10 Ağustos 2020 04:00

“Kadına uygun spor”un serüveni: Coubertin’e karşı Milliat

Pierre de Coubertin ve Alice Milliat

Pierre de Coubertin (solda), Alice Milliat (sağda) |  Fotoğraflar: Wikimedia Commons 

Paylaş

Melih Şendil’in yaptığı gibi kadına uygun spor tayin etmek modern erkekliğin kadim geleneklerindendir. Modern Olimpiyatların kurucusu sayılan Pierre de Coubertin, oyunları “erkek atletikliğinin heybetli bir gösterisi” olarak tanımlarken kadınlara ise “alkışlarıyla erkekleri ödüllendirme” görevi biçiyordu. Baron de Coubertin, iflah olmaz bir kadın sporcu düşmanıydı. Onun Uluslararası Olimpiyat Komitesi (IOC) başkanlığını bıraktığı 1925 yılına kadar düzenlenen olimpiyatlarda yarışan 12 bin 235 erkeğe karşı toplam kadın sporcu sayısı sadece 312’ydi.

İlk modern olimpiyat 1896 Atina, kadınlara tamamen kapalıydı. Orada Stamatha Revithi yasağı bir şekilde delen ve aslında yasakların kadınları durduramayacağı uyarısında bulunan ilk isimdi, Baron dinlemedi! Pierre de Coubertin’e göre “kadının şanı ürettiği çocuğun niceliği ve niteliğiyle ölçülürdü” ve “sportif bakımdan onun en büyük başarısı kendisi için rekorlar peşinde koşmaktan ziyade oğullarını başarı için yüreklendirmek olurdu.”

Erken dönem olimpik oyunlarda kadının yeri tenis, golf, okçuluk, paten gibi sporlarla kısıtlanmıştı. 20. yüzyılın başından itibaren kadınların ayak sesleri görmezden gelinemeyecek kadar güçlü bir şekilde duyulsa da Baron’un en büyük avantajı olimpik hareketin burjuva karakteriydi. Dönemin olimpiyatları sadece kadınlara değil işçilere ve beyaz olmayanlara da büyük oranda kapalıydı. “Amatörlük” diye yüceltilen aslında sınıf ayrıcalığıydı. Kadın emekçiler, 19. yüzyılın sonu itibarıyla işçi spor kulüplerinde erkeklerle boy göstermeye başlarken burjuva çevrelerde kadının pozisyonu kısıtlıydı. Yine de IOC’yi sıkıştırıyorlardı. 1911’de Fransa’da Femina Sport kuruldu. 1912’de Uluslararası Yüzme Federasyonu, kadınları olimpiyatlara soktu.

Pierre de Coubertin direniyordu. Bu direniş, 1914’teki IOC oturumunda kadınların madalyasının erkeklerinkiyle aynı ağırlıkta olmaması gerektiği, hatta kadınların madalyalarını saymaya gerek olmadığı gibi zavallı tartışma başlıklarının açılmasını sağlıyordu. De Coubertin ancak Pirus zaferleriyle ilerleyebiliyordu. Onun temsil ettiği kadın-erkek eşitliği karşıtı tasarıda Fransa’ya sadece ABD, Osmanlı ve Japonya destek vermişti. Tasarı yenildi ama uzlaşma payı olarak “kadın etkinlikleri sayısının sınırlandırılması” konusunda mutabakata varıldı.*

1. Dünya Savaşı’nı “tarafsız” İsviçre’de geçiren “Baron”, kadınların olimpiyatlara dahil edilmesini “uygulanamaz”, “yavan”, “yanlış”, “estetik dışı” gibi sıfatlarla bertaraf etmeye çalışırken kadınlar çareyi bağımsız örgütlenmede buluyordu. Fransız Alice Milliat’ın öncülüğünde 1917’de Fransa Kadın Sporları Federasyonu kuruldu. Aynı yıl Femina Sport, Fransız kadınlarının ilk ulusal atletizm yarışmasını düzenledi. Milliat, 1919’da IAAF’ten kadınların atletizm yarışlarına dahil edilmesini istedi ancak olumsuz yanıt alınca 1921’de Uluslararası Kadın Sporları Federasyonu’nu (FSFI) kurdu. 1922’de Paris’te beş ülkeden sporcuların katılımıyla ilk kadın olimpiyatı düzenlendi. “Olimpiyat” adıyla düzenlenen ve başarılı olan oyunlar, IAAF ve IOC’yi telaşlandırdı. Artık toplantı talepleri IOC’den geliyordu. Kadınlar, 1928 Amsterdam Olimpiyatları’na dair verilen sözler karşılığında turnuva isminden “olimpiyatı” çıkardı ve “Dünya Kadın Oyunları” yoluna devam etti. (1926 Göteborg, 1930 Prag, 1934 Londra)

De Coubertin, kadınları 1924 Paris’te bir kez daha atletizm pistlerinden uzak tutmayı başarmış ancak yolun sonuna gelmişti. Emekliye ayrılmasından sadece bir yıl sonra kadınlar olimpiyatların atletizm pistlerine girdi. Ancak erkeklerin yarıştığı 22 dala karşın kadınlara 5 dalda yarışma hakkı verilmişti. Bu kabul edilemezdi ve FSFI’nın bazı üyeleri, Milliat’ın önderliğinde 1928 Amsterdam’ı boykot etti.

Aynı dönemde işçi sporları hareketi büyük bir atılım içerisindeydi. Almanya’dan Avusturya’ya, İngiltere’den ABD’ye, Sovyetlerden Çekoslovakya’ya işçi sporları federasyonlarının yüz binlerce kadın üyesi vardı. 1925 Frankfurt, 1928 Moskova ve 1931 Viyana kadın-erkek eşitliği bakımından burjuva olimpiyatlarıyla ayrı dünyalardaydı.

2. Dünya Savaşı’na giderken Avrupa’nın farklı rejimleri sporu ve beden terbiyesini sosyal hayatın temel unsurlarından biri haline getiren politikaları benimsiyordu. Almanya, İtalya ve Türkiye gibi ülkelerde sporu, “ırkın ıslahında” önemli bir araç olarak gören fikirler revaçtaydı. Buna göre askeri ihtiyaçlar ve ekonomik verimlilik için nüfusun tamamının sporcu olması önemliydi. “Gürbüz çocuğu sağlam anneler doğurabileceği” için kadınların da spor yapması gerekiyordu. Ancak sağlam vücutlu, sporcu kadınların da esas görevi annelik olduğundan onlara sadece doğurganlık fonksiyonuna zarar vermeyecek belli sporlar uygun görülüyordu: Tenis, voleybol, yüzme, yürüyüş gibi…**

IOC’de erkek direnişi sürerken Milliat, 1934 Londra Kadın Oyunları sonrası kadın sporlarının tamamen entegre edilmesi için sert bir çıkış yaptı. IAAF, bağımsız kadın federasyonunun bünyesine bağlanması karşılığında olimpiyatta kadın programlarını genişletti. 1936 Berlin’de 3 bin 738 erkek sporcuya karşılık 328 kadın vardı! Bu bile bir başarıydı. Yine de Pierre de Coubertin, 1937’de hayata gözlerini yumarken olimpik sahalardaki kadın sayısından rahatsızdı desek herhalde yanılmayız.

Olimpiyatta ve genel olarak sporda kadın-erkek eşitliği halen sağlanamadı ancak büyük mücadelelerle epey yol kat edildi. Hâlâ yeterli olmadığını, Melih Şendil gibilerin spor medyasında kapladığı alanın büyüklüğüyle görebiliriz. Neyse ki artık bu tip düşünceler dile geldiğinde hak ettiği karşılığı alıyor.

*James Riordan, Arnd Krüger, The International Politics of Sport in the Twentieth Century, E & FN Spon

**Yiğit Akın, “Gürbüz ve Yavuz Evlatlar”, İletişim Yayınları (Ek not olarak şunu söyleyeyim SSCB, kadın sporlarında nispeten ileri bir ülke olsa da erkeklerin ‘kadına uygun spor’ belirleme huyu orada da vardı. Bu meseleyi “SSCB’de spor anlayışı ve temelleri” serisinde kısmen aktarmaya çalışmıştım.)

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...