19 Şubat 2015 16:04

Sevme sanatını Fromm'dan okuyun

Sistemin doğurup büyüttüğü otomatlar sevgiyi de tüketimin bir parçası haline getirerek onu bir nesneye, metaya dönüştürmektedir. Durup ‘ben ne yapıyorum’ sorusuna kafa yormak yerine, sürekli harcayan, harcanan zombilere dönüşerek sistemin uysal evlatları olma yolunda ilerlemektedirler

Paylaş

Hilmi MIYNAT
Pamukkale Üniversitesi

Hiç kimse sevginin önemsizliğine ilişkin bir düşünce taşımaz. Birçok kişi onun açlığını çeker, mutlu ve mutsuz aşk öyküleri anlatan bir dolu film izler, yüzlerce ucuz aşk şarkıları dinler. Buna karşın, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür. Kafa karıştıran iki önerme; “Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın ‘kapıldığı’ tatlı bir duygu mudur?” Büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır fakat Erich Fromm’un yazdığı ‘Sevme Sanatı’ adlı kitap birinci önerme temeline oturtulmuştur.
‘Sevmek sanat mıdır?’ sorusuna aradığı yanıtlarla başladığı kitabında Fromm, sevmenin etkin özünün ilgi, sorumluluk, saygı ve bilgi olduğunu belirtiyor. Kitabın ikinci bölümünde sevgiyi nesnelere ayıran Fromm; kardeşlik sevgisi, anne sevgisi, cinsel sevgi, kendini sevme ve Tanrı sevgisi başlıklarıyla konuyu derinleştiriyor.

SEVGİ Mİ YALNIZLIK KORKUSU MU?

Erich Fromm kitabında; “Eğer kişi, sadece bir tek insanı sever ve onun dışındaki tüm çevresine kaygısız kalırsa, onun sevgisi sevgi değildir. Ya alabildiğine bir bencilliktir ya da ortak yaşam birliğidir.” diyor. İki kişilik dünyada yaşayanlar gerçekten mutlu mudur yoksa iki kişilik yalnızlıklarına çektikleri bir 
yalan perdesiyle kendilerini öyle mi sanmaktadır? Ne mutlu çiftler gördük zaten yoktular. Lanet olsun sebebi neydi ki? Kahramanlar, şafaklar,  o’nun gibi sevmekler, birkaç romantik komedi az biraz melankoli... Yanlış sorular sorup doğru cevaplara ulaşmaya çalışıyoruz, üstelik yanlış kaynaklarla. Hemen herkesin kafasında ‘Neden ayrıldık’ sorusu. Peki, hiç ‘Neden birlikteydik’ sorusuna yanıt arayan oldu mu? Sevgi miydi ilişkiyi diri tutan yoksa yalnızlık korkusu mu oyalayan? Burada Fromm diyor ki; “İnsan yalnız kalabilmeli, kendini sevebilmeli, ilişkiler ihtiyaçtan değil sevgiden ileri gelmeli.”
Çift olmanın özüne, karşılıklı anlayışa, saygı ve sevgiye verilen önem 20. yüzyılda artmaya ve tartışılmaya başlandı. Öncesinde mutlu çift olabilme şartının cinsel doyumla orantılı olduğu görüşü hakimdi. Erich Fromm’a göre, sevgi cinsel doyumun sonucu değil tersine, cinsel mutluluk hatta onca sözü edilen cinsel teknik sevginin sonucudur. İkili ilişkiler sorusuna ‘işte bunlar hep seks’ yanıtını veren Sigmund Freud’un karşısına; ‘tamam da o işler öyle olmuyor’ cevabıyla çıkıyor Fromm. Fromm’un, Freud’un kuramına yönelttiği eleştiri, cinselliğin gereğinden çok 
abartılmış olması değil, aksine cinselliği derinliğince, yeterince kavramamış olmasıdır.

NEYE KAFA YORMALI?

Çağdaş insan, Huxley’in sıraladığı; “Birey hissederse toplum sendeler” ya da “Bugün sahip olabileceğin eğlenceyi yarına bırakma” sloganlarıyla yönlendirilen bir kişidir. Günümüzde insanların mutluluğu ‘eğlenmeye’ dayanmakta, eğlenmenin altındaysa almanın, tüketmenin doygunluğu yatmaktadır. Sevgiye ilişkin durum da zorunlu olarak çağdaş insanın bu toplumsal yapısına göre biçimlenmiştir. Sistemin doğurup büyüttüğü otomatlar sevgiyi de tüketimin bir parçası haline getirerek onu bir nesneye, metaya dönüştürmektedir. Durup ‘ben ne yapıyorum’ sorusuna kafa yormak yerine, sürekli harcayan, harcanan zombilere dönüşerek sistemin uysal evlatları olma yolunda ilerlemektedirler. Mutluluğun formülünü arayan değerli bilim insanlarını da kanser tedavisine kafa yorma zahmetinden kurtararak onları cinsel açlık mağazasının renkli ilaç reyonuna malzeme üretme kaygısına zorlamaktadırlar. Lümpen yazarlarımız da ayrılıkların, mutsuz evliliklerin tek sebebinin ten uyuşmazlığı olduğu konusuna malzeme üreterek yığınları bu pazara yönlendirmektedir.

Aşkın karın doyurmayacağını savunan paragözler, aç ayının oynamayacağı görüşünü de tartışmalılar. Cebinde son 100 lirası kalan iki çocuk babası bir emekçi, çocuklarının ihtiyacına mı kafa yorar Freud’un tavsiyelerine mi sizce? Orta okul çağında cinsellik eğitimi almamış olması, mutsuz bir aile babası olmasının yegane sebebi olabilir! Asgari ücretten bahsederken sizin de cinsel isteğiniz kaçıyor mu acaba? Bahsetmeyeyim öyleyse. Erich Fromm’un ‘Sevme Sanatı’ kitabını önererek yazıma son vereyim. Bir de rakı şişesinde hippi olmasam.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

GERÇEKLİK ALGISINI DEĞİŞTİRECEK BİR DENEYİN FİLMİ

SONRAKİ HABER

Toplu sözleşme sürecinde anlaşma sağlanmadı, Trelleborg işçileri greve çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa