28 Aralık 2014 07:57

2015’te demokrasi ve özgürlükler için daha çok mücadeleye!

Bunu her yeni yılın başında yapıyoruz.“Geçen yılı nasıl geçirdik, yeni yılda hangi sorunlar ve umutlar bizi bekliyor” sorusu etrafında değerlendirmelerde bulunuyoruz.Bu değerlendirmeler, gelişmelerin rutinin dışına çıkmadığı yıllarda, birkaç sorunu öne çıkarmayı, “Bu yıl şunun yılı oldu” demeyi aşmayabiliyor.

Paylaş

İhsan ÇARALAN

Bunu her yeni yılın başında yapıyoruz.

“Geçen yılı nasıl geçirdik, yeni yılda hangi sorunlar ve umutlar bizi bekliyor” sorusu etrafında değerlendirmelerde bulunuyoruz.

Bu değerlendirmeler, gelişmelerin rutinin dışına çıkmadığı yıllarda, birkaç sorunu öne çıkarmayı, “Bu yıl şunun yılı oldu” demeyi aşmayabiliyor.

Ama dünyada ve ülkede rutini aşan gelişmelerin çoğaldığı dönemlerde, “Geçen yılda neler oldu; geçen yıl yeni yıla ne aktarıyor; yeni yıldan neler bekliyoruz?” sorularına verilen yanıtlar pek çok değişkenin hesaba katıldığı daha sofistike bir içeriğe sahip olmayı gerektiriyor.

Bazen de yıl içinde “beklenmedik”, dünyayı, insanları derinden sarsan gelişmeler art arda gelişiyor ama bunlar belirli bir eksen etrafında yoğunlaştığı için olup biteni bütün diğer olayları da yönlendiren dinamikler etrafında açıklamak gerekiyor.

EMPERYALİST DÜNYA SİSTEMİNİN ÇÖZÜLME ALAMETLERİ

2014 yılındaki gelişmeler büyük ölçüde bu üçüncü kategoriye giriyor.

Bugünden 2014 Ocağına doğru baktığımızda herhangi bir yılda infial uyandıracak pek çok gelişmenin bir yıla sığdığını görüyoruz.

* IŞİD’in, Irak ve Suriye’de bir devlet ilan edecek kadar büyük bir güçle ortaya çıkması ve IŞİD’ci şeriatçılığın hızla yayılması,

* ABD’nin “kurtarıcı” sıfatıyla Ortadoğu’da yeniden silah kullanarak sistemini savunmak üzere geri dönmesi,

* Ukrayna’da neo faşistlerin liderliğindeki darbe sonrasında Kırım’ın Rusya’ya bağlanması ve Doğu Ukrayna’da istikrarsızlık, ABD ve AB’nin Rusya’ya çok sert ve ağır ekonomik yaptırımlar uygulamaya yönelmesiyle petrol fiyatlarının 60 doların altına inmesi,

* 1990’dan beri “hiç kimseye karşı” olduğu iddia edilen NATO’nun 2014 Eylülü başında düzenlenen “Cardiff Zirvesi” ile Rusya karşıtı bir pakt olduğunu neredeyse açıkça ilan etmesi,

* Irak ve Libya’da emperyalistlerin inşa ettiği yönetimlerin çökmesi, Suriye rejiminin bir türlü düşürülememesi,

* Çeyrek yüzyıldan beri emperyalist dünya düzeninin haritalarına sığmayan bir mücadele veren Kürtlerin Ortadoğu’da mazlum halkların kurtarıcısı olarak da sahneye çıkması ve IŞİD’e karşı mücadelenin Kobanê direnişiyle bayraklaşması,

* Tunus’ta Müslüman Kardeşler iktidarının “laik cephe” tarafından yıkılması,

* Çin, Avrupa, Japonya’da ekonomilerin durgunluğa sürüklenmesi ve ABD’nin bu ekonomileri hizaya getirmek için dolar gücünü kullanması, FED aracılığı ile orta boy ekonomileri, “kırılgan ülkeler” olarak denetime alması ve “doların krallığını” ilan etmesi…

Her biri ayrı ayrı önemli görünen bu gelişmelerin arkasında ülkelerin ekonomilerine ve yönetimlerine dair pek çok neden sayılabilir.

Ama bütün bu gelişmelerin kökenini aslında birinin içine de giren “iki” nedene indirebiliriz:

1) Sistemin geldiği aşamada, 100 yıl önce emperyalistler tarafından çizilen haritaların bile artık yeniden çizilmesinin dayatılmasıdır ki, bu; emperyalistlerin dünyayı eskisi gibi rahat yönetemeyecekleri, halkların da eskisi gibi yönetilmek istemedikleri anlamına gelmektedir.

2) 1990’ların ve 2000’lerin “tek kutuplu”, “tek patronlu” dünyası yerini bir yanında ABD öte yanında Rusya’nın olduğu iki odak etrafında kamplaşan bir dünya fotoğrafına bırakmıştır.
Yukarıda alt alta sıraladığımız gelişmeleri, emperyalist dünya düzeninin çözülmeye başlaması ve onun içindeki kamplaşmalara bağlayabiliriz.

Bu tablo bir yandan emperyalist sistemin çözülme alametlerine işaret ederken öte yandan halkların kurtuluşu, işçi sınıfının kendi dünyasını kurması amacıyla gidişata müdahale etmesi için son derece büyük fırsatlar sunmaktadır.

İŞÇİLERİN KOYDUĞU ÇITA ÖNEMLİ

2015’e devrolan iç savaşlar, ambargolar, petrol fiyatlarını, FED’i, doların gücünü silah olarak kullanma gibi dünyayı istikrarsızlığa, iç ve bölgesel savaşlara doğru sürükleyen çelişmeler, hükmünü bu yıl da devam ettirecektir.

Halkların ve işçi sınıfının, var olan düzenden hoşnutsuzluğunu ifade ederken, aynı zamanda kurulacak yeni dünyada, sınırların yeniden çizilmesine kendi talepleriyle müdahale etme imkanını değerlendirmeleri şaşırtıcı olmayacaktır. Burada belirleyici olan halkların kendi kaderlerine sahip olma kararlılığı ve işçi sınıfının sahneye çıkmak için silkinip silkinememesidir.

Evet, hali hazırda işçi sınıfı, yeniden çizilen haritaların kendi lehine çizilmesini belirleyecek bir güçle sahnede değildir. Ama işçi sınıfının da halklar gibi var olan dünya düzeninden hoşnutsuz olduğu, Latin Amerika’dan Yunanistan’a, Pakistan’dan Türkiye, Almanya, Fransa’ya kadar çeşitli direniş ve grevlerle ortaya konmaktadır. Bu mücadele talepleri çoğunlukla “kısmi”dir. Ama yılın sonunda AB’nin başkenti Brüksel’de işçiler büyük kitleler halinde sokağa çıkarak, “sistemin ayakta kalması için artık fedakarlık yapmayacaklarını”, “kemer sıkmayacaklarını” ilan etmiş, 2015 için bir çıta koymuş durumdadır. Ve gelişmelerin bu doğrultuda devam etmesi sürpriz olmayacaktır.

2015’E TÜRKİYE ÇOK SICAK GÜNDEMLERLE GİRİYOR

2014’te tarih, Türkiye’de dünyanın herhangi bir yerine göre daha hızlı aktı. Öyle ki, 2014’te Türkiye’de cereyan eden olaylar üç beş ülkede yılın olayı denebilecek bir seviyeye ulaştı.

AKP Hükümeti sadece 2014’e;

* Yıla ülke tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla, ortaya saçılan kirli çamaşırların tartışmalarıyla giren Türkiye, bugüne gelindiğinde şüphelilerin paralarını faiziyle geri vererek, bu büyük yolsuzluk dosyasını  kapatmayı; soruşturmada haklarında “fezleke” düzenlenen “dört bakanı Yüce Divana gönderememeyi,

* “Çözüm sürecini” bir yıl boyunca oyalamayı, bu alanda hiçbir yeni adım atmadan “Çözüm Süreci”nin garantisi olduğu propagandasını ısrarla sürdürmeyi ve Kürt sorununun artık bir bölge sorunu olarak eskisi gibi olmayacağını anlamamayı,

* Aleviliği yeniden tarif edip, “Alevilere Aleviliği öğretmeyi”, bunun “Alevi açılımı” olduğunu yeniden yeniden gündem yapmayı,

