01 Mart 2020 03:10

Tutkulu, umutsuz, imkansız aşklar

Tutkulu, umutsuz, imkansız aşklar
PAZAR
Paylaş

Ö. Lütfi Akad’ın Kent Üçlemesi olarak adlandırılan “Vesikalı Yarim”, “Kader Böyle İstedi” ve “Seninle Ölmek İstiyorum” filmleri kentten, İstanbul’un farklı köşelerinden tutkulu, umutsuz/imkansız aşk öykülerini anlatır. Geçen hafta ‘Vesikalı Yarim’ filmiyle giriş yaptığımız üçlemeyi “Kader Böyle İstedi” ve “Seninle Ölmek İstiyorum” filmleriyle sürdürüyoruz.

KADER BÖYLE İSTEDİ

Kent üçlemesinin 1968 tarihli filmi ‘Kader Böyle İstedi’nin senaryo ekibi Oğuz Aral ve Safa Önal’dan oluşur. Başrollerini İzzet Günay ve Nilüfer Koçyiğit’in paylaştığı filmin diğer rollerinde Önder Somer Aliye Rona, Turgut Boralı, Şaziye Moral ve Muammer Gözalan yer alır. 

THY’ye ait pervaneli uçakla gelen genç kız kentin yabancısıdır. Havaalanının kapısında kendisini almaya gelecek olan fakat geciken halasını ve eniştesini beklerken yolcu taşıyan otobüsün de gitmesiyle elinde adres yazılı kağıt, ortalıkta “Taksi var beyim, sahil Yolu’ndan. Boş taksi.” diye müşteri kovalayan Ahmet’in dolmuşuna biner. 

Nilüfer, üniversite okumak için gelmiştir İstanbul’a. Sevmek Zamanı’ndaki, ‘Sevmek Seni’deki gibi yağmurlu günlerdir. Tesadüfen Ahmet’in dolmuşuna biner. Nasıl beğendiniz mi İstanbul’u diye soran Ahmet’i “Yağmurdan başka bir şey görmedim daha. Bir de edebiyat fakültesine yazıldım. Hepsi bu. 

Nilüfer eve girmiş, halasının sitemleri ve uyarılarıyla kurulanmış, çayını yudumlamaya başlamışken sağanak yağmurda patlamış olan lastiği değiştirmekte olan Ahmet’i görür pencereden.

- A, a hâlâ yağmur altında zavallı

Hala: Sokaktakilerin hepsine acıyacak olsak yandık. İstanbul üç milyon kızım, bunun yarısı bu saatte sokakta.

Yağmurdan korunması için kapıya çıkıp pardösüsünü Ahmet’e verir Nilüfer. Aralarındaki ilk yakınlaşma başlar. Annesine temizletip ütülettiği pardösüyü vermek için kapısında beklediği Nilüfer’i fakülteye de bırakır. Pardösünün cebine bir de mektup koymuştur. “Demek istediğim şu ki arada bir size İstanbul’u gezdirsem çok iyi olur. Plaka ‘34 A 310’. Şoför Ahmet Aydın.” Plaka 34 AH’dir. Heyecandan olsa gerek (kafa sesinden duyduğumuz) nota eksik yazmıştır.

Nilüfer okula, derslere Ahmet İstanbul sokaklarında dolmuşçuluğa devam ediyordur. Nilüfer zengin bir aileden Ahmet yoksul kesimdendir. Bu ayrımı Ahmet şöyle anlatır annesine: “Bunlar zengin takımı ana, ne olacak. Bunları bilirsin, işleri bitti mi hiç tanımamış gibi birdenbire buz gibi olurlar. Hani bir insan sıcaklığı vardır, şurada mahallede hepimiz birbirimizi tanırız. Bir selam, bir hatır sorma… Bunlarda o da yok.”

Derslerde Nilüfer ayrı dalıyor, direksiyon başında Ahmet ayrı dalıp gidiyordur. Dış dünyadan kopmalar başlamıştır. Aşk da… Okul çıkışı binmek için Ahmet’in dolmuşunu bekler Nilüfer. Notunda yazdığı gibi İstanbul’u gezdirir 40 model eski Plymouth’u ile. İstanbul’u tanımak, gezmek için bir gün değil bir ömür yetmez.

Nilüfer: Galiba haklısınız, İstanbul’u gezmek bir ömür boyu zaman ister

Ahmet: Ben… Emrinize amadeyim; bütün bir ömür boyu.

Bir ilanı aşk cümlesidir bu.

Babasının (Muammer Gözalan) İzmir’de nişanlamak istediği bir genç (Halit-Önder Somer) vardır ve birlikte İstanbul’a gelirler. Nişanı İstanbul’da yapacaklardır fakat Nilüfer gönülsüzdür. 

Günler geçer görüşemezler. Ahmet fakültenin önünü mesken tutar, bekler fakat göremez bir türlü… Aile, yanlarına kattıkları Nilüfer’le nişan hazırlığındadır. Onlar yüzük takarken Ahmet de “Bir ufak, tamam. Bir de palamut tava koydun mu yanına, efkarın binini bir paraya sat” diyen Apti ile efkar dağıtıyordur.

Nilüfer’i İzmir’e götürmek istiyorlardır. Ani bir kararla yola çıktıklarında Nilüfer havaalanında yanlarından ayrılıp Ahmet’e gider. Yine ve hep bardaktan boşalırcasına ‘rahmet’ yağıyordur. “Düşündüm ki İstanbul’da daha gezilecek çok yer var.”

Bir rüyadır yaşadıkları, kimse bozmasın isterler. Hatıralar biriktirmeye başlamışlardır. Yaşanmış bir hayat olacaktır sonunda. 

Nişanlısı İzmir’den Nilüferi bulmak, Ahmet’e haddini bildirmek için çağırdığı adamlarına Ahmet’i dövdürür. Yanından Nilüfer’i alıp eve getirir. Nilüfer İzmir’e götürülmek istenmesine karşı çıkar; “Gitmeyeceğim. Bir yere gitmem. İlle götüreceğim derseniz ölümü götürürsünüz. Zaten götüreceğiniz yer bir mezarlıktan farksız… Çocukluğumdan beri duyduğum sözleri yeniden dinleyeceğim. İş-para, iş-senet, iş-pamuk, iş-faiz, iş-haciz. Başka bir şey duymadım evde. Bundan sonra da duymaya hiç niyetim yok.”

Finale doğru Belkıs Özener’in sesinden “Bu sana son mektubum/Ayrılmaya mecburum/Ne olur anla beni/Bu aşktan korkuyorum/Artık başka çare yok/Senden bana fayda yok//Ne olur anla beni/Aşkımızın sonu yok”u dinleriz. Ahmet evin karşısında çaresiz, ne yapacağını bilemeden arabasının başında sigara üstüne sigara içiyordur.

Nilüfer’i İzmir’e götürmek için evden çıkardıklarında yollarını kesip Nilüfer’i kaçırır Ahmet. Arkalarından ateş eden Halit’in kurşunu ile ağır yaralanır. Artık rüya bitmiştir. Yolculuk buraya kadardır. Denize bakan dik bir yamaçtadırlar. Son sözlerini henüz söylememişlerdir. Nilüfer dolmuştan inip peşlerinden gelen Halit ve babasına “Gelmeyin. Bizi rahat bırakın. Ben, alıp verilecek bir mal değilim. Gelirseniz kendimi atarım” diye seslenir. Direksiyon başında son yolculuğuna yalnız çıkmaya karar veren Ahmet, arabayı çalıştırıp kapıyı kapatır. Tam hareket edecekken kapıyı açıp “Bırakma beni, Ahmet” diye bağırarak arabaya atlayan Nilüfer’le birlikte çıkarlar son yolculuklarına. 

Eski Plymouth uçurumdan aşağıya denizin dibine dek parçalanarak yuvarlanır. Belkıs Özener’in sesinden Suat Sayın bestesi düşer sahneye… “Bu sana son mektubum/Ayrılmaya mecburum/Ne olur anla beni/Bu aşktan korkuyorum”

SENİNLE ÖLMEK İSTİYORUM

Üçlemenin 1969 tarihli son filminde de Vesikalı Yarim’de olduğu gibi başrollerde Türkan Şoray ve İzzet Günay’la çalışır Akad. Senaryo yine Safa Önal imzalıdır. Filmin diğer rollerinde de Cahit Irgat, Aydın Tezel, Meltem Mete, Gülsen Erten, Gülgün Erdem, Sinan Emre, Muammer Gözalan ve Melek Görgün vardır. Selma (Türkan Şoray) Rıza Akmanoğlu ile (Cahit Irgat) mutsuz bir evlilik yaşamaktadır. Rıza zengin ve diktatördür. Selma Rıza’nın ilgisizliğinden ve yabancısı olduğu hayattan dolayı mutsuzdur. Bu nedenle kendini içkiye vermiştir. Gece gündüz içer; hep sarhoştur. Çocuğuyla bile ilgilenemez. Genç mühendis Nihat’la (İzzet Günay) tanışınca umutsuz bir aşk başlar. Biri mutsuz, diğeri yalnız iki insan. Nihat’la birlikte olmaya karar verdikten sonra Rıza’dan ayrılmaya çalışır.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...