22 Şubat 2015 09:04

Özgecan için şiir kuşanan şairler

Kadın mıdır, kız mıdır” dememiş miydi, afedersiniz? Vicdan meselesi oy meselesinin önünde. Sanki “fıtrat” meselesi hiç tartışılmamış. “Kızlı oğlanlı evler”e hiç baskın yapılmamış, “kürtaj cinayettir” lafı hiç edilmemiş. Neresinden dokunsan bir temizlik, gurur, acıyı paylaşma, ötekinin yerine kendini koyma telaşı. Neden? Bizzat peşinde olduğunu söyledi davanın. Hrant için de benzerini söylememiş sanki. Roboski, “uykusuz sabahların göğü” olmamış, onca insanın kanı akmamış dağa taşa sanki. Berkin’i kimin vurduğu açıklandı sanki. Feministlerin insan olup olmadığına gelip dayandı mesele. Yok daha neler… Pes!

Paylaş

C. Hakkı ZARİÇ*

Kadın mıdır, kız mıdır” dememiş miydi, afedersiniz? Vicdan meselesi oy meselesinin önünde. Sanki “fıtrat” meselesi hiç tartışılmamış. “Kızlı oğlanlı evler”e hiç baskın yapılmamış, “kürtaj cinayettir” lafı hiç edilmemiş. Neresinden dokunsan bir temizlik, gurur, acıyı paylaşma, ötekinin yerine kendini koyma telaşı. Neden? Bizzat peşinde olduğunu söyledi davanın. Hrant için de benzerini söylememiş sanki. Roboski, “uykusuz sabahların göğü” olmamış, onca insanın kanı akmamış dağa taşa sanki. Berkin’i kimin vurduğu açıklandı sanki. Feministlerin insan olup olmadığına gelip dayandı mesele. Yok daha neler… Pes! 

“Sonra âlem değişiverdi”, birden ciğeri yanmaya başladı herkesin. Sanki daha düne kadar adı karanlık işlere karışmamış bu adamlar empati kurmaya başladı. Kendi kızlarının yerine koyduklarını iddia ettiler Özgecan’ı. Üstelik hükümlere göre altı yaşında olsa onunla evlenebileceğine dair yemin etse başı ağrımaz. Yabancı seks işçisi kadınlarla basılıp cübbesi ve sakalıyla Metris’te bir süre terbiye gördükten sonra kalkıp bu cinayetten nemalanma telaşına düşenler ne kadar samimi olabilir ki?

Bilmiyorum kendisinden bahsetmemize gerek var mı? Kendisinin bile kendisini ciddiye aldığını sanmıyorum. Astları, bazı bazı odasını basıp sigaya çekiyor diye dedikodular var. Çıkıp gür sesle bağırıyorsa da olacağından değil. Laf ola beri gele. “Desinler ki, Haço’nun hançeri var”. Günlerce sustuktan sonra ne diyeceklerine karar verdiler. Adını caddelere, sokaklara vereceklermiş Özgecan’ın.

Sokaklar polis terörü. Sesini çıkaranın kafasına doğru gaz sıkıyor polis. Gidip evde dizini kırarak Fatiha okuyacağına sokağa çıkıp cinayeti lanetlemek isteyen herkes devlet şiddetinden aldı payını.

ACI HIRSIZLARI

Birden akıllarına geldi, evet idam! “İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda” falan gevelemeye başladılar. Bir süre sonra “açık açık tartışılsın” istediler. Berberler çalkalandı. Dolmuşçular Odası, Esnaf Odası, Şoförler Odası çalkalandı. Herkes hukuk timsali kesildi aniden. “Öğle deme ağbi, can tatlı. Salla ikisini bak bakalım nasıl düzeliyor memleket” kıvamında koca bir kıraathanede yaşadığımızı anımsadık. İlgili Bakan, “kız çocuklarına çığlık atmayı öğretmemizi” öğütledi bize. Oldu. Yetiştirme yurtlarında çığlık atan çocukların sesi duyuldu sanki. Pozantı Cezaevi’nde tecavüze uğrayan çocukların sesi duyuldu sanki. Bize kalan mide spazmı.  Sirk çadırı kadar ciddiyet kalmamış. 
Özgecan Aslan, her insan gibi evine dönmek isterken başına gelmedik kalmadı. Ona dolmuşunda tecavüz edemeyen zanlı, elbette ki öldürdü. Baktı durum kritik. Yardım yataklığa gerek duydu. Anında destek buldu. “Bizimki hapiste yatacağına, başkasınınki toprağın altında yatsın”, deyip kestiler bileklerinden. DNA testinde tırnaklarının arasından “bizim oğlan”ın dokusu çıkmasın, için. Götürüp yaktılar. Olay patladı. Sosyal medya patladı. Ne Aleviliği kaldı Özgecan’ın ne mini eteği. Olayın jandarma bölgesinde geçmesi bile “hükümete darbe planları” diye yorumlandı. 

Umudu kar altında kalmış ülkenin çocukları devletin ceberut yüzüne alışık olduklarından ses çıkarmak için elbette sokağı tercih ettiler. Cinayetin tanıklarını sokakta görünce geri durup düşündü devlet. Onlarca cinayette sesini çıkarmadığı için başına bir şey gelmemişti ama şimdi durum kritikti. Acıyı çaldı. Devlet acıyı çaldı. Seçim şarkılarını, imaj fotoğraflarını, metro sloganını çalan devlet, halkın acısını çaldı ve üstelik canlı yayınlarda gözümüzün içine baka baka. 

İKİ ŞAİR BİR ŞİİR

Bir şiirin peşine düşen iki şair, bu sürece sözcükleriyle müdahale edip silah çektiler. Kuşandıkları silahlarını alıp zıvanadan çıkmanın başlığını atarak kadın cinayetlerine, kadına şiddete, mutfağa, doğum günü armağanına, kadının adına, meseleye ve kırılacak vazolara bir şiir yazarak “ne oluyor, bir dakika” dediler. Aslı Serin ile Birhan Keskin kadın cinayetlerinden endişeli iki şair olarak aylar öncesinden e-posta yoluyla haberleşip karşılıklı şiir yazarak bir süreci oluşturmanın derdindeymişler aslında. Özgecan cinayeti iki şaire son dizeleri yazıp kılıçları çekme gerekliliği duyurmuş, hepsi bu.
Biz, yani şiirinden uzun zaman öne sıcak somun ekmeğinin kokusu kovulmuş memleket şairleri içlenmenin her türlüsünü elbet biliriz... İçliyiz. Hüzün bizden sorulur. Şiirden anladığımız bu nicedir.
Neyse bizim tayfanın rezilliğini Aslı Serin ile Birhan Keskin temizledi, sağolsunlar. ”Ateşli silahlar elimizde, Uma’nın kılıcı belimizde, (…) Yeter artık, yeter çıkalım zıvanadan.” Şiiri, Aslı  Serin’in de kitaplarının çıktığı 160. Kilometre Yayınları’nın internet sitesinde yayımlandı. Başlı başına kadın olmanın derdiyle yazılan şiirde, günlük yaşamdan armağanlara, havanın kararmasından yatay ve dikey konuma, dört bir yandan kadın cinayetlerine gelmiş dayanmış mesele. Karısının üstünde sigara söndüren adam mı ararsınız,  bebekle yalnız kalmasını doktorun yasakladığı mı? Tekmili birden üstümüze üstümüze geliyor. Yakamıza yapışıyor şiir. İki şair hepimiz adına hepimizden hesap soruyor. www. anitsayac.com sitesine dikkat çekerek kadın cinayetlerinin yürek yakıcılığı hakkında bilgi de veriyor üstelik. Ne kadar cinsiyetçi olduğumuz çıkıyor karşımıza. Şiir bu. Kâğıtta durduğu gibi durmuyor. 

İki şair bir olup tanıdığımız katillerin kimliğini, uyruğunu da yazmışlar. 

Hiçbir devlet büyüğünden ve hiçbir saraydan adalet beklemediklerini açıklayan iki şair bir şiirle duruma dikkat çekmek isterken Özgecan’ın haberi “zıvanadan çıkmak” için zamanın yettiğini de söylemiş onlara. Dilerim bu tavır daim olur, şairler belediye gazozunun gazıyla şişinmekten vazgeçip hayata ve insana dair söyleyeceklerini yutkunmayı bırakırlar. Çoktandır memleketin burçlarında bayrağı sallanmayan şiir mızmızlanıp ağlamayı bıraksın, gidip bir elini yüzünü yıkasın, kendine gelsin artık.Şair tayfası Aslı Serin ve Birhan Keskin’in tavrını benimseyip kötünün üstüne yürüme cesareti göstersin şiirde.

Evde Fatiha okumanın zamanı mı? İki şair, çıldırasıya rayından çıkmış kadın cinayetlerinin politik olduğunu söyleyip meydanlara, sokaklara davet etmiş bizi. Kabulümüzdür!                     

*Şair/Yazar

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

AKP’nin yıkımının ilk büyük harcını kadınlar oluşturdu

SONRAKİ HABER

Tahir Elçi Vakfının Kürt sorunu panelinde ikinci gün: Sınıfsal meseleyle yüzleşilmeli

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa