02 Şubat 2020 03:45

Sormak ya da sormamak işte bütün mesele!

Sormak ya da sormamak işte bütün mesele!
PAZAR
Paylaş

Sormak, insanı diğer canlılardan ayıran, medeniyet kurmasına imkan veren bir yetidir.

Sormak, anlamayı sağlar, ilerlemeyi sağlar.

“Bu yenir mi?” sorusu ile başlayan yaşam, sonunda “Bu dünyada kaynaklar biterse Mars’ta yaşam mümkün mü?” noktasına kadar geldi.

Sorgusuzluk geriletir, kaybettirir.

Deprem vergileri nerede diye sormak utanmazlıkmış. 

Sormak utanmazlıksa, sormamak aptallık. Ben utanmaz olmayı tercih ederim.

Vatandaşlık haklarımızdan biridir:

“İnsanca Yaşama Hakkı: İnsanca yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahipsiniz. Size hiç kimse işkence ve eziyet yapamaz; insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamazsınız.”

Ben demiyorum. Açın bakın, Emniyet Genel Müdürlüğünün sitesinde de yazıyor.

Bize kimse soru sorduk diye hakaret edemez, manevi varlığımız da devlet koruması altındadır. Bizi korumakla yükümlü devlet, karşımıza geçip haysiyetimizle oynayamaz.

Biz sorarız. Bize de sorulsun isteriz, sorulmak zorundadır.  İktidarlar illaki gelir geçer, biz hep varız, halkız. 

 ”Doğal gaza ödediğimiz parayı, bize sormadan ve onayımızı almadan ne hadle bir merciye bağışlarsınız? Birilerinin ABD’de yurt açmak için bağışlanabilecek milyon dolarları var, bu parayı kendi içinde döndürüp duran vakıflar, dernekler var da biz neden onca yoksulluğumuza rağmen Kızılay’a 10 TL bağış için SMS atmak zorundayız?

Madem yıllardır deprem için kaynaklar doğru kullanılıyor neden her felakette biz halk olarak kendimizi bir bağış döngüsünde buluyoruz?

Devlet de bir kez çıksın desin ki madem: “Halkımız müsterih olsun, gerekli maddi, fiziki, operasyonel tüm yapılacaklara hazırlıklıyız, imkanlarımız mevcut. Sizden tek beklentimiz manevi desteğinizi esirgememenizdir.”

Bunu da demekle kalmasın, bir vukuat da sağ salim çözülsün.

Biz de sorduğumuz bir sorudan sonra zincirleme sorular sormak zorunda kalmayalım. Bak şimdi paranın Ensar’a gittiği ortaya çıktı. Neden? diye sorduk. 

Vergiden kaçınma işi çıktı. E biz sorarız o zaman: Biz de kaçınabiliyor muyuz? Faturalardaki deprem vergisinden azat edin bizi, biz onları gider göstermek üzere kendi istediğimiz kurumlara bağışlayacağız. Özel iletişim vergisiyle gidip çocuk okutacağız. Kendimiz. Gözümüzle paranın gittiği yeri göre göre.

Asgari ücretle geçinmeye çalışan insanın bordrosundan vergisini peşin kesip de milyon doları bağışlayabilecek varlıktaki kurumlara kaçınma hakkı tanımak adalet mi?

Adalet demişken: geçtiğimiz hafta Gezi davası vardı.

İddianamenin dayandığı şahide yüz yüze soru sorma hakkı tanınmadı avukatlara. Hayati tehlikesi var diye yüksek güvenlikli cezaevinin duruşma salonuna getirilmedi tanık. Avukatlar sordu: Kastedilen hayati tehlike nedir? Neye dayanmaktadır? Burada savunma zan altında bırakılmakta, CMK ihlal edilmektedir. Görüntü ve ses kaydı dahi olmayan, kapalı kapılar ardında yapılan bir tanık dinleme, sanıkların savunma hakkını, soru sorma hakkını ihlal etmektedir.

Ali İsmail’e tekme atarken, öyle şiddetli vurmuş ki Mevlüt Saldoğan, ayak parmağını incitmiş. Yani cinayet silahı darbe almış. Bu cinayetten dolayı kendisi ceza almış, Yargıtay cezasını onamış. Bu ceza, meslekten men edilmesine ve eşinin kendisini terk etmesine sebep olduğu için Gezi’den dolayı mağdurmuş.

Bu mağduriyeti ile dahil oldu davaya.

Avukatların itirazına rağmen, mahkeme heyeti tarafından kabul edildi dahil olma talebi.

Osman Kavala ise AİHM kararına rağmen salıverilmedi.

İçeride tutuklu olma sebebi olan tanığa, yüz yüze soru sormak en büyük hakkıydı.

Avukatlar mahkeme heyetini onlarca usulsüz yargılama sebebiyle reddettiler, tanımadıklarını beyan ettiler ve salonu terk ettiler.

Jacques Verges, tarihi uyum ve kopuş davalarını anlattığı “Savunma Saldırıyor” kitabının Türkçe çevirisi için yazdığı ön sözde:

“Savunma haklarına saygı, hukuk devletinin temelidir... Tumturaklı sözlerin gerisinde alçakça manevraların sürünerek yaklaştığını görmek muazzam bir uyanık kalma çabasıyla mümkündür.” diyordu. 

Her sene onlarca siyasi tutuklu, tedavi hakkı ihlal edildiği için, ağır hastalıklarına rağmen dışarıda tedavilerine izin verilmediğinden cezaevinde hayatını kaybederken, Grup Yorum üyelerinin açlık grevi hayati tehlike sınırına yaklaşmamış gibi seslerini kimse duymazken kalkıp Sivas Katliamı’nın sanığını tumturaklı bir özel izinle salıverdiler.

O zaman sorarız: Müebbetle yargılanan sanığın sağlık ve yaşlılık sebebiyle salıverilmesi 

ihtimali, İslam’la ve iktidarla olan ilişkisine mi bağlıdır yoksa hukuk çerçevesindeki somut durumlara mı?

Sorarız çünkü anayasa.gov.tr’de yer alan “Yaşama Hakkı” kitapçığı şöyle der:

 ” Ölüler konuşmadığından, ölenlerin yaşama hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesi görevinin yaşayanlara düştüğü akılda tutulmalıdır. Ayrıca, yaşayanların da benzer bir olayla karşılaşmamaları isteniyorsa yaşama hakkının güçlü bir şekilde korunması için çaba gösterilmelidir.  “

Sivas’ta yakılan, Gezi’de vurulan, depremde enkaz altında kalan, ne idüğü belirsiz yurtlarda çıkan yangınlarda yitip giden canlarımız için bizim soru sorma hakkımız var, utanmadan sorarız, sormak onurumuzdur.

Halk, hesap sorar.

5 Şubat Çarşamba günü, Çağlayan Adliyesinde 17. Ağır Ceza Mahkemesinde, ölümünün 2 bin 425. gününde, Berkin için adalet nerede? diye soracağız.

2 bin 425 gündür katillerle aynı sokaklarda dolaşmak zorunda bırakılmamızın, belki de aynı otobüse binmiş, saniye arayla aynı koltuğa oturmuş, bir markette bir ihtimal sıramızı vermiş olmamızın hesabını soracağız. 14 yaşında bir çocuğu başından vurup, hâlâ özgürce dışarıda gezenler varken hiçbir çocuk, hiçbirimiz bu ülkede güvende değil.

Gidenler için kalanların görevi, yaşam hakkını onlar adına da savunmaktır.

Söke söke aldığımız hesap ve dayanışma bizi yaşatacak olandır.

Dilerim bu çarşamba, Çağlayan’da buluşur, hep bir ağızdan sorarız.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...