04 Şubat 2020 04:44

İdlib’deki çatışma Suriye’de sonun başlangıcı!

Paylaş

Son günlerde büyük çoğunluğu HTŞ’nin elinde bulunan İdlib’e yönelik operasyonlarını yoğunlaştıran Suriye ordusunun topçu ateşinde 4 Türk askerinin yaşamını yitirmesi ve ardından Türk ordu güçlerinin Suriye ordu güçlerine karşılık vermesi -ki, Suriye İnsan Hakları Gözlemevi 13 ve Cumhurbaşkanı Erdoğan 30-35 rejim askerinin öldürüldüğünü söylüyor-İdlib’deki gerilimin yeni bir noktaya taşındığını gösteriyor.

Geçen hafta iki bölümlük "Erdoğan’ın Astana ve Soçi çıkışı Rusya’yla krizin habercisi mi?" yazılarında son krizin arka planındaki gelişmeler ve olası sonuçları çeşitli yönleriyle tartışılmaya çalışılmış; gelinen aşamada Türkiye’deki iktidarın Suriye’deki varlığının Rusya’ya daha fazla bağımlı duruma geldiği ve bu nedenle İdlib’de olası bir çatışmanın Suriye’de sonun başlangıcı olacağı vurgulanmıştı.

Türk askerinin, Erdoğan iktidarının hamiliğini yaptığı cihatçıların son kalesi İdlib’de Suriye ordusu ile çatışma noktasına gelmesi, içine düştüğü açmaz ve ülkeyi karşı karşıya bıraktığı tehdit bakımından bugüne kadar söylediklerimizi fazlasıyla doğruluyor.

Önce son bir haftada nasıl adım adım çatışma noktasına gelindiğine kısaca bakalım. 

İdlib konusunda eylül 2018’de Erdoğan ve Putin arasında imzalanan Soçi mutabakatına göre, Türkiye stratejik önem taşıyan M-4 ve M-5 otoyollarının geçiş güzergahında 15-20 kilometre genişliğinde ve 250 kilometre uzunluğunda bir güvenlik şeridi oluşturulması ve bu temelde cihatçı çetelerin silahsızlandırılıp tasfiyesi konusunda taahhütte bulunuyordu. Ancak o günden bugüne bu taahhütler konusunda atılması gereken adımlar -ki, bu adımların atılması Türkiye’yi cihatçı gruplarla karşı karşıya getirecekti- atılmayınca Suriye ordusu harekete geçti. Suriye ordusu, geçen hafta Türkiye’deki Erdoğan iktidarını defaatle taahhütlerini yerine getirmemekle eleştiren Rusya’nın hava desteğinde İdlib’e yeni bir operasyon başlatarak M-4 ve M-5 otobanlarının geçiş güvenliği bakımından stratejik önem taşıyan Maaret el Numan kasabasını ele geçirmişti.

Bu gelişme karşısında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Afrika gezisi dönüşünde “Şu an itibariyle maalesef Rusya Astana’ya da Soçi’ye de sadık değil” diyerek Rusya’yı hedef alan bir açıklama yaptı. Rusya’dan gelen yanıt, operasyonun anlaşmanın kapsamı dışındaki terörist unsurlara (İdlib’in büyük bölümünü elinde bulunduran el Nusra’nın devamı olan HTŞ, BM ve Türkiye tarafından da terör örgütü olarak kabul edilmesine rağmen Erdoğan son açıklamalarında HTŞ için ‘direnişçi’ demişti) yapıldığı ve devam ettirileceği biçimindeydi. İşte idlib operasyonu yine stratejik önem taşıyan Saraqib’de Rus uçaklarının hava desteğiyle devam ederken Suriye ve Türk ordularını karşı karşıya getiren son saldırılar yaşandı. 

İdlib’de Türk ordusunun Astana ve Soçi’deki anlaşmalara göre, çatışmasızlığı denetlemek için oluşturulmuş 12 gözlem noktası bulunuyor. Suriye ordusu ve cihatçı çeteler arasındaki son çatışmalarda önce 9 ve sonra 8 No’lu gözlem noktaları çatışma menzili içine girmişti. 

Burada akla hemen şu sorular geliyor? Erdoğan, Astana ve Soçi anlaşmalarının bittiğini söylediği halde, neden operasyon/çatışma bölgelerinde kalan gözlem noktalarının boşaltılması emrini vermedi? 

Türk askerinin görevi cihatçılara kalkan olmak mı?

İdlib’in büyük bölümü Türkiye’nin resmen terör örgütü olarak gördüğü HTŞ’nin elinde olduğu halde, Erdoğan iktidarı neden İdlib operasyonunun önüne geçmeye çalışarak Türkiye’yi yeni tehditlerle yüz yüze bırakıyor?

Bu soruların yanıtına geçmeden önce önemli bir noktaya daha dikkat çekmek gerekiyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna ziyareti öncesinde İdlib’deki çatışmayla ilgili açıklamasında Rusya’ya seslenerek “Burada muhatabımız siz değilsiniz, tamamıyla rejimdir, bizim önümüzü kesme gibi bir durum da söz konusu olmasın” diyor. Oysa daha bir hafta önceki açıklamasında İdlib’deki muhataplarının Rusya olduğunu söylüyordu. Dolayısıyla İdlib operasyonunun Rusya tarafından yönetildiğini bildiği halde Erdoğan’ın Rusya’ya yaptığı çağrı, aslında Suriye ordusuna yönelik sınırlı bir yanıta Rusya’nın sessiz kalması talebi olarak anlam kazanıyor.  Erdoğan’ın “Türk ordusu İdlib’e operasyon yapacak mı?” sorusuna “Şu anda zaten harekat devam ediyor” yanıtını vermesi de bugün Rusya ile karşı karşıya kalınacak kapsamlı bir operasyonun göze alınamadığını gösteriyor.

Şimdi Erdoğan iktidarının İdlib ısrarının nedenlerine geçebiliriz.

Hatırlanırsa Halep’ten, Doğu Guta ve Dera’ya kadar Suriye’deki cihatçı çetelerin İdlib’e taşınması, Erdoğan iktidarının Rusya ile yaptığı anlaşmalarla sağlanmıştı.

Türkiye sınırındaki İdlib’de toplanan bu cihatçı çeteler, Erdoğan iktidarının yayılmacı emelleri için kullandığı önemli bir silah oldular -ki Afrin’den Barış Pınarı operasyonuna ve bugün Libya’ya kadar bütün operasyonlarda bu çeteler kullanıldı/kullanılıyor.

Öte yandan İdlib’in cihatçı çetelerin son kalesi haline gelmesi, İdlib’in bu cihatçı çeteler üzerinde belirleyici bir etkisi olan Türkiye’deki iktidar için, Suriye masasındaki pazarlıklarda önemli bir kart haline gelmesini sağlamıştı.

Tersi bir biçimde Suriye ordusunun Rus destekli operasyonu ile İdlib’in düşmesi ve cihatçı çetelerin tasfiyesi, Afrin’den başlayarak Erdoğan iktidarının elinde bulundurduğu diğer bölgelerdeki varlığının da tehlikeye girmesi anlamına geliyor.

Bu nedenle Erdoğan gerek bölgesel (Ortadoğu) egemenlik mücadelesi ve gerekse mülteci krizi üzerinden ABD ve batılı müttefiklerini İdlib krizinin içine çekip operasyonu durdurmak istiyor.

Sonuç olarak, tekelci burjuvazinin en gerici ve yayılmacı emeller peşinde koşan kesimlerinin temsilcisi olan Erdoğan iktidarının uyguladığı politikaların ülkedeki halkların çıkarına olmak bir tarafa, ülkeyi ciddi tehditlerle karşı karşıya bıraktığı bir kez daha görüldü.

Yapılması gereken sonu belli olan bu maceradan vazgeçilmesi; Suriye’deki askerlerin geri çekilmesi, cihatçı çetelerin desteklenmesine son verilmesi ve Suriye başta komşularla barışçıl temelde ilişkilere dayanan bir politikanın izlenmesidir.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...