31 Mart 2020 04:31

Koronavirüsün tuttuğu ayna ne söylüyor? (2) | Üç boyutlu bakınca ‘sosyalizm’ diyor

Paylaş

‘Güncel olan her şey hem tarihsel hem de sınıfsaldır’ bilinciyle “koronavirüsün tuttuğu ayna ne gösteriyor ona bakalım” diyerek başladığımız yazıda dün görünenleri şu başlıklarda özetlemiştik:

Aynadaki görüntü 1: Özel sağlık felakettir

Aynadaki en net görüntü: Sınıfsallık

Aynadaki görüntü 3: Bilgi çağındaki bilgisizlik

Aynadaki görüntü 4: Ekonominin keli göründü.

Bu görüntüler eşliğinde (Toplumlarda en hızlı değişimlerin ‘şok’ dönemlerinde yaşanıyor olması gerçeğinden hareketle) cevabı aranan sorular var. Korona salgını şoku ekonomik, siyasi ve kültürel açılardan nasıl bir değişimi tetikleyecek? Koronavirüsten sonra hiçbir şey, hiçbir düzen artık eskisi gibi olmayacak mı? Tüketim, para, kâr, sömürü, savaş düzeninin bir virüs karşısındaki yenilgisi yeni bir yol açma bilinci yaratacak mı? Yoksa ölüm korkusu içindeki insanlar gönüllü evlere çekildikçe otoriterlik rejimleri mi güç kazanacak? Virüs kamusal ve sosyal yaşamı bir “korku iklimi” etrafında iyiden iyiye kısıtlayıp milyonları özel alana kapanmaya sevk ettikçe otoriter siyasetlerin önü mü açılacak?

Pandeminin zayıflamış, ticaret savaşlarıyla örselenmiş neoliberal düzenin sonunu getireceği beklentisinde olanlar da var... İşsizliğin, iflasların hızla artacağı, günlük yaşamın temposunun aksayacağı bir ortamda güvensizliğin güç kazanacağı, ‘ötekini’ günah keçisi ilan etme eğiliminin daha da yaygınlaşacağı, faşizme kapı aralanacağı fikrinde olanlar da...

Şüphesiz kriz kapitalizm için yeni fırsatları yeni sömürü araçlarını yaratacak. Her başka krizde olduğu gibi. Fakat evlerine çekilenler sadece otoriter sistemlere yol vermeyecekler.

İnsanı ve doğayı tüketen yüksek hızın (hızlı üretim, hızlı dağıtım, hızlı tüketim) yavaşlatılabildiğini de görecekler.

O hız virüsün yayılma hızını da arttırıyor. Dünyanın bir köşesindeki bir köyden çıkan patojenin 36 saat içinde dünyanın bütün kıtalarına yayılacağı bilgisini paylaşan ABD Salgın Hastalıkları Kontrol ve Önleme Merkezi bunu ulusal güvenlik sorunu olarak görüyor. Bu durum karşısında Enerji ve İklim Uzmanı Önder Algedik şu yorumu yapıyor: “Buradan bakınca bulaşma hızı ile ulaşımın bir ilişkisi olduğunu görüyoruz. Yani kapitalizmin fosil yakıt tüketimi ile patlayan aşırılaşan ulaşım politikalarının bu arada hem iklimi, hem de hastalıkların bulaşma hızını belirleyen parametreler olduğu görülecektir” (Korona Günlerinde İklim Meselesi, 20 Mart 2020, Gazete Duvar).

Dünya Sağlık Örgütü ebola virüsünün yaşandığı dönemde yaptığı bir açıklamada insanların yaşam biçiminde değişiklik ile hastalıkların kaçınılmaz olduğunu, mikroskobik ajanların gün içinde milyon kez kendini kopyalayabileceği durumların artık oluştuğunu belirtmişti. Bunu hatırlatan Algedik, “Aşırı üretime dayalı aşırı tüketim ve temponun getirdiği biçimin bir hastalığın ne kadar yayılabileceğini, üretilebileceğini bize gösteriyor” değerlendirmesini yapıyor.

Bu hız gerekli mi? Amerika’dan Türkiye’ye binlerce kilometre öteden soğan gelmeli mi? Çin’den sarımsak gelmesi ne kadar gerekli? Yoğun üretim yerini ihtiyaca göre üretime bırakmalı mı?

Benzeri sorgulamaların salgın nedeniyle daha çok yapılabileceği bir dönemdeyiz. Evet Tunus, Mısır, Cezayir, Şili, Fransa’da sokaklarda kendi yolunu arayanlar evlere kapatılabilecek şimdilik. Ama unutmamalıdır ki bu süreçte talepleri daha yakıcı hale gelecek olanlar o arayıştan vazgeçmeyecekler.

Emperyalistler için otoriterlik ve savaş daha çok ihtiyaç haline gelebilir. Lakin dönem savaşları da sorgulatabilir. ‘Savaşa değil salgına bütçe’ yakıcı bir talebe dönüşebilir; en çok AR-GE harcaması yapan 15 şirket listesinde bir tane bile ilaç şirketi yokken, silah-savunma sektöründen 7 şirketin var olduğu Türkiye’de de!

VİRÜS DOĞAL PEKİ YA VİRÜSE YANIT VEREMEMEK?

Neoliberalizmin yaldızları birer birer dökülürken kendiliğinden bir iyilik gelmez elbette. Hastaneler kamulaştırıldığında da sorun çözülmez. Çin’in salgını bastırmasındaki başarısının temelindeki ‘kamucu’ yanı da övülesi ve örnek alınası değil. Çin önderliğinde şekillenecek yeni bir otoriter-kapitalist küreselleşme de değil çözüm.

Böyle bir küresel sorunda dahi ülkelerin dayanışmasına değil rekabetine tanık olduk; emperyalizmin uzlaşmaz çelişkileri gözümüze sokulurcasına. Devletler ilaç ya da aşı geliştirme için ortaklaşmak yerine patentinin kendilerinde ait olması yarışına girdiler. Ulus ötesi uluslararası bir çalışma tesis edilemedi. Sermaye yeni fırsatlar peşinde koşarken devletler ‘güçlü’ kim gösterisi eşliğinde az hasarla atlatma telaşına düştüler. Tüm bunlar yeni bir küreselleşmenin (enternasyonal) gerekliliğini ortaya koydu. Kaynak dağılımını, ulusal ve uluslararası düzeyde eşitliği, özgürlüğü, dayanışmayı güçlendirecek, ekolojik dengeleri gözetecek bir küreselleşmenin...

Sonuçta insanlık, hangi sosyal gelişmişlik düzeyine ulaşırsa ulaşsın, hep tehdit altında olması, kitlesel ölümlere yol açan virüslerle karşılaşması ‘olağan’ olabilir. Lakin buna hazırlıklı olup önlem almamak, günümüz teknolojik ve bilimsel gelişmeleriyle yanıt verememek ‘normal’ bir durum değil!

Bu kriz aşılacaktır, ‘sosyal mesafeler’ yine kısalacaktır fakat sistemle araya bir ‘sosyal mesafe’ konmadıkça belalar ve çaresizlik eksik olmayacaktır. Her şey kapitalizmin aşılmasını, sosyalist toplumun kurulmasını işaret etmekte!

Peki neden sosyalizm?

Buna sıraladığımız virüs aynasındaki görüntülerden yola çıkarak cevap verelim.

HASTA ETMEYİ KÂR SAYAN SİSTEME KARŞI...

Sağlık sisteminden başlayalım!

Korona ile mücadelede başarı hikayelerine kulak verilen üç ülke: Çin, Güney Kore ve Küba! Bu sıralama da bir şeyi gösteriyor; piyasacılar değil ‘kamucular’ avantajlı. Bu ülkelerde emek ve doğa sömürüsü olmadığını kastetmiyoruz. Müdahale olanağının genişliğini gösteren bu örneklerin, halkın denetim ve müdahalesine kapalı olmasıyla eleştirilecek yanları çok. Çin’in halkından ve dünyadan bilgileri nasıl sakladığı da ortada. Fakat zincirlerinden boşalmış piyasa ilişkilerinin devletçilik adına sınırlanmasının bile bir fark yarattığı dünyada yaşıyoruz.   

Çin’in ‘başarı’ öyküsünün altında sosyalizmden edindiği planlama deneyiminin etkisi var.

Çin’de vatandaşlar sağlık sisteminde bölge bölge planlı bir şekilde dahil ediliyor. Her bölge kapsayıcı ve yeterli bir donamına sahip kılınıyor. Herkesin genel ve anlık sağlık bilgilerine ve lokasyonuna erişilebiliyor. Salgının çıktığı 11 milyonluk Wuhan kenti de evlere kapatılırken önemli oranda kendi yeterlilik koşullarına sahipti.

Milyonlarca dolarlık bütçeli şirketlere, küresel ilaç tekellerine sahip gelişmiş kapitalist ülkelerin değil de on yıllardır ambargo altında yaşayan Küba’nın koronavirüsle mücadelede önde olması, sosyalist bir ülke olmasa da halkçılığın mirasını taşıyor olmasından kaynaklanıyor.

Sosyalizmin esintisinin avantaj yarattığı bir gerçeklik nihai çözümün de sosyalizmde olduğunu işaret ediyor. Zira kapitalist sağlık geliştikçe, tedavi olanakları ve performansı yükseldikçe, yeni hastalıklar da ortaya çıkıyor. Sağlık kapitalistleştikçe koruyucu hekimliği ve sağlığı bir kenara itiyor.

Virüs, sağlık sistemindeki vahşi kapitalizmi ve sömürüyü acımasız bir biçimde ortaya çıkardı. Soruna salt salgın belirtileri ortaya çıktıktan sonra alınan önlemler düzeyinde çare aramanın çok edilgen bir mücadele yöntemi olduğu idrak edildi.

Sağlıklı olabilmek için yeterli beslenme ve dinlenme olanakları yaratabilmek gerekli. Sağlıklı bedenle gidilen işyerlerinden sağlıklı çıkabilmek için çalışırken sağlığın koruma altına alınması gerekli. Hastalıklar karşısında insanların dirençlerini, bünyelerini geliştirebileceği koşulları sağlayabilmek gerekli. İnsanların hastalanmaması için verilen mücadelelerin ardından yine de sağlık sorunu yaşanırsa herkesin ücretsiz ulaşabileceği, nitelikli kamusal sağlık hizmeti sunabilecek bir yapı gerekli. Tüm bunları kapsayacak ekonomik, sosyal programı savunmanın aciliyetini gösterdi; virüs aynası!

Modern tıp ‘harikalar’ yaratırken, insanların sıradan hastalıklardan ölmesi nedendir? Nedendir tarihe karıştığı söylenen hastalıkların (kolera, verem, sıtma, difteri, dizanteri) tekrar hortlaması?

İnsanları yoksullaştıran, gelirden yoksun bırakan, sağlığa, temiz suya ve gıdaya ulaşımını zorlaştıran bir süreç işlerken başka türlüsü mümkün mü?

Eksiksiz bir sağlık için sağlığın bütünsel ele alınması gerekli; bedensel, çevresel, zihinsel sağlığın üçü bir arada planlanmalı. Bunun için üretimin çevre ve insan odaklı organize edilmesi gerekli. Bu organizasyon öngörüsüne sahip kapitalizme alternatif sistemin adı:  Sosyalizm!

ÇÖZÜM: SİSTEMLE ARAYA SOSYAL MESAFE KOYMAK

2000’li yıllardan itibaren ‘yeni Orta Çağ’ diye tanımladığımız bilimi öteleyip ‘gökten gelen emirlere’  giderek daha çok yer açan süreçte, koronavirüs şokuyla birlikte bir gedik açıldı; insan aklının bilimin ışığıyla yeniden yakınlaşacağı bir gedik! Ve o gedik bilim dışını özendirmeyi aşmak, bilimsel yöntemi, toplumsal yararı bireyin özgürlüğünün başlangıç noktası yapmak için fırsat penceresidir şimdi!

Gördük ki bilginin toplumsallaşması özgür kılar aksi çaresiz bırakır.

İnsanlığın birikimi ortak bir havuzda toplanmayınca bilgiyi biriktirmek bireysel iş haline geldi. Boşluğu doldurmak için didinirken insanlar her şeyden haberdar olmak isteyen, her konuda fikri olması gereken kişiler haline getirildi.

Bilginin kendisi pazarlanır hale geldikçe egemenler sadece kâr getiren bilgiye yöneldi. İlaç tekellerinin, bulaşıcı hastalıklar için kâr getirisi olmayan araştırmalardan uzaklaşmaları 10 yıllardır sürüyor. 

Bilgilerin İnternet’te hızla yayılabiliyor olması, son derece faydalı bilimsel araştırmaların, telif hakları yoluyla, tekellerin kasalarına kilitlenmesine engel değil! Üniversiteler ve teknoloji enstitülerinin sadece firmaların ihtiyaçları doğrultusunda desteklendiği bir dünyada gerekli bilgi nasıl üretilecek?

Bilgi kârdan kurtarılarak bilimi, doğayı, toplumu gözeten bir siyasetle toplumsallaştırılmalı. 

Bunu dünya çapında örgütlemeye, başka türlü bir küreselleşme (enternasyonal) yaratmaya odaklı, insanların yönetildiği değil sistemi yönettiği sosyalizmden başkası yapamaz!

Toplumların tüketim ve yaşam tarzlarının yepyeni temeller üzerine yeniden oturtulmasını tasarlamadan; kâr ve servet düzenini dizginlemeyi hedeflemeden, dayanışmacı bir toplumu düşlemeden nihai çıkış umudu yok yani!

İşte bu yüzden sosyalizm!

* Aylık sosyalist teori ve politika dergisi Teori ve Eylem’in nisan sayısında yayımlanacak olan yazıya yazar tarafından yapılan küçük eklemeler ile hazırlanmıştır. Dergi için bakınız: www.teoriveeylem.net

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa