25 Şubat 2020 04:02

Kaç nesli mahvettiniz?

Paylaş

1982 yılında Mete Tunçay’ın “Eski Sol Üzerine Yeni Bilgiler” adlı TKP’nin birinci kuruluş kongresi tutanaklarına yer veren derlemesi yayımlandığında, Ayşe Nur Zarakolu’yu sorguya çeken komiser, ona “Biz bir nesli mahvettik, siz neyi hortlatmak istiyorsunuz” diye bağırıyordu.

Aslında bu “Bir nesli mahvettik” itirafını, bir çeşit samimi itiraf olarak algılayabiliriz. Demek ki 90 gün gözaltılı, DAL gruplu, Diyarbakır/Metris/Mamak ve Türkiye’nin her yanına yayılan Perşembe Atom sığınağı, Elazığ bilmem kaç numaralı evlerli, Bursa, Adana emniyetli, toplama kampı mantıklı uygulamalarla ne yaptıklarını çok iyi biliyorlardı ve bunun son derece bilincindeydiler.

Ama “hortlama/hortlatma” kilit sözcüğü, bir yandan da bir korkuyu yansıtıyor, bir çeşit paranoik siyasal sistemin dışa vurumu oluyordu.

Türkiye’de var olan siyasal sistemi, bütün totaliter sistemlerde olduğu üzere, tasfiyeci/temizlikçi/kıyımcı diye tanımlayabiliriz.

Ama yeteri kadar temizlik yapılmadığı duygusu, şiddetle tasfiye olunanların yeniden canlanacağı korkusu da, peş peşe gelen baskı dalgalarının tetikleyicisi olur.

Türkiye solunun tarihi aynı zamanda, sayısız tevkifatların, yargılı/yargısız infazların tarihidir.

Kürt özgürlük arayışının tarihinin de aynı şekilde sayısız tevkifatlar, yargılı/yargısız infazlar tarihi olduğunu görmekteyiz.

Tek bayrak, tek dil, tek din, tek mezhepli anlayışın örnek alınan ve ulaşılacak hedef olan ulus devlet modelinin aşırı ve aynı zamanda doğal sonucu olduğu söylenebilir.

Bunun sonucu ise, sonu gelmeyen etnik/siyasal/dinsel arındırmalar olmasına şaşırmamak gerek.

Aslında, ulus devlet olma, bir ulus olma hedefine erişildiği halde, asla bunu yeterli görmemeyi var olan sistemin iflah olmaz hastalığı olarak da tanımlayabiliriz.

Ve bunun aynı zamanda yaratılan ulus ve onun devletinin kuyusunu kazdığını da söyleyebiliriz.

Bu bize özgü bir husus da değil. Balkanlar, Orta Avrupa ve Doğu Avrupa ulus devletlerinin hemen hepsi, bu hastalıklı ulus devlet inşası sürecinden geçti.

Bir Yugoslav iç savaşı, Bosna ve Kosova savaşları, aslında bu “ulus” devlet olma fobisinin sonuçları oldu.

Birçok halkın, inancın, etnik grubun binlerce yıldır bir arada yaşadığı bir coğrafyayı tek ulus/din/mezhep temelinde arındırmaya kalkındığında, bunun etnik arındırma, zorunlu göç, nüfus müdahalesi, erime potansiyeli olmayanları kovma, yeni gelenleri asimile etme uygulamasına girişilmesi kaçınılmaz olur.

Bunun içindir ki, örneğin Komintern Balkan KP’lerini, Balkan Federasyonu/Konfederasyonu fikri etrafında toplamaya çalışmıştır.

Bütün bu arındırma politikaları karşısında çaresiz kalındığında kendi kaderini belirleme hakkının ön plana çıkması kaçınılmaz ve önemli bir haktır.

Ama farklılıklar içinde, karşılıklı saygı içinde özgür ve kardeşçe yaşanacak bir model de mümkün. 20 yy. başında Balkanlarda yükselen federasyon/konfederasyon/özerklik fikriyatının bugün Orta Doğu coğrafyasında yükselmesi şaşırtıcı değil.

Rosa Luxemburg ve Avusturya Marksistlerinin ulusal soruna bakışı, kendi kaderini tayin hakkının sorunu çözmeye yeterli olmayacağı yolundaki uyarıları 20 yy. da yaşananlarla bir anlamda doğrulandı.

Sovyet devrimi de kendi kaderini tayin hakkını prensip olarak tanıyarak, hatta bunu anayasal bir düzeye yükselterek, bir anlamda birlikte yaşanacak bir federasyon, konfederasyon, özerklik uygulamasını da hayata geçirdi. Bu olmasa zaten çok ağır bedeller ödenen bir iç savaştan çıkılması da mümkün olmayacaktı.

Dünya Savaşı sonrasında çok uluslu Avusturya/Macaristan ve Osmanlı İmparatorlukları çöktü. Paramparça ulus devletler, onların birbiri ile savaşları ve bazen soykırım boyutuna varan etnik arındırmaları bıraktı miras olarak.

Ama çöken Rus Çarlığı üstünde, bir Sovyetler Birliği modeli yükseldi. Belki 2. Dünya Savaşı ve onun olmasa, müthiş bir planlama ve sanayileşme ile çok daha farklı bir deneyim de ortaya çıkacaktı. Türkiye’de de sanayileşmenin önünü, 2. Dünya savaşı öncesi bu deneyim açacaktı. “Batı yardımı” değil.

Bu sayede Sovyetler Birliğinin görece barışçıl bir biçimde dağılabilmesi de mümkün oldu.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...