01 Mart 2015 08:16

Ölüm de bir nimettir fasülye de…

4-A sınıfının kapısı aralık. İçeriden hıçkırık sesleri geliyor. Miniklerin çoğu sıralarında ya başlarını masaya dayamış ya yüzlerini elleriyle kapamış ağlıyorlar. Arkadaşlarından birine bir şey mi oldu diye meraklanıyorum. Ya da öğretmenleri yaptıkları bir yanlışı ifade ederken otoritenin tozunu mu attırdı fazlaca? 10 yaşında bir çocuk niye ağlar? 10 yaşında bir sınıf dolusu çocuk niye ağlar?

Paylaş

Arte MİSİA

4-A sınıfının kapısı aralık. İçeriden hıçkırık sesleri geliyor. Miniklerin çoğu sıralarında ya başlarını masaya dayamış ya yüzlerini elleriyle kapamış ağlıyorlar. Arkadaşlarından birine bir şey mi oldu diye meraklanıyorum. Ya da öğretmenleri yaptıkları bir yanlışı ifade ederken otoritenin tozunu mu attırdı fazlaca? 10 yaşında bir çocuk niye ağlar? 10 yaşında bir sınıf dolusu çocuk niye ağlar?

Açıklama geliyor. Öğretmenleri ilahi videosu izletmiş sonunda beyazlar içinde hakkın rahmetine kavuşulan. Teneffüste koşup oynaması, benim engellemeye çalışacağım bir dizi yaramazlık yapması gereken çocuklar toplu bir ağlama ayinindeler. Belki bu manzaraya çok şaşırırdım eğer girdiğim bir önceki sınıfta çocuklar önlerinde örtü, örtünün üstünde bir fincan, fincanın üstünde parmakları ruh çağırma seansı yapıyor olmasalardı. Lisede ise cuma günleri “Hayırlı cumalar” dileyip sınıfa giren öğretmeni gül suyuyla karşılayan sınıflar gördüm. Kutlu Doğum Haftası’nda okulca yenilen güllü lokumlardan ayrı olarak. 

ÖLÜME METHİYE

“Atma Arte din kardeşiyiz” diyorsunuz dimi. Değiliz o bir. Kardeşliğimizin evrimsel temelleri dinlerin varoluşundan çok öncesine dayanır zira. Milli Eğitim Bakanlığının ilkokullar için hazırladığı değerler eğitimini görünce o ruhani günü hatırladım. O gün nöbet defterine “Okulda bilimsel eğitime rastlanmamıştır. Öğrenciler her türlü sömürülmeye hazırdır” yazasım gelmişti. Değerler eğitiminin konuları, vurguları bir süredir kaşıntı yapıyordu bende ama Ankara Barosu’nun itiraz ettiği noktalar “eşşeğe semer, insana değer” eğitiminin yaratacağı insan profilini çırılçıplak bıraktı kafamda.
Bir kitapçık hazırlanmış burada da ölüme methiyeler düzülüyormuş: ‘Eğer ölüm gerçekten güzel olmasaydı, Allah sevdiği kullarını çok uzun yaşatırdı. Her canlı ölümü tadacaktır. Gelen gider giden gelmez, ölüm de bir nimettir. Ağırlaşmış hayat yükünden kurtulmaktır’ gibi sözler varmış. Baro itiraz etmiş, pedagoglar ‘olmaz öyle şey’ demiş filan. 

AZ ACILI İLKOKUL BEBESİ

Bence bal gibi olur. Öyle okuluna bisikletle giden, matematikten sonra yüzme dersine giren, öğretmenin rica minnet konuştuğu Avrupa bebelerine mi benzesin bizim çocuklar? Astronot resimleri yapıp uzayı mı merak etsin? Topraktan değil karbondan geldik karbona gideceğiz diye çıkı mı versinler karşımıza? Sınırsız sonsuz uzay gibi bir hayat mı istesinler?

Dal sarkar kartal kalkar kartal kalkar dal sarkar der gibi “Gelen gider giden gelmez... Gitmeyen de hiç ses etmez” diyeceksin ki tir-tir-tir titresin. Ağacı yaşken eğeceksek koskoca ormanı erkenden tebaa edeceğiz elbette. Küçük Emrahlar, Küçük Ceylanlar yetiştireceğiz az acılı. “Aşağıdan yukarıdan yolun sonu görünüyor” diye başlayıp “Beni köyümün yağmurlarında yıkasınlar” diye bitirecekler oyunlarını 8-9 yaşında “ağırlaşmış hayat yükü” mahkumları. (8 yaşındaki bir çocuğa “hayatın ağırlaşacak yüklerle dolu” olduğunu müjdelemek ne tür pedagojik formasyona sahip bir devletin vizyonudur azzzsonraaa…) Beden eğitimi dersinde “yağ satarım bal satarım” gibi fani işlerle değil hayatın en tatlı hali cenaze namazıyla haşır neşir olacaklar misal.

Hem doğru ölüm de bir nimettir fasulye de. Ama fasulyenin kilosu olmuş 16 lira. (Düş dip notu: Yozgat hariç.) Memleketten gelmezse halin harap. Sana fasülye yok sevgili okurun ilkokuldaki bebesi. Ağırlaştırılmış hayat yükü var, yersen. Ölüm var bir de tatlı niyetine.

EĞİTİM ŞART!

“Tebaa olmayan heba” olur düsturuyla yetişecekler ki seçim afişlerinde milletvekili adayı diye kaftanlı sultanları gördüklerinde hayatı normal olarak algılayacak kafaya ulaşabilsinler.  Ya da Ak Saray’da eski Türk askerlerinin komutanı maskeli baloda arzı endam ettiğinde kendilerini güvende hissetsinler. Bu eğitimi almamış biri bıyık altından başlayıp kahkahalarla yüzünüze güler, anlamaz o. 3 imparatorluğa göndermeyle 3 katlı tüp geçidin açılışında Fatih Sultan Mehmet-Yavuz Sultan Selim-Recep Tayyip Erdoğan üçlemesi yapıldığında son imparator ilan edilirken alkışlamak yerine “nası yani” diye soruverir maazallah. Hikmetinden sual olunmazın kudretini sorgular. Haşa! Yani madem Yeni Türkiye’de kaftan in; mini etek, dekolte out. Eğitim şart azizim.

ÖNCEKİ HABER

Herkes nereye koşuyor?

SONRAKİ HABER

Trump, Cumhuriyetçi senatörlerle "Türkiye'ye yaptırım"ı görüştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa