22 Şubat 2015 09:26

Suskunluğa ihanet etmenin zamanı

Annemle beraber büyüdüm. Kendine güvenen, güzel ve güçlü kadının yıllar geçtikçe sessizleşmesine, kendini yalnızlaştırmasına ve içine kapanmasına şaşkınlıkla tanıklık ettim. Her adımı sorgulanan kadınlardık; annem, ben ve kız kardeşim. Her türlü duygusal ve fiziksel şiddeti sevgi parantezi içine atan büyük bir ailenin mensuplarıydık. Tanığıolduğum evlilik,bitmeyen bir talim terbiye süreci gibiydi. Otur, sus, yürü, dur. Ceza ve ödül. İçime konuşuyordum.

Paylaş

Ebru NİHAN CELKAN*

“En önemli eserim, hayatımdır.”
Simone de Beauvoir

Annemle beraber büyüdüm. Kendine güvenen, güzel ve güçlü kadının yıllar geçtikçe sessizleşmesine, kendini yalnızlaştırmasına ve içine kapanmasına şaşkınlıkla tanıklık ettim. Her adımı sorgulanan kadınlardık; annem, ben ve kız kardeşim. Her türlü duygusal ve fiziksel şiddeti sevgi parantezi içine atan büyük bir ailenin mensuplarıydık. Tanığıolduğum evlilik,bitmeyen bir talim terbiye süreci gibiydi. Otur, sus, yürü, dur. Ceza ve ödül. İçime konuşuyordum. 

Futbolu seviyordum. Futbol oynamayı seviyordum. Maç yapılacağı zaman oynayan kişi sayısının ben dahil çift sayı olmasını dilerdim ki beni oynatmak zorunda kalsınlar. Bazen de benim oynamamı isteyen Beşiktaşlı Gökhan gibi sağlam arkadaşlarım olurdu. Onlar takımlarına ilk beni alırlardı. Çoğu zaman keyif için değil erkekler kadar iyi futbol oynayabileceğimi göstermek için oynardım. Stadlara da giderdim. Papazın çayırında maç kaçırmazdım. Stad girişte kadın polis olmazdı çünkü kadınlar stada gitmezdi. Erkek polis üst araması yapmak isterdi. Bile bile. Bazı zamanlar o kadar incitici olurdu ki arama, bir daha stada gitmek istemezdim. Gitmeye devam ettim çünkü futbolu ve Fenerbahçe’yi çok sevdim, sevdiğimle buluşmak benim de hakkımdı. İçime konuşuyordum.

Üniversitede saçlarımı kestirdim. Spor yapıyordum, Bursa soğuktu, hasta olmak istemiyordum. Saçlarımı kestirdim. Bursa’dan İstanbul’a her otobüs yolculuğu öncesi biletimi “bayan” yanına alabilmek için “bayan” olduğumu ispatlamam gerekiyordu. Ne erkek ne “bayan” yanı istemiyordum, sadece eve gitmek istiyordum. Sorgusuz, sualsiz. Otogarlarda hangi simgenin tuvaletine gittiğim ben hariç herkesi çok ilgilendiriyordu. “Bayan” tuvaletine kısa saçlı biri giremezdi. “Bayan” uzun saçlı birşeydi. Ne olduğumu ispatlama bıkkınlığını çok tecrübe ettiğimden çay, kahve, su içmiyordum. İçime konuşuyordum.

İlerleyen yıllarda anladım ki aynı evimde olduğu gibi dışarıda da erkekler “talim terbiye paramiliterleri” olarak her yerde kendilerini yetkili makam olarak görüyorlardı. Kadınların ne yapıp ne yapamayacağı onların belirleyeceği bir listeden ibaretti. Sınıfsal ve bölgesel olarak değişiklikler gösterse bile “bayan” olanların yapamayacakları erkekler tarafından belirleniyordu. Yazılı olmayan kurallara uymadığınızda, erkeklerin taciz, tehdit, baskı ve aşağılamalarına maruz kalmak işin doğası gereğiydi. İçime konuşuyordum.

#sendeanlat

Sosyal medyada başlayan #sendeanlat hareketi tacizin yaygınlığı ve çeşitliliğini gösterdiği kadar suskunluğumuzu ve içimize konuştuklarımızı hatırlattıbize. Kendi gerçeğini tüm açıklığıyla söylemenin korkuyu aşındıran bir etkisi var. Özgecan’ın aramızdan alınışına isyan eden kadınlar insanların duymak istedikleri şeyleri söylemeyi bir kenara bırakıp, duymaları gereken şeyleri yazmaya, çoğaltmaya, paylaşmaya başladılar. Sadece raporlanan ölüm ve yaralama istatistikleri üzerinden tartışmaya itildiğimiz kadına şiddetin istatistiklere sığmayacak kadar geniş bir alana yayılmış olduğunu görünür kıldı bu paylaşımlar. Hemen yanımızda olan arkadaşlarımızın ruhlarını derinden etkileyen taciz, baskı ve tecavüz anlatıları, insanların söylediklerine olduğu kadar söylemediklerine dikkat etmeyi bir şekilde öğrenmemiz gerektiğini hatırlattı. Ve kendi iç sesimizi dinlemenin, dillendirmenin önemini… 

Kanunlar, düzenlemeler, yönetmelikler... Bunlar tartışmasız ihtiyacımız olan gereklilikler. Ama bunların ötesinde korkusuz yüreklere ihtiyacımız var. Suskunluğu kıracak “asilere, uyumsuzlara, muhaliflere, dışlanmışlara”. Büyük, uzak ve ütopik bir düşten bahsetmiyorum. Suskunluğunu kıran insanlar bahsettiklerim. #sendeanlatetiketine yazan herbir kadından bahsediyorum. Suskunluğunu kırarak istatistiktenibaret olmadığımızı gösteren, rakamlara meydan okuyan tüm kız kardeşlerimden bahsediyorum. Devrim köklü bir değişimse eğer, kadınların yaşadıkları taciz, baskı ve şiddet hakkında konuşmaya başlamaları devrimdir. Kendi hakikatinidillendiren her kadın devrimcidir.

HAKİKAT HEP DİLE GELSİN

Basit ve net olarak ifade edeceğim. Erkek olmak hiçbir ayrıcalığın ve üstünlüğün meşru gerekçesi değildir.Cinsiyet eşitliğini savunan kadınların tek bir hikayesi olduğunu düşünen ve onları “bu feministler” şeklinde etiketleyen bakış açısı ne kadar pervasızca saldırırsa saldırsın, kadınlar dayanışma içersinde ülkenin dört bir tarafında kadınların yaşam hakkı için mücadele veriyor. Kız çocukların okuma hakkının hayata geçmesi, savaş mağduru göçmen kadınların yaşam hakkı ihtiyacı, namus adına veya başka gerekçelerleişlenen cinayetlere karşı dayanışma ve mücadele, aile içi şiddetten kaçan kadının yeniden hayat kurması, fiziksel, psikolojik, ekonomik, cinsel şiddete uğrayanın hukukive psikolojik destek alması “bu feministler” sayesinde mümkün oluyor. 

“Bu feministler” kadınları güçlendiriyor. 

“Bu feministler” kadınların suskunluğunu kırmasını sağlıyor. 

“Bu feministler” eşitlik istiyor ve eşitlik bazılarını korkutuyor.

Hakikat dile geldiğinde korku sığınacak yer arar. Korku iktidara sığınır. O korkuyu büyütmek veya yok etmek iktidarın tercihidir.  

Hala annemle beraber büyüyorum. Geçen zamanda annem, ben ve kız kardeşim sessizliğe ihanet etmenin kendi özüne, hakikatine sadakat göstermek olduğunu öğrendik. Büyük değişimlerin küçük adımlarla başladığını deneyimledik, deneyimliyoruz. Bizim değişim yolculuğumuzun ilk durağı konuşmak, konuşmak, konuşmak oldu. Artık inanıyorum ki hakikatlerin yüksek sesle dile gelmesi dayanışmayı, dayanışma güçlenmeyi, güçlenme mücadele etmeyi ve mücadelede kadınlara, eşcinsellere, translara, velhasıl kelam hayata 1-0 mağlup başlayanlara, kimliğinden hırpalanmışlara eşitlik ve özgürlük getirecek. 

*Oyun Yazarı

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Dört Mevsim Özgürlük!

SONRAKİ HABER

Tahir Elçi Vakfı'ndan Kürt sorunu paneli: Asli olan pratikteki eşitliktir

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa