31 Ocak 2020 04:04

Okullu fotoğrafçı -2

Paylaş

1984-85 yıllarında fotoğraf dersleri ağırlık kazanmaya başlamıştı. Haftanın birçok gününü, Salı Pazarı’nda ‘Geleneksel Türk El Sanatları’ bölümüyle ortak kullanılan bir binada geçirmeye başlamıştık. Aklıma gelen dersler ve hocalarımız şöyleydi: Belgesel fotoğraf ve siyah beyaz karanlık oda dersleri Sabit Kalfagil, çekim teknikleri ve ileri fotoğraf teknolojileri teorisi dersleri Yılmaz Kaini, portre-stüdyo Cafer Türkmen, fotoğraf fiziği ve mekanik Ercüment Tarcan, mimari fotoğraf Reha Günay, deneysel fotoğraf Ahmet Öner Gezgin, renkli karanlık oda dersi Tunç Tüfekçi, endüstriyel fotoğraf Yaşar Atankazanır, fotoğraf kimyası Sema Hanım, fotoğrafta estetik ve kompozisyon dersi İsmail Faruk Erendağ, görsel iletişim Gülnur Sözmen. İlk anda aklıma gelenler ve hatırlayamadıklarımdan özür.

USTA ÇIRAK İLİŞKİLİ EĞİTİM

Bugünkü eğitim sistemiyle kıyasladığımda çok şanslı olduğumu düşünüyorum. Hem de 12 eylül sonrası koşulların zorluğunda. Yeni açılmış bir fotoğraf bölümünün ders ve hoca kadrosuna bakar mısınız? Hoca öğrenci ilişkisi yer yer usta çırak ilişkisiydi. O derslerden geçen birçok öğrenci bugün fotoğraf dünyasının önemli temsilcileri. Örneğin, Melih Akoğul, Kamil Fırat, Yaşar Saraçoğlu, Yalçın Çakır (Namıdiğer Yalçın Abi), Sinan Koçaslan, Yaşar Saraçoğlu. Zaman zaman birçok fotoğrafçı da ya Mimar Sinan Üniversitesi (MSÜ) ya da Marmara Üniversitesi mezunu olarak karşıma çıkıyor. Basında, reklam fotoğrafçılığında, akademik çalışmalarda ve öğretim görevlisi olarak bu okullu fotoğrafçılarla karşılaşıyorum.

Benim dönemimde hoca öğrenci ilişkileri usta çırak ilişkisi gibiydi. Hocalar arasında Yılmaz Kaini ve Sabit Kalfagil ve Gülnur Sözmen’le olan yıllar unutamadığım zamanlardır. Yılmaz hocanın etrafında 4-5 arkadaş ağır ağır Kazancı Yokuşu’ndan çıkar, yolda fırından taze çörekler alırdık. Tepebaşında Haliç manzaralı ev-atölyesine gider Ansel Adams’ın zone sisteminden karanlık odada örnekler üzerine konuşurduk. Şaraplarımızı Haliç manzarasına karşı içerken gittiğimiz fotoğraf sergilerinin tartışmasını sürdürürdük. Tatil programlarımızı yapar İstanbul içi, dışı fotoğraf gezileri düzenlerdik. Yılmaz Hoca ve Sabit Hoca’yla birlikte de çokça gezilerimiz oldu. Minibüs kiralayıp Molova Kemerlerine gitmiştik. Merih Akoğul, Yaşar Saraçoğlu ve bizim sınıftan birçok arkadaşla hem turisttik hem de fotoğraf çekimi yapmıştık. Fethiye Dalyan Kral Mezarlarına gitmiştik yine hocalarla birlikte. Sabit Hoca’yla Yavuz Sultan Camii’ne gitmiştik.  Minarede, bize etrafı geniş çekin diyordu. Hocam objektifimiz yok deyince koca çantasını açıp ‘Al bunu kullan’ diyerek geniş açı objektifini vermişti. Arkadaş gibi yiyor, içiyor, eğleniyor ve pratikte öğreniyorduk. Eğitimlerimiz programla sınırlı değildi. Düşünün böyle bir ilişki içinde dersten de kalıyorduk. Hiç unutmam, son sınıf proje ödevinden kalmıştım. Belgesel, çekim teknikleri ve karanlık oda derslerinin birleşimiyle yarım dönem bir konu çalışıyoruz. Benim konum Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii. Sabit Hoca’yla her hafta 18x24 kağıda filmleri koyup kontak baskı yapıyorduk. Hoca şöyle bir bakıyor ‘olmamış olmamış, Yaman’ diyor beğenmediği zaman haftaya yeniden getirmemizi istiyordu. Her seferinde bir iki kare seçer ve kadrajlardı. Sabit Hoca’nın bilmediği tarihi mekan, yapı yok. Bazen tiyo verirdi. Öğleden önce şuradaki binanın filanca katından bilmem ne atölyesinin penceresinden çek. Yarım dönem de Beyoğlu’nun fotoğraflarını çekmiştim. Yine noktasal yerler söylerdi. Sonra baskıları yapar sınıfa asardık. Sabit Hoca, Yılmaz Hoca ve Kıdemli Asistan Pelin dolaşıp, notlar verirlerdi. Hocalarla o kadar kankayız. Kötü baskı veya kadrajla geçebilir miyiz? Mümkün değil. Yılmaz Hoca fotoğraflara bakıp ‘Bu ne ya hepsi gri, siyahlar nerde’ diye bağırdı. Ben tüm şirinliğimle, hocam biliyorsunuz yeni evlendim, bir de çocuğum var evde karanlık odayı doğru düzgün kullanamadım, falan diye gerekçeler uyduruyor, biraz da kendime acındırıyorum. “Beni ilgilendirmez kaldın” diyerek bırakmıştı. Ama bir saat sonra sanki bırakmamış gibi koluma girerek atölyesine gitmiştik. Bizim hocalarla ilişkimiz böyleydi. Onlardan aldığımız birikimle bizler de eğitimciliğimizi yaptık, yapıyoruz. İyi ki ülkenin bu değerli hocalarını tanıdım. Benim sevgili büyük arkadaşlarım ve ustalarım oldular, ne mutlu bana.

1988’de MSÜ’yü bitirdim. Askerlik, iş hayatı derken arada bir görüşür olduk, sonrasında koptuk gittik. Hayat akmaya devam ediyor ve anılarım onları bana hep hatırlatıyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...