22 Şubat 2015 08:55

Sokakla gelenlerin sokak korkusu

Gezi Direnişinden beri iktidarda bir sokak korkusu, sokağı korku nesnesi haline getirme çabası başladı. Bir zamanlar türbanlı okuma talepleri için sokakları işgal eden kız öğrencilerin eylemleri unutuldu ve sokak lanetli hale getirildi.

Paylaş

Melda ONUR*

Gezi Direnişinden beri iktidarda bir sokak korkusu, sokağı korku nesnesi haline getirme çabası başladı. Bir zamanlar türbanlı okuma talepleri için sokakları işgal eden kız öğrencilerin eylemleri unutuldu ve sokak lanetli hale getirildi.

Sokaklara çıkıp hak arayanları sürekli olarak hedef gösteren bu iktidarın arzusu: “Kimse sokağa çıkmasın.”

Mesela gençler, öğrenciler... En nefret ettikleri şey “parasız eğitim isteyen, vahşi rantizmlerine, faşizmlerine Anayasal haklarını kullanarak “dur” demek isteyen öğrenciler, liseli, üniversiteli gençler. Konya’da, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesiyle tutuklanan 16 yaşındaki Mehmet Emin Altunses’in şahsında bütün velilere bir tehdit savruluyordu: “Çocuklarınızı sokaklara salmayın. Eğer sokaklarda dolaşmasına izin verirseniz; biz de alır götürürüz”. Bu tutuklamada esas hedefin Mehmet Emin Altunses değil annesi Nazmiye Altunses, olduğu çok belliydi. Ama Nazmiye Hanım “Çocukların neden sokağa döküldüğünü araştırsınlar. Çünkü bunun arkası gelmez, bugün Emin gider yarın bir başkası gider” deyivermişti. Gezi direnişinde Erdoğan’ın “Anneler ve babalar, çocuklarınıza sahip çıkın!” sözlerinin ardından kadınların “Çocuklarımıza sahip çıkmaya geldik!” halayını unutmadık. 

SOKAK OYUN YERİ DEĞİL

Mesela çocuklar... Okul haricinde çocuklar sokaklarda koşup oynamasın isteniyor. Hatta mümkünse çocukların eğlence alanı Cami olsun. Diyanet’in “Yaşayan Cami” uygulaması bunu amaçlıyor. Camiyi yalnızca bir ibadet yeri olmaktan çıkarıp çocuklar için sosyal alan haline sokuyor. Diyanet İşleri Başkanlığı bunu “camileri özellikle gençler ve çocuklar için çekim merkezine dönüştürmek.” Ne mi var bu sosyal alanda? El Cezire’nin 10 Şubat tarihli haberine göre, cami içi ve bahçesinde futbol, basketbol turnuvası, bilgi yarışmaları, palyaço, kukla gösterileri, müzik, Arapça dersleri, kermesler, kahvaltılı, yemekli toplantılar, çiğ köfte partileri düzenleniyor. Çocuklara arkadaşlarıyla top oynayacak alan, park, güvenli sokak bırakmayan; sorgulayan akranlarıyla, ağaçlarla, sokak hayvanlarıyla buluşma, bir arada yaşama hakkı tanımayan kentsel katliam uygulamaları da Yaşayan Cami projesine destek veriyor. 

PEMBE OTOBÜS KAFASI

Mesela kadınlar... En nefret ettikleri şey kadın cinayetlerine tepki gösteren, “kadın – erkek eşittir” diyerek sokaklarda yürüyen kadınlar. 8 Mart, 25 Kasım yürüyüşleri en büyük kabusları. Hele ki bir kadın cinayeti olduğunda sokaklara çıkılsın istemiyorlar. Zaten kadınlar hiçbir şekilde sokakta olsun istemiyorlar. Her kadın cinayetinde aklına ilk pembe otobüs gelen kafa, kadını muhafazakar bir çemberin içine hapsetme sevdasıdır. O çemberin dışına çıkmaya çalışan ve kocası, sevgilisi ya da herhangi biri tarafından öldürülen kadını bahane ederek; güvenlik tedbirlerini katili, sapığı cezalandırmak, uzaklaştırmak, içeride tutmak yerine, kadının sokak özgürlüğünü biraz daha kısıtlayıcı hale getirerek alıyorlar. Aman kadın sokaklara çıkmasın, aman ha feministlerle karşılaşmasın, bizimkilerin de aklı çelinmesin korkusu. Özgecan okuldan değil de arkadaşından ya da sinemadan dönüyor olsaydı “ama” ile başlayacak cümleleri siz tahayyül edin. Münevver Karabulut ile ilgili sözler hâlâ kulaklarımızda. 

KAHRAMAN BAKKAL CANAVAR ESNAFA KARŞI

Mesela herkes... Erkekler de sokağa çıkmasın. Hele gece kimse çıkmasın. Sokaklar kötüdür, şeytandır, suçtur, günahtır. Ali İsmail Korkmaz’ın bir sokakta esnaf tarafından kıstırılarak katledilmesi, Gezi direnişi esnasında vatandaşların dönerci bıçağıyla kovalanması ardından, çocukluğumuzun “Bakkal Amcası”ndan yeni tür bir sokak kolluğu yaratma gayretine dehşetle şahit oluyoruz. Sopayla döverek insan katleden fırının sahibinin kanlı elleriyle yaptığı ekmek bu kolluğun mahsulü. Ama annesinin hazırladığı sabah kahvaltısına ulaştıramadığı ekmeği, Berkin’in ruhuna yoksullara, sokak çocuklarına dağıtan esnaf neyse ki çoğunlukta. Twitter’a “Benim çocukluğumun esnafı, kartopu atana kartopuyla cevap verendi” yazdığımda, Semih Dikkatli “Üşüdüysek yanına çağırır ekmek arasına bir parça helva koyar verirdi” diye cevap vermiş. Tam da öyle. Hele ki çocukluğu benim gibi karlı kışlı diyarlarda geçenler iyi bilir, kar ve helva, kar ve pekmez mükemmel bir lezzettir bakkal amcanın size sunduğu. Bakkal amcadan canavar esnaf yaratma çabası, ne yazık ki gece kızlı erkekli kartopu oynayan Nuh ve arkadaşlarını hedef aldı.  

Sokak mokak olmasın. Kentsel dönüşüm politikaları Rezidanslar, yüksek katlı TOKİ’lerin otoparklarından doğru AVM’lere. Orda gezsin, yesin, içsin evine dönsün insanlar. 
Yok öyle şey... Kahraman bakkal AVM’ye de, yaratılmaya çalışılan canavar esnafa da karşı...

SOKAK SİYASETİ DİYE DİYE

Mesela siyasetçiler... AKP iktidarının “sokak düşmanlığı” ustalık dönemine tekabül etti. Eskiden muhalefeti sokağa inmemekle, sokak siyaseti yapmamakla suçlayan AKP’nin sokak paniği, artık bir salon, bir Aksaray partisine dönüşmesinden olabilir. Perşembe gecesi Güvenlik Paketini “inadım inat” mantığıyla geçirmeye çalışan AKP Grup Başkan Vekili Naci Bostancı şöyle diyordu: “İnsanoğlunun tarihi sokaktan meclise doğru aktı, meclisten sokağa doğru akmadı. Meclise gelmiş bir insanın burada iktidar mücadelesi vermesi gerekirken; bu mücadele için dilini, aklını, dehasını kullanması gerekirken sokaktaki -tabiri caizse- vandallıktan, şiddetten, yakıp yıkmaktan ve sokaktaki dilden medet umması kabul edilemez. Sokaktaki dil nedir, biliyor musunuz? O Gezi olayları sırasında duvarlara yazılan yazıları hatırlayın. Hepimiz okuduk o yazıları, o yazıların ne olduğunu biliyoruz. O yazıların hepsi küfürdü. Sokağın dili küfürdür. Herkes sokağa çıksa kim, nasıl hak arayacak?”
Aklıma bugünkü AKP’lilerin, ağabeylerinin ve öncüllerinin şiddetle desteklediği 1998-1999 yıllarının kitlesel başörtüsü eylemleri geldi. İşte 1998 Ekiminden iki gazete spotu: 

11 Ekim Milliyet: Üniversitelerdeki türban yasağını protesto etmek için “İnanca Saygı ve Düşünce Özgürlüğü için El Ele İnsan Zinciri” sloganıyla yurt çapında yapılmak istenen izinsiz yürüyüş, polis engeline takılırken çok sayıda gösterici gözaltına alındı.

11 Ekim Radikal: Üniversitelerdeki türban gerginliğini sokağa taşıyan on binlerce kişi, el ele tutuşarak protesto zinciri oluşturdu. Başkent Ankara’da göstericiler ‘Başörtü zulmü 75 yaşında’ yazılı döviz açtı.

Neyse ki o günün polisinde biber gazı, TOMA yoktu. “Emri ben verdim” diyen bir zalim yoktu. 
Ve ne yazık ki AKP iktidarı, polisi tarihin en zalim evresine itmeye hazırlanıyor “İç Güvenlik Yasası” ile... 

*CHP İstanbul Milletvekili

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Yolumuz çok uzun…

SONRAKİ HABER

Pompalı tüfekle öldürmeye teşebbüs eden erkeğe önce ceza sonra tahliye verildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa