18 Nisan 2020 07:30

Koronavirüs gölgesinde 5G fırsatçılığı

Paylaş

Birkaç gün sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Türk Telekom’un 175. yıl dönümü etkinliğinde 4G’yi atlayıp 2 yıl içinde 3G’den 5G’ye geçişi yapabileceğimizi söylemesinin 5. yıl dönümü olacak. Aradan geçen 5 yılda tüm dünyada 4G olarak anılan teknoloji Türkiye’de 4.5G olarak tanıtılarak devreye alındı. Bu arada 5G için de çeşitli hazırlıklar yapıldı. Kısa bir süre önce görevden alınan bir önceki Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Cahit Turhan’ın şubat ayı sonunda yaptığı açıklamalara göre alt yapı hazırlıkları süren 5G’nin bu yıl içerisinde İstanbul Havalimanında kullanıma açılması planlanıyordu. 5G alt yapısının ülke genelini kapsayacak şekilde kurulumunun ne kadar zamanda tamamlanacağı ise şimdilik belirsiz.

5G’ye dair çalışmaları en önden yürüten ülkelerde bile kapsama alanı şimdilik sadece büyük şehir merkezleri ile sınırlı. 5G penetrasyon oranının en yüksek olduğu ülkelerden biri olan Kore Cumhuriyeti’nde dahi bu oran yüzde 10’a daha yeni varabildi. Mobil operatörlerin uluslararası birliği olan GSMA’nın geçtiğimiz yıl yayımlanan 2019 raporuna göre henüz 24 ülkede 46 operatör tarafından kamuya sağlanabilen 5G’nin dünya genelindeki penetrasyon oranı yüzde 2 seviyesinde. 4G penetrasyon oranı ise yüzde 56 civarında. Aynı raporun 5G penetrasyonunun dünya genelinde yüzde 20’ye ulaşacağını tahmin ettiği yıl ise 2025.

Eldeki veriler 5G’nin önümüzdeki birkaç yıl içinde yaygınlaşmayacağına işaret etse de 5G’nin kısa sürede ve bir anda geleceği hissini yaratan haber ve gönderilerin önü arkası kesilmiyor. 5G’ye dair sansasyonculuk ve şarlatanlığın doruklarında dolaşan iki uç eğilim gerek gelneksel medyada gerekse de sosyal medyada ciddi şekilde öne çıkıyor. Bu eğilimlerden ilki 5G’nin sihirli bir değnek olduğuna, dokunduğu yeri dikensiz gül bahçesine çevireceğine, 5G’nin yeni bir dünyayı mümkün kılacağına inanıyor. Daha doğrusu inanmıyor ama bu sunum şekli tıklama, rating vb. getirdiğinden inanırmış gibi yapıyor. Tıpkı 4G’nin ilk günlerinde yaptıkları gibi. 4G için ne söyledilerse aynılarını şimdi 5G için de söylüyorlar. Ne kadar abarttıklarını göstermek açısından bir örneğe göz atalım. NTV’nin “Türkiye’de 5G’nin ilk adresi açıkladı! 5G ile hayatımızda neler değişecek?”(imla hataları NTV’ye ait) başlıklı haberine göre “4G LTE bugün saniyede 1 Gbit veri aktarabiliyor; yani kısa bir HD filmi indirmeniz, kusursuz koşullarda yaklaşık bir saat sürüyor.” Ufak bir hesap yapalım. Türkiye’deki mobil şebekeler için fazlasıyla makul sayılabilecek 1 Gbitin kırkta biri olan 25 Mbit hıza ulaşabildiğimizi varsayalım. Bu hız yaklaşık olarak saniyede 3 megabytea(MB) karşılık gelir. Bu da dakikada 187 MB, saatte ise 11.25 GB yapar. “Kusursuz koşullarda” ise bir saatte indirilebilecek büyüklük 450 GB. Kısa bir HD film için ise 450’yi boşverin 11 GB bile abartılı bir rakam. Netflix’te 1920x1080 HD bir içerik saatte 2-2.5 GB tüketiyor. Bu pazarlamacı şarlatanlığın 5G’ye dair diğer iddiaları da benzer şekilde oldukça abartılı.

Öte yanda ise başka türlü bir 5G şarlatanlığı hem dünyada hem de Türkiye’de giderek büyüyor. Uluslararası arenada başını eski “UFO araştırmacılarının” çektiği bu şarlatanlığın bayraktarlarına göre 5G neredeyse başımızdaki dertlerin tümünün sebebi. Bu şarlatanlar 5G’nin toplu kuş ölümlerine, kısırlığa, kansere, otizme ve Alzheimer sendromuna yol açtığı ve genel olarak sağlığa zararlı olduğu gibi iddialara sahip. Hatta bu şarlatanların bir kesimi Kovid-19 salgını ile 5G arasında doğrudan bir bağ olduğunu iddia etmekten imtina etmiyorlar. Salgının yarattığı ortam bu şarlatanlığın WhatsApp başta olmak üzere çeşitli ağlarda ciddi şekilde yayılabilmesini kolaylaştırıyor. Savundukları gibi yaşamaya niyetlenseler kafalarına “Zihin kontrolünden korunmak için” alüminyum kağıdından huni takacak tipler birkaç milyonu bulan takipçilerini bu şarlatanlığa ikna etmek için ellerinden geleni artlarına koymuyor.

Her iki eğilimin de ciddi itici güçlerinden biri geleneksel medyadaki sansasyonculuk. Bu sansasyonculuk eğiliminden etki faktörünü yüksek tutmak gibi bir niyetle popüler bilim yayınlarının dahi azade olmadığını da not düşelim. Bir diğeri medya okur yazarlığının düşüklüğü. Bir diğer itici güç ise etkileşim peşine düşmüş onaylı/onaysız popüler sosyal medya hesapları. 5G’nin zararlarını anlatmaya çalışan(!) ikinci eğilim bütün bunlara ek olarak komplo teorileri ve bu teorilere olan ilgiden beslenip Kovid-19 salgını konusunda çoğu devletin gerçekleri olanca çıplaklığıyla açıklamamasının yarattığı şüphecilik ve kaygıyı da kendi çıkarlarına uygun bir şekilde kullanmaya çalışıyor.

5G’nin sağlığımıza etkilerinin tümünü bildiğimizi iddia edecek değilim. Bu türden bir iddia ancak bilimin ve bilimsel araştırmanın metodolojisini anlayamamanın sonucunda ortaya çıkabilir. Bugün ancak 5G ile ilgili elimizdeki bilimsel verilerden bahsedebilir ve bu verilerden hareketle bir sonuca varabiliriz. Şimdilik eldeki veriler 5G sistemlerinin sağlığa bir zararı olduğu yönünde bir kanıt bulunamadığını söylüyor. 5G’nin ne kansere yol açtığına dair ne de Kovid-19 semptomlarına da yol açtığına dair şüpheye yer bırakmayan kanıtlar mevcut değil. Yine eldeki veriler Kovid-19’a yol açan virüsün 5G nedeniyle evrimleşmiş olmasının da olası olmadığını söylüyor. Yarın bir araştırma bütün bunların aksini somut verilerle kanıtlayabilir mi? Belki… Bir gün böyle bir bilimsel kanıt sunulursa ne tedbirler almak gerekir onu konuşabiliriz. Ancak o zamana kadar nesnel hiçbir temeli olmayan iddiaları ortaya atan; etkileşimi paraya, popülariteye ve ranta tahvil etmeye çalışan bir grup bilim reddiyecisi şarlatana karşı sesimizi yükseltmek zorundayız.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...