* “Muhafazakar toplum” inşasını kadının erkekle eşit değil “eşdeğer” oldukları, eşitsizliğin kadının fıtratında olduğu demagojisinin kadın haklarını savunmak olduğu demagojisini ve 2014’ün ilk 11 ayında 254 kadını katletmeyi,

* Gelecek mücadelesi veren gençliğin sindirilmesi için uyuşturucunun yaygınlaştırılmasından üniversite yönetimlerine, özel güvenlik şiddetinden işsizliğe baskıları artırmayı,

* Yıl boyunca her vesileyle yeni hamlelerle ilerletilen “muhafazakar toplum inşası” girişimlerini, yılın sonunda “Milli Eğitim Şurası”nı tam bir “Dini Eğitim Şurası”na dönüştürmeyi ve “Din Şurası” ile laik bilim ve bilim insanlarına karşı “ulemayı” ayaklanmaya çağırmayı,

* Basın özgürlüğü ve toplu gösteri özgürlüğü gibi kolektif ve bireysel özgürlükleri önceki yılları bile aratacak biçimde ayaklar altına almayı,

* Bir AKP mucizesi olarak sunulan ekonomiyi, son bir yıl içinde “dünyanın kırılgan beşlisinin en kırılganı” yapmayı, işsizliği yüzde 10.5’e vurdurmayı ve ekonomiyi iniş trendine geçirmeyi; böylece, Müslüman Kardeşlerin Türkiye kolu çizgisine doğru hızlı adımlar atarken, Ortadoğu’daki mezhepçi yönetimlerden biri olarak sivrilmeyi,

* Yeni Osmanlıcı dış politikanın geldiği aşama olarak, Musul’da 49 konsolosluk personelini IŞİD’e rehin vermeyi; bir yandan ABD’nin öte yandan da IŞİD’in müttefiki olarak dünya aleme rüsva olmayı,

* Soma’da, Ermenek’te, Torunlar Center’de Isparta’da toplu işçi katliamları yapmayı ve sadece 2014’te iş cinayetine kurban giden işçi sayısının 1700’lere dayanmasını,

* İş güvenliği, taşeronlaştırmanın kaldırılması talepleriyle harekete geçen işçileri bastırmayı ve metal işçilerini bir kez daha Türk Metal-MESS dayatmasıyla karşı karşıya bırakmayı,  

* Doğa, tarih, kültür katliamında sınır tanımamayı, bu amaçla TMMOB’un yetkilerini budayıp bakanlığa bağlanmasından, her yolla doğranan çevrenin, toprağın kentlerin dokusunu yok etmeyi, ….sığdırmıştır.

EMEK VE DEMOKRASİ MÜCADELESİNİN 2015’E DEVRETTİKLERİ

Elbette 2014’e sadece Hükümetin ve gericiliğin marifetleri sığmadı. Demokrasi ve emek mücadelesinin gelişmesinin ifadesi olan pek çok gelişme de yaşandı.

Çözüm süreci AKP Hükümeti’nin ayak sürüme ve manevralarına karşın ilerledi ve şimdi Hükümeti ya adım atma ya da “havlu atma” ve açıkça savaşa başvurma çizgisine getirdi.

Yolsuzluk ve rüşvet skandalı Adliye’de kapatılsa bile halkın vicdanında kapanmadı ve  giderek bir öfke birikiminin nedeni olarak “işlemeye” devam etti, edecek de görünüyor.

Laisizm mücadelesi, Alevilerin inanç özgürlüğü, bilim özgürlüğü ve toplumun laik yaşama dair kazanımlarını savunmayı bir yaşam savunması noktasına getirerek, hükümetin “muhafazakarlık hamlelerinin önüne barikat olacak bir zemin oluşturacak aşamaya geldi.

Kobanê direnişinde sembolleşen Kürt direnişi, Türkiye’nin aydın ve demokrat çevrelerinden, bugüne kadar politikanın dışında duran çeşitli halk kesimlerinden çok geniş destek gördü. Bu tepki 6-8 Ekim eylemleriyle birleşti.

Kadınların mücadelesi, geçmiş yıllara göre çok daha ileri bir mevziye taşındı; AKP’nin kadınlara yönelik demagojik propagandası etkisini büyük ölçüde kaybetti.

