlu. Geliştirilen politikalar, ulusal düzeyde de olsa uluslararası düzeyde de olsa, çocukların çalışmasını engellemekten ziyade düzenlemeye yönelik. 18 yaşına kadar herkes çocuk kabul ediliyor ama çalışma yaşı 15. Üstelik de mevzuat 14 yaşını bitirmiş olanların ilköğretimini tamamlamış olması koşuluyla çalışabileceğini öngörüyor. 4+4+4 yasasıyla beraber çalışma yaş sınırı fiilen 13’e inmiş durumda. Bu tablo, sorunu kapitalist sınıf ilişkilerine dokunmadan çözmeye kalkmanın sonucu.

(*) HDP Milletvekili Aday Adayı


BİRLEŞMELİ VE MÜCADELEYİ YÜKSELTMELİYİZ

İkitelli’den tekstil işçisi
İstanbul

Merhaba Evrensel okurları. Ben bir fabrikada çalışmaktayım. Çalıştığım firma, tekstil firmasının boyahane bölümü. Bizler ham kumaşı işleyen işçileriz. Biraz fabrikada yaşadıklarımızı siz Evrensel okurlarıyla paylaşmak istiyorum. Geçen günlerde gece vardiyasında çalışıyorduk. Yemeğe çıktık. Yemekte başlayan ülke gündemi ve siyasi tartışmalarla yaklaşık kırk arkadaşın katıldığı bir sohbet gerçekleştirdik. 12 yıllık dönemde “AKP işçi ve emekçilere ne verdi, neleri bizlerden çaldı ve hâlâ çalmaya devam ediyor” sorularını gayet güzel, sesli bir şekilde tartıştık.
Tartışmaya daha önce AKP’ye oy veren arkadaşlar da katıldı. Onlar da, “Evet haklısınız. Gerek sağlık, gerek eğitim, gerekse emeğimizi göz ardı eden bir yönetim oldu ve biz emekçileri görmezden geldi” dedi. Bir arkadaşımız “AKP sadece bu ülkede yol yaptı, başka da bir şey yapmadı” dedi. Tüm yapılanları tek tek konuşarak anlattık. Ben de bu tartışmada özenle Mecliste de, sokakta da,  işçilerin sesi olan partimiz Emek Partisini anlatarak, bu ülkede işçileri düşünen ve işçiler için her koşulda çalışma yapan bir parti olduğunu söyledim. Partimizi işçi arkadaşlarıma aktarırken, seçimlere yönelik bağış kampanyamızdan da bahsettim ve onlardan destek aldım. Geçen sabah erkenden vardiya değişiminde çalıştığım fabrikaya bölgemizde çıkarılan İşçinin Sesi bülteni dağıtıldı. İçeriye gelen arkadaşlar bana gülerek “Arkadaşların dışarıda bunları dağıtıyor” diyerek bülteni getirdiler. İçeride bülteni 30 arkadaşımızla sesli okuyarak tartıştık. İşçiler, bültendeki  büyüyen sorunlara karşı birlikte mücadele etmek gerektiğini vurgulayan fikri mantıklı buldu.
Sohbetimizde de kesinlikle işçilerin her alanda birleşmesi gerektiği, bundan başka şansımızın olmadığını konuştuk. Biz işçiler, eğitim, sağlık ve her konuda büyük gösterişler yapan ve halkın gözünü boyayan hükümetin işçi sınıfını unutmuş ve görmezden gelmişken grevleri ertelemiş ve iptal etmiş durumdayken artık birleşmek ve işçi ve emekçiler olarak “Neler yapabiliriz”i tartışmaya devam ediyoruz. Önümüzde işçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs var. Biz sendikalı işçiler olarak sendikamızdan çok şey de beklemeden, “Neler yapabiliriz” diye tartışacağız. “1 Mayıs’ta alanlarda olmalıyız” diyerek, fabrikamızın bahçesinde ailemizi de katarak, büyüterek, güzel bir kutlama yapmayı düşünüyoruz. Tüm işçi ve emekçi arkadaşlarımızla bunu tartışarak, 1 Mayıs’ta alanlarda olmalı ve haklarımız için mücadelemizi büyütmeliyiz.

ÖNCEKİ HABER

Çatlak büyüyecek, AKP’nin dikişlerini halk patlatacak

SONRAKİ HABER

Memurların zam pazarlığında yasal süre doldu, uzlaşma sağlanamadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa