13 Şubat 2020 04:40

Yapışkan işsizlik

Paylaş

İşsizlik gibi, işini kaybedenler ve aileleri başta olmak üzere, toplumun geniş kesimini ilgilendiren bir konuda açıklanan resmi veriler, çoğu zaman gerçekleri olduğu gibi yansıtmak yerine, en açık gerçeklerin bile üzerini örten, halkın önemli bir bölümünün işsizlik ile ilgili doğruları öğrenmesini engelleyen bir işlev görüyor.

TÜİK’in 2019 yılının son üç ayını kapsayan işsizlik verileri hafta başında açıklandı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın ifadesiyle ülke ekonomisinde yaşanan ‘ekonomik dengelenme’ açısından 2019’un son üç ayı en başarılı dönem olarak kabul ediliyor. Öyle ki, aynı döneme ilişkin büyüme rakamlarının yüzde 5’in üzerinde açıklanması bekleniyor. Buna rağmen 2019’un son üç ayında hesaplanan resmi işsiz sayısı 4 milyon 308 bin, işsizlik oranı ise yüzde 13.3 olarak açıklandı.

Ekonomik krizin fiili olarak başladığı ağustos 2018’de işsizlik oranı yüzde 11.2 iken, ekonominin toparlanmaya başladığının iddia edildiği kasım 2019’da işsizlik oranının yüzde 13.3 olarak açıklanması dillerden düşürülmeyen ‘ekonomik dengelenme’nin işsizler açısından hiçbir anlam ifade etmediğini gösteriyor.

TÜİK’in resmi verilerine göre Türkiye’de iş gücünün yüzde 70’e yakını (yüzde 69.3) ücretli ve yevmiyeli çalışanlardan oluşuyor. Kendi hesabına çalışanların istihdama oranı yüzde 16 iken,  işverenlerin oranı sadece yüzde 4.5. Ücretsiz aile işçisi kategorisinde olanlar ise istihdamın yüzde 10’unu (2 milyon 758 bin) oluşturuyor.

TÜİK verilerine göre çalışmaya hazır olmasına rağmen, resmi iş bulma kanallarına başvurmayan 2 milyon 226 bin kişi var. Normal koşullarda işsiz olan, ancak iş gücüne dahil edilmediklerinden işsizlik hesabına katılmayanları dikkate aldığımızda yüzde 13.3 olan resmi işsizlik, birdenbire yüzde 18.63’e (6 milyon 534 bin) çıkıyor. Üstelik bu oran iş gücüne katılma oranının yüzde 52.5 olduğu koşullarda geçerli. İş gücüne katılma oranı OECD ortalaması düzeyinde (yüzde 70) olsaydı, Türkiye işsizlik oranında dünya liderliği için yarışıyor olurdu.

TÜİK tarafından açıklanan işsizlik oranlarının gerçek durumu ne kadar doğru yansıttığına yönelik çok sayıda veri bulunuyor. Örneğin Türkiye’de kasım 2018-kasım 2019 döneminde iş gücünü oluşturan 15 yaş üstü nüfus 944 bin artmasına rağmen sadece 182 bin kişinin iş gücüne katılmış olması dikkat çekici. Her yıl ortalama 600 bin kişinin iş gücüne dahil olduğu bir ülkede iş gücüne katılımın bu kadar sınırlı olması, resmi işsizlik oranlarının gerçekte olduğundan daha düşük hesaplanmasına neden oluyor. Öte yandan kasım 2019 döneminde 9-11 ay işsiz kalanların oranı geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 53, bir yıl ve daha uzun süreli işsizlerin oranı ise yüzde 36 artmış. Başka bir ifadeyle 9 aydan fazla süredir işsiz olanların toplamı 1 milyon 336 bini buluyor. Bütün bu veriler Türkiye’de işsizliğin neden giderek yapışkan hale geldiğini gösteriyor.

Halkın tükettiği temel tüketim ürünlerinin fiyatları sürekli artarken enflasyon oranlarının gerçekte olduğundan daha düşük hesaplanmasında olduğu gibi, işsiz sayısı gerçekte artarken işsizlik oranlarının olması gerekenden daha düşük hesaplanması artık hiç kimseyi şaşırtmıyor.

Patronlara işsizlik sigortası fonundan kaynak aktarmaktan başka hiçbir sonuç vermeyen ‘istihdam seferberliği’ uygulamalarının işsizlik sorununun çözümü noktasında hiçbir işe yaramadığı görülüyor. Ülke ekonomisinin sürekli şahlandığına ilişkin hamasi nutuklar atıp yalan manşetlerle halkı kandırmak yerine, gerçek anlamda istihdam yaratmayı hedefleyen, keyfi işten atmaları engelleyen somut adımlar atılmadıkça işsizlik sorununun çözülmesi zor görünüyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...