14 Şubat 2020 04:13

Demokratların seçimi

Paylaş

Trump’ın varlığı zor bir dönemde Türkiye ekonomisine soluklanma imkanı sağladı. Zira ticaret savaşı tehditleri ile dünya ekonomisinde yarattığı çalkantılar ve “ucuz dolar” politikası doğrultusunda Fed üzerinde kurduğu baskı nedeniyle ekonominin içine sürüklendiği faiz-kur açmazının bir süreliğine de olsa aşılmasına büyük ölçüde vesile oldu.

Hatırlayacaksınız Erdoğan Trump ilişkisi hep bugün olduğu kadar sıcak değildi. Yakın zamana kadar sadece TV yıldızı zengin bir iş adamı olan Trump beklenmedik bir şekilde ön seçimlerden başarıyla çıkmış, seçim kampanyasını başlatmıştı. Başkan seçilmesine kamuoyunda pek ihtimal verilmiyordu. Müslümanlar aleyhine konuşmaları kamuoyunda büyük yankı uyandırmaktaydı. Erdoğan da tepkisini göstermekte gecikmedi. Hatta bir süre önce açılışını yaptığı Trump kulelerinin isminin kaldırılması gerektiğini, kendisinin de zamanında bu kulelerin açılışına katılmakla yanlış yaptığını ekledi. Bu sözler ne ölçüde Trump’ın kulağına gitti, gittiyse tepkisi ne oldu bilemiyoruz. Ama bizde pek beğenildi. Kulelerin isminin değiştirilmesi için kampanyalar başlatıldı. Sonrasında ise ülkenin hızla değişen gündemi içerisinde kaynadı gitti. Trump’ın beklenmedik bir şekilde başkanlığı kazanmasının ardından ilk tebrik edenlerden biri Erdoğan’dı. Yaptığı açıklamada Trump’ı ülkeye davet ettiğini belirten Cumhurbaşkanı, Trump’ın seçim zaferi sonrası gerçekleştirilen ırkçılık karşıtı gösterileri ise “hazımsızlık” olarak nitelendirmekteydi.

Obama ve batı dünyası ile genelde ilişkilerin oldukça gergin seyrettiği bir dönemde Trump’ın başa gelmesi Erdoğan’a yeni bir fırsat sundu. Sonrasında ilişkiler her ne kadar dalgalı bir seyir izlese de Amerikan bürokrasisi ile işlerin çıkmaza girdiği her dönemde Trump üzerinden yeni bir diyalog kapısı aralandı. İzlediği pragmatik dış politikası Türkiye’nin hareket alanını pek çok açıdan esnetti.

Kasım ayında ABD tekrar seçime gidiyor. Demokratların Trump karşısına kimi çıkaracağı ise görünen o ki oldukça çetin bir ön seçim süreci sonunda belli olacak. Yakın zamana kadar Eski Başkan Yardımcısı Biden favori olarak gösterilmekteydi. Ne var ki, ilk Iowa ve New Hampshire ön seçimleri sonucunda yaşanan hayal kırıklığı sonrasında işi oldukça zor görünüyor.

İlk iki seçimde ön plana çıkan adaylar ise Sanders ve Buttigieg. Sanders uzun yıllar kongrede ve senatoda bağımsız olarak yer almış, kendini demokratik sosyalist olarak tanımlayan bir aday. 2016 ön seçimlerinde parti üyesi olmaması tartışmalara neden olmuştu. Bu kez ise Demokratik Ulusal Komite işini sağlama almak amacıyla adaylara partiye bağlılık yemini koşulu getirdi. Sanders geçtiğimiz ön seçimde olduğu gibi gençlerin ve sivil toplum örgütlerinin yoğun desteğine sahip. Trump sonrası dönemde özellikle gençler arasında büyük popülarite sağlayan ve 2018 ara seçimlerinde kongreye Demokrat Parti adayı olarak Rashida Tlaib ve Alexandria-Ocasio Cortez’i sokmayı başaran Amerikan demokratik sosyalistleri de kampanyasına verdiği etkin destekle göze çarpıyor. Yakın zamana kadar anketlerde Sanders’ın önünde gösterilen diğer “sol” aday Warren’ın ise tıpkı Biden gibi beklentilerin oldukça altında kaldığı görülüyor. Yeni bir ivme yakalayamadığı takdirde ilerleyen seçimlerde Warren’ın desteğinin Sanders’a kayması muhtemel. Zira iki ismin uzun yıllardır pek çok konuda ortak tavır aldıkları biliniyor. 2016 seçimleri öncesinde Sanders’ın adaylık teklifini ilk olarak Warren’a yöneltmiş ve onun kabul etmemesi üzerine kendi adaylığını açıklamıştı. Sanders’ın en önemli dezavantajı ise şu ana değin gençlerin sandığa gitme oranının beklenen düzeyde olmaması.  

Buttigieg ve ardından gelen Klobuchar ise Sanders’a karşı “ılımlı” aday arayışındaki seçmenin yöneldiği başlıca isimler olarak ön plana çıkıyor. Bu noktadan itibaren ünlü milyarder ve eski New York Belediye Başkanı Michael Bloomberg’ün de oyuna dahil olacağı düşünülürse merkez kanatta işler giderek karışacak. Şimdi sırada Nevada ve South Carolina var. South Carolina siyah seçmenin ağırlıklı olarak desteklediği Biden için büyük önem taşıyor. Burada da beklentilerin altında kalması yarışı erken terk etmesine yol açabilir.

3 Mart günü ise ‘Süper Salı’ olarak adlandırılan, 14 eyaletin birlikte seçime gideceği ve toplam delege sayısının üçte birinin belirleneceği gün. En büyük delege sayısına sahip olan ve anketlerde Sanders’ın 5 puan kadar önde göründüğü Kaliforniya da bu eyaletler arasında. Merkez kanattaki dağınıklık bu tarihe kadar sürerse (Ki henüz aksini düşünmek için bir neden yok) Sanders’ın burada farkı epey açabileceği değerlendirmeleri yapılıyor.

Sanders’ın başkan adaylığının giderek daha gerçekçi bir olasılık haline gelmesi Demokratların Trump karşıtı kampanyasının giderek ideolojik bir iç hesaplaşma haline bürünmesine yol açıyor. Trump son geleneksel “Birliğin Durumu” konuşmasında “Amerika’nın asla sosyalist bir ülke olmayacağı”nın altını çizdi. Demokrat siyasetçilerin önemli bir kısmı da Sanders gibi kendini “sosyalist” olarak tanımlayan bir adayın ülke genelinden oy alma şansının pek olmadığı, ılımlı bir aday etrafında birleşmeleri gerektiği düşüncesinde.

Görünen o ki Demokratların ön seçimi dengelerin hızla değiştiği, ideolojik hesaplaşmaların ve bu yöndeki ittifak arayışlarının ön plana çıktığı bir yarışa sahne olacak. Trump ise bizde olduğu gibi kutuplaşmayı arttırarak seçmenini konsolide etmeye ve iktidarını bir sonraki döneme taşımaya çabalayacak. Karşısında kim olacağını söylemek için henüz erken. Ama hiç kuşkusuz tüm dünyanın yakından izlediği bir ön seçim süreci yaşanacak.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa