10 Ocak 2020 04:09

ABD-İran Çatışması, Libya’ya Asker: Hayatı görmezden gelen okullar ve üniversiteler

Paylaş

Haftanın başlığı Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesi olmalı. Günün başlığı, haftanın başlığı İran olmalı. Irak, Suriye, Yemen, Libya, Somali, Sudan, Afganistan… hem bölgede hem de dünyada yaşananlar hepimizi yakından ilgilendiriyor. ABD tarafından İran’a bağlı Kudüs Güçleri Komutanı Süleymani’nin vurulması ve akabinde İran’ın buna karşılık vererek Irak’taki iki ABD üssünü vurması geçmiş 40 yıllık hesaplaşma bir yana önümüzdeki on yılları ve Ortadoğu’nun, Türkiye’nin, Dünyanın alacağı yeni halleri yakından ilgilendiriyor. Peki, bu yaşanalar, tüm insanlığı etkileyen, belki de alt üst eden olaylar, okullarımızı ve üniversitelerimizi hiç ilgilendirmiyor mu? Türkiye’de Sünni İslamcı kesimin bir kısmı ABD’nin İran’ı vurmasına sevinirken bir kısmı farklı duygu ve tavır altında sürece eleştirel ve daha İran’a yakın bir pozisyondan bakıyor. Savaşlar gibi makro olaylarla buna yönelik ulusal veya mezhepsel tavırları içeren daha orta boy, hatta daha mikro gibi gözüken kişisel yönelimler arasında nasıl bir bağ bulunuyor acaba? Tüm bu olup bitenlerle okullarımız arasında nasıl bir bağ bulunuyor?

DÜNYAMIZIN GENİŞLİĞİ VE TAVIR ALIŞLAR OKULLARLA İLİŞKİLİ

Altı yaşından başlayıp 21 yaşına kadar hayatımız okullarda geçiyor. Çoğu arkadaşlıklarımızı, dostluklarımızı okullarda ediniyoruz. Belki bir yarımız eşlerimizle okullarda, üniversitelerde tanışıyor ve ömür boyu yaşamlarımızı ortaklaştırıyoruz.  Çocuklarımızın anne babaları okullarla ilişkili bulunuyor. Mesleklerimiz, nüfusun belki de yarısının yaptığı işler devam ettiği okul-yükseköğretim eğitimi ile ilgili bir alanda bulunuyor. Hatta gördüğümüz saygı bile sık sık diplomasını taşıdığımız okulla ilişkilendiriliyor. Okullar istenilirse toplumsal eşitlenmede çok önemli bir rol üstlenebileceği gibi kapitalizmde olduğu üzere toplumsal adaletsizlik ve eşitsizliklerin sürdürüldüğü, yeniden üretildiği, perçinlendiği mekanizmalara da dönüşebiliyor, çoğu ve yaygın uygulamada daha çok bu olumsuz işlevlerde bulunuyor. Adana’nın fakir bir semtindeki yoksun liselerinden birinde öğretmenlik stajı yapan öğrencilerimizle, birkaç öğretmenimizle birlikte genel bir dönem değerlendirmesi yapıyoruz. Öğretmenler iyi insanlardır, ekseriyetinin hinliklerle bir bağı yoktur, zar zor da olsa kötülüklere bulaşmadan hayatını idame ettirmeye çalışır, kendi çocuklarının kendinden daha iyi mevkilerde olması için didinir, öğrencilerinin bir şeyler öğrenip hayatlarının iyileşmesini, doğru düzgün insan olmalarını bekler, duyarlılıklarını artırmaya çalışır. Çoğu okullarımız, okuldaki iklim yoksun ve yoksuldur ama kötülük içermez.

Bununla birlikte tarihin en köklü ve sistematik zihniyet yapılandırıcısı ve ideoloji yapıcısı da okullardır. Okulların yaptığı değil yapamadıkları ve yapmadıkları şeyler, işlemedikleri konular kimlik kişilik oluşumunda daha önemli bulunuyor. Gerek öğretmen arkadaşlarımız gerekse stajyer adaylarımız staj süreci ile ilgili, ders kitapları ve derslerin işlenişi ile ilgili eleştirilerinde konuların çocukların, gençlerin dünyasına dokunmadığından yakınıyor, hayata dokunmadığından, hayatla yeterince ilişkilendirilemediğinden yakınıyorlar. Farkında olmadan “görmezden gelmenin” eğitim ve okullarda çok yaygın bir yol yöntem olduğuna değinmiş oluyorlar. Gerçekten okulların gösterdikleri değil, göstermedikleri özellikle irdelenmesi gereken önemli bir konuyu oluşturuyor. Örneğin “safsata” ne mantık ne felsefe müfredatında yer almıyor. Kapitalizm, yayılmacılık ve sömürgecilikler sosyal bilgiler, tarih ve sosyoloji derslerinde pek yer bulamıyor, hatta ters yüz edilip büyük işgal ve fetihler olumlanabiliyor, ölme ve öldürmeler kutsallaştırılabiliyor.

HANGİ OKUL VEYA ÜNİVERSİTE İRAN, LİBYA VE BÖLGE POLİTİKALARINI ÖĞRENCİLERİYLE TARTIŞABİLİYOR

İran konusunda, İran-ABD gerilimleri konusunda, Libya’ya asker gönderilmesi konusunda, yaşanılan çatışma ve savaşlar konusunda algı ve yönelimlerimiz, okullarımızla, müfredatla, gördüğümüz eğitimle yakından ilişkili bulunuyor. Okullarımız ve üniversiteler ne şehitlik kültürüyle ne de kapitalizm, yayılmacılık ve işgallerle, İran-ABD geriliminin, Libya meselesinin ana sebepleriyle hiç yüz yüze gelmiyor, yüzleşme şansı bulamıyor. Hepimizin, her bir çocuk ve gencimizin belki de bizzat ölmesi veya hayatta kalmasını, uzun erimde tüm yaşamını doğrudan dolaylı etkileyecek Türkiye’nin Libya’ya asker göndermesi, Irak, Suriye, İran-ABD gerilimi, NATO, Rusya ilişkileri… en önemli, en yaşamsal konular okