08 Şubat 2020 04:05

Yatağını bulamayan sular

Paylaş

Bu hafta gösterime giren “Karanlık Sular” (Dark Water) filminde çevre ve insan sağlığını tehlikeye attığı için ceza alan DuPort şirketinin Türkiye ofisinin internet sitesinde şöyle bir ibare var: “Müşterilerimiz için bilimden güç alan, sürdürülebilir çözümler buluyor; işletmelerimizi her zaman çevreyi ve dünyanın doğal kaynaklarını koruyacak şekilde yönetiyoruz – bugün ve gelecek nesiller için.” Bu muhtemelen buradakilerin bulduğu bir slogan değil, merkezden ABD’den gelmiş. Son cümle anlamlı “Bugün ve gelecek nesiller için…” geçmiş ibaresi yok, çünkü “Karanlık Sular”da anlatılanlara bakılırsa öyle övünülecek bir geçmiş de yok.

Mario Correa ve Matthew Michael Carnahan’ın birlikte yazdığı senaryo The New York Times muhabiri Nathaniel Rich’in1 Ocak 2016 tarihinde yayınlanan bir haberinden hareketle kaleme alınmış. Filmin yönetmen koltuğunda ise “Cennetten Çok Uzakta”, “Beni Orada Arama” ve “Carol” filmleriyle tanıdığımız Todd Haynes oturuyor.

Hikâye 1998 yılında başlıyor. West Virginia’nın Parkersburg kasabasından Wilbur Tennant adlı bir çiftçi çevre davalarına baktığını düşündüğü Robert Bilott’un kapısını çalıyor. Wilbur, bir kutu dolusu belge ile ABD’nin en büyük kimya şirketlerinden DuPont’un arazisini kirlettiğini, bu nedenle hayvanlarının öldüğünü söylüyor. Ama Wilbur bir noktayı yanlış anlamıştır. Evet Rob çevre davalarına bakmaktadır fakat, kimya şirketlerine karşı açılan davalarda onları koruyan bir avukatlık firmasının ortağıdır.

Yine de Wilbur’a bu yanlış bilgiyi veren büyükannesinin de yaşadığı kasabaya yaptığı ziyaretin ardından sorunun ciddiyetini fark eder ve o güne kadar çevreye karşı duyarlılığı ve ‘insan hayatına saygısı’ ile bilinen şirketin gözünden kaçan bu küçük detayı konuşmaya karar verir. Şirket de gayet makul yaklaşır ilk başta. Ancak araştırma derinleştikçe kasabadaki durumun görünenden çok daha fazla olduğu ortaya çıkar, bu da şirketin işbirliğini bırakmasına neden olur. Üstelik sorun yalnızca kasabayla sınırlı kalmamış, bütün ülke risk taşır hale gelmiştir.

Rob Bilott’un on beş yılı aşan hukuk mücadelesi sonucu istenilen sonuç olmasa da şirket sorumluluklarını kabul edip, zararlarını tazmin etmeye razı gelir. Ancak filmin sonundaki bilgilerden anlıyoruz ki, PFOA C8 adlı bu maddenin insanların yüzde 99’unda olduğu kabul ediliyor. Filmde örneğin teflon tavalarda bulunduğu belirtiliyor ki, zaten dünyada milyarlarca insana bu yolla bile bulaşmış olabilir.

Bu işin gerçek tarafı. Peki, işin kurmaca yani film tarafı nasıl? Geniş bir zamana yayılmış olması, hikâyeyi en çok zorlayan unsur kuşkusuz. Başta Rob’u canlandıran Mark Ruffalo olmak üzere oyuncuların fiziki değişimini aktarmak biraz zor olmuş gibi görünüyor. Aynı şekilde dünyanın çok hızlı değiştiği bir dönem hikâyede geçen yirmi yıl. Dolayısıyla bu da biraz sıkıntılı. Onun dışında oldukça etkileyici bir yapım var karşımızda.

Todd Haynes, insanların evlerine yapılan (ama kimin yaptığını görmediğimiz) birkaç taciz dışında karşı tarafı tek bir patronla temsil etmeyi tercih ediyor. Ki bir süre sonra bu yüz de ortadan kayboluyor. Devlet adına gördüğümüz kimse yok neredeyse. Burası filmin en güçlü yanı. Ortada çok ciddi bir çevre ve insan sağlığı sorunu olmasına rağmen düşmanın ve devletin belirsizleşmesi ve ulaşılamaz hale gelmesi en büyük moral bozucu etkenlerden. Öte yandan devletin kamu yararına düzenleme yapmadığı gibi, bunu da piyasanın insafına bırakmış olması anlatının dikkat çeken diğer özelliği. Ancak yukarıda da belirttiğim gibi yönetmen Todd Haynes bunu göstererek değil göstermemeyi tercih ederek aktarıyor seyirciye. Devlet ile şirket arasındaki koyu ama görünmez işbirliğinin, Rob ve kasabalı birkaç insanı devlere karşı savaşan Don Kişot gibi hissettirmesi bundan. Bürokrasinin ağır işlemesi, hukukun etrafından dolanılması, mahkeme sürerken kamu sağlığı standartları belirlenmesi gibi görünmez elin yaptığı işleri görünür kılmak filmin en büyük mahareti.

Film, birlikte hareket etmenin geç de olsa sonuç almakta önemine dikkat çekerken, yine de meseleyi ‘kahramanın varlığı’na bağlamayı ihmal etmiyor. Bütün hikâye Rob’un inadına, bazı şeyleri göze almasına ve hukuka olan inancına bağlanıyor. Kuşkusuz ki de öyle. Ama bu Amerikanvari tercihin, devletin kamusal sorumluluklarını insanlara hatırlatmaktan çok, insanların omzuna daha fazla yük bindirmek gibi sıkıntılı tarafları var. Ve evet bu da çok fazla Amerikan ve belli ki işler orada böyle yürüyecek bir süre daha. Ama iyi adamlar ancak bir kasabadaki sorunu çözebiliyor. İyi sistemler ise tüm ülkede sıkıntıları giderebilir.

Bitirirken dikkat “Karanlık Sular” ile ilgili çekici bir noktaya parmak basalım. Mark Ruffalo, Anne Hathaway, Tim Robbins, Bill Pullman ve Bill Camp gibi iddialı bir kadrosu, usta bir yönetmeni ve mesele ‘sosyal sorumluluk’ olduğunda daha önce Oscar adaylıkları elde eden (Spotlight, The Big Short, The Post vb.) benzerlerinden hiçbir eksiği olmamasına rağmen hem gişede hem de ödül sezonunda görmezden gelinmesi biraz yazık olmuş gibi.

Siz görmezden gelmeyin!

KARANLIK SULAR

ORİJİNAL ADI: Dark Waters
YÖNETMEN: Todd Haynes
OYUNCULAR: Mark Ruffalo, Anne Hathaway, Tim Robbins, Bill Pullman, Bill Camp
YAPIM: 2010 ABD
SÜRE:  127 dk.

New York Times gazetesinde konuyla ilgili yayımlanan bir habere buradan ulaşabilirsiniz.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...