Mültecilere yönelik ırkçı şoven kesimlerin linç girimlerine karşı işçilerin ileri kesimler ve sınıf partisinin girişimleriyle işçi enternasyonalizmi sınıf gündemine ilk kez bir “birlik bütünlük sorunu” olarak girdi. Bu gelişmelerle eş zamanlı olarak CİPOML (Uluslararası Marksist Leninist Partiler Konferansı)’nın 20. yıl etkinliklerinin Türkiye’de düzenlenmesiyle enternasyonalizmin sadece başka ülkelerdeki işçilerle dayanışma değil sınıfın birliği, işçi sınıfının kurtuluş mücadelesi olduğu gerçeği de sınıfın ileri kesiminin gündemine girdi.

Ve nihayet sendikal bürokrasinin ihanetine karşın işçiler, kamu emekçileri yıl boyunca, lokal olsa da iş güvenliği talebiyle ve taşeronlaştırmaya karşı sayısız eylem yaptı, hak mücadelesi eylemleri yaygınlaştı. Ama ilk kez Soma faciasıyla birlikte çeşitli işçi kesimleri ve kamu emekçileri Somalı işçilerle dayanışan eylemlere başvurdu.

Sözcüğün gerçek anlamıyla “kan ve ter içinde ilerleyen” emek mücadelesi, bir yanda işçi kurultaylarıyla öte yandan sendikal bürokrasiye rağmen daha önce yenildiği mevzilerde de yeniden yeniden mücadeleye girerek potansiyelini gösterdi.

HES’lere karşı mücadeleden kentsel dönüşümlere, madencilerin tarım alanlarını tahribinden nükleer santrallerin yapımına karşı sayısız çevre/yaşam hakkı mücadelesi 2014 boyunca aralıksız sürdü.

Ve bütün bu gelişmeler, gelişen yanlarıyla ve sorunlarıyla 2015’te AKP Hükümeti ve onun arkasındaki güçlere karşı mücadeleye dayanak oluşturmak üzere yeni yıla devroldu.

2015’TE BİZİ NE BEKLİYOR?

Kuşkusuz 31 Aralığı 1 Ocağa bağlayan gece yarısının (Yılbaşı diyoruz), önceki ve sonraki ayların sonu ve başı arasındaki geçişlerden ya da herhangi bir günü ötekine bağlayan gecelerden bir farkı yok. Olaylar da zaten bir günden ötekine bir yıldan ötekine geçtiklerini “bilmez”ler! Bu yüzden 2015, 2014’te yaşananların, süreçlerin ilerlemesiyle ortaya çıkacak yeni gelişmelerle birlikte, kesintisiz bir devamıdır.

Bu nedenledir ki, “2015’te neler olacak?” dendiğinde eğer medyumluk, falcılık yapmayacaksak, bunu, 2014’te “Çözüm Süreci”nden Hükümetin “muhafazakar toplum inşası”na, Yeni Osmanlıcı dış politikadan emek mücadelesindeki gelişmelere, kadına yönelik şiddetten basın özgürlüğüne,… başlıca gelişmelerin gelişme süreçlerindeki olay ve olguların ipuçlarına bakarak söyleyebiliriz.
Buradan bakıldığında elbette; demokrasi mücadelesi, emek mücadelesi, kadınlara yönelik şiddete karşı mücadele, ekonomi alandaki gidişat,… ile ilgili pek çok tahminde bulunabiliriz. Bunları önümüzdeki günlerde yeri geldikçe gazetemiz de yapacaktır.

Kuşkusuz her yeni yıl “umutlar” ve “dilekler”in ötesinde bazı “yenilikleri” daha eski yıldayken de bilebilir.

Örneğin 2015 içinde de çok önemli “iki” yeni gelişmeden şimdiden söz edebiliriz.

2015’in şimdiden belli olan iki gelişmesi şunlardır:

1) Ermeni Soykırımının yüzüncü yılı olan 24 Nisan 2015 öncesi ve sonrasında gündem dünya ölçüsündeki gelişmelerle belirlenecektir. Ve Türkiye Hükümeti’nin bu konudaki talepler karşısındaki tutumu, bu soykırımla yüzleşme cesareti ile, nasıl bir “savunma hattı” tutacağı da 24 Nisan üstünden ortaya çıkacak gelişmelerin etkisini ve seyrini belirleyecektir. Dolayısıyla Hükümetin “ecdadı savunma” ve Osmanlı hayranlığında geldiği çizgi, genel seçim arifesinde olunduğu göz önüne alındığında; Hükümetin ırkçı-dinci çevrelerin nabzını okşayan ve arkasında onları birleştiren, seçime de böylece giden bir politika benimsemesi elbette ki, sorunun ulusal ve uluslararası çaptaki boyutlarını daha da büyütecektir.

Bu yüzden de bu yılki 24 Nisanda, “ABD Başkanı rutin konuşmasında soykırım diyecek mi demeyecek mi?” tartışmasını çok aşan gelişmelerle karşılaşacağımızı şimdiden söyleyebiliriz.
Yılın ortasında bir seçim, ekonominin kırılganlığı, Türkiye’nin dış politikada duvara çarptığı, demokratikleşmeyle ilgi gelişmelerde geriye savrularak tek adam diktatörlüğüne yönelme,… gibi etkenler göz önüne alındığında 2015’in sadece bu açıdan bile pek çok yeni gelişmeye gebe olduğunu söylemek yanlış olmaz

2) 2015 Haziranında yapılacak Genel Milletvekili Seçimi(bir iki ay önceye de alınabilir deniyor), önceki seçimlerden; 1-) 2014’teki iki seçimin son etabı olması bakımından, 2-) Çözüm Süreci’nin geldiği aşama, yüzde 10’luk barajın artık kabul edilemez bir ağırlık oluşturması, HDP’nin parti olarak seçime gireceğini açıklaması, Erdoğan’ın kişisel diktatörlüğü yolundaki adımların önünün kesilmesi, demokratikleşme mücadelesinde önemli sonuçlar doğuracak bir seçim,… olma gibi nedenlerle, farklı ve çok önemli bir seçim olacak özelliklere sahiptir.

Başka bir söyleyişle 2015 Milletvekili Seçimi, önceki iki seçim ve demokrasi mücadelesinin gelişmesiyle bağlantılı olarak Türkiye’de siyasetin yeniden saflaşmasında, partilerin aldıkları oyları aşan biçimde etkileyecek bir seçim olma özelliğini taşımaktadır. Ki, bunun anlamı seçimin; sonucundan bağımsız olarak, Türkiye’de demokrasi mücadelesini (ve siyaseti) partiler arasındaki laf yarışını aşan bir aşamaya taşıyacak olmasıdır. Bu yüzden bu seçim, siyaset bakımından da hayati bir öneme sahip olacaktır.

DAHA ÇOK EMEK VERMEYE, DAHA ÇOK MÜCADELEYE!

2014’te ortaya çıkan gelişmeler, dünya ve Türkiye’nin ilerici demokratları, sınıf partisi, emek mücadelesinin ön cephesinde mücadele edenler için gerçek birer “fırsat”tır!  Ama, bu fırsatlar kendiliğinden gerçek olmaz. Eğer bu fırsatlar demokrasi güçleri, emek güçleri tarafından doğru kullanılmazsa, egemenlerin saldırısını püskürtmenin dayanağına dönüştürülemezse bilinmelidir ki, bunlar demokrasi güçlerine, halka, emek güçlerine fatura olarak döner.

Gerek sınıflar mücadelesi tarihinden çıkarılan dersler gerekse yakın tarihte yaşadıklarımız bunu açıkça gösteriyor.

Bu yüzdendir ki, asıl olan olayların kendiliğinden seyri içinde ortaya çıkan fırsatlar değil bu fırsatların değerlendirilerek mücadelenin dayanağı olarak kullanılmasıdır.

Bu yüzden 2014’ün önümüze serdiği imkanları değerlendirirsek, 2015 her alanda mücadelenin ilerlediği bir yıl olmaya adaydır.

Onun içindir ki, “2015 bize ne diyor?” sorusunun gerçekçi yanıtı; 2015’in bizi, “özgürlükler için demokrasi için, sömürüsüz ve barış içinde bir insanlık dünyası için, insanlığın ilerlemesinin önündeki emperyalist ve gerici güçlere karşı mücadelede daha çok ter dökmeye çağırdığı”dır.
Bunu başaracağımız umuduyla yeni yılınız, yeni yılımız kutlu olsun!

ÖNCEKİ HABER

Sosyalizm kazanacak mı?

SONRAKİ HABER

Meksika’da plastik ve yağ fabrikalarında yangın çıktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa