12 Ocak 2020 04:14

Savaş rejimine karşı dayanışma

Savaş rejimine karşı dayanışma

Fotoğraf: Envato

Paylaş

Dört yıl önce, 11 Ocak 2016’da “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiri ile barış çağrısı yapan akademisyenlere yönelik saldırılar, tek adam rejiminin savaş siyasetine ne kadar bel bağladığının bir göstergesiydi. Rejim savaş siyasetini önce komşu ülkelere ve yakın denizlere, son zamanda ise daha uzaklara yayarak ayakta durmaya çalışıyor.

Bu süreçte sürekli saldırıya uğrayan Barış Akademisyenlerinin nasıl zarar gördüklerini tek tek ele almak gerek. Ama bugün üzerinde durulması gerekenlerin başında, henüz bitmemiş saldırıların kimler tarafından nasıl gerçekleştirildiği var. Bunu kendi deneyimlerimden yola çıkarak ele almam daha doğru olur. 

11 Ocak haftası YÖK rektörlüklere bir yazı gönderdi; imzacılara “gereğinin yapılması” emrini verdi. Çalıştığım üniversitede hakkımda hemen soruşturma başlatıldı. Ardından idari görevlerime son verildi. Soruşturmayı yürüten kurul benim işten atılmam gerektiğine karar verdi. 27 Nisan tarihli rektörlük yazısında, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu 125. maddesine dayanıldığı belirtiliyordu. Yani, kabahatim “ideolojik amaçlı bildiri, afiş, pankart, bant ve benzerlerini basmak, çoğaltmak, dağıtmak” idi. Sözleşmemin feshedildiğini bildiren ikinci yazının altında, işten atılmamda başrolü oynayan rektör ve patronunun oğlunun, yani mütevelli heyet başkanının imzası vardı.

Atılmama dek yıldırma çabalarına maruz kaldım. Bilimsel toplantılara katılmam engellendi. Öğrenciler bana karşı kışkırtıldı. Bölüm başkanlığından alınmam, bölüme adım bile atmaması gereken kişilerin işe alınması, içlerinden birinin bölüm başkanı yapılması gibi tüm dolapları dekan ve yardımcıları gerçekleştirdi.

Benim gibi özel üniversitelerden atılan kişilerin idari mahkemelerde dava açacakları ve davaları kazanarak işe iade edilebilecekleri olasılığı düşünülerek, başka bir oyun daha düşünüldü. Bu, atılanların KHK kapsamına alınmasıydı. Bunu sağlayabilmek için rektörlükler tümüyle uydurma bilgiler içeren bir dosya hazırladılar; gerekli yerlere gönderdiler. Bu yolla benim 7 Şubat 2017 tarihli ve 686 sayılı KHK listesine girmem sağlandı. KHK kapsamına alınan tüm Barış Akademisyenleri’nin polis kayıtlarına “PDY/FETÖ” notu düşüldü. Rektörlükler, OHAL korku rejimi ile uydurma suçlamalar üreten kokuşmuş birimlere dönüştürüldü.

İşten atılmamı öneren Disiplin Kurulu, yönetmeliğe göre üç profesörden oluşmalıydı. Ama rektörlük bunu atlamıştı. Bu nedenle kurul kararının geçersiz olması gerekirdi. Ama Mayıs 2016’da idari mahkemede açtığım dava 9 ay sonra reddedildi. Mahkeme heyeti, kurulun nasıl oluşturulduğuna hiç değinmeden kararını vermiş; dayanak olarak KHK ile ihraç edilmemi göstermişti.

Bütün bu ayrıntılar üniversitelerin nasıl çürüdüğünü, daha doğrusu rejim tarafından çürütüldüğünü gösteriyor. Kokuşmuşluk ortada. Atılmamın ardından derslerime giren ve bu dersler için ücret alanlar görevdeler. KHK kapsamına alınmamı sağlayan eski rektör ve dekan hâlâ kadrodalar. Dekan yardımcısı rejimin yeni üniversitelerinden birinde dekan oldu... Bu berbat liste uzun. Üniversitelerin bu rejim yıkıldığında yeniden kurulması gerekecek. Barış Akademisyenleri’nin içinde yer aldığı yeni çaba ve girişimler bu açıdan çok önemli birer başlangıç oluşturuyorlar.

Barış Akademisyenleri 2016’dan bu yana dayanışma içerisinde mücadele ettiler. Bu mücadelede demokrat avukatlar ve kuruluşlar dayanışma gösterdiler. Bu çok önemliydi çünkü bu rejime karşı bireysel olarak mücadele edilemez. Ocak 2016’dan bu yana yaşananlar dayanışma ve birlikte mücadelenin ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

2018’den başlayarak bizleri tek tek yargılamalarının nedeni, Barış Akademisyenlerinin ortak akıl ve güçlü direniş üretmiş olmasıdır. 2016’da önce polis zoruyla sorulacak bir düzine soruyla bizleri oyuna getirmeyi denediler. Bu oyun boşa çıkarıldığı için bireysel davalar açtılar. Sonunda, geçtiğimiz eylül ayında bu davalar da sonuçsuz kaldı.

Artık çok açık ki, bu rejim üniversitelerin sonu demek. Bu rejim aslında okulların sonu demek. Rejim emir kulu sahte üniversite, dogmalar belleten sahte okullar istiyor. Tek adam ne derse, onu yineleyecek, belletecek, kindar ve dindar nesil fabrikaları.

Bugün rejimin asıl dayanak noktası savaş. Bu savaş rejimini durdurmak, barışı sağlamak için dayanışma ve birlikte mücadele gerekiyor. Bugün temel görev, savaş rejimine karşı dayanışma...

Reklam
Reklamsız Evrensel için abone ol
YAZARIN DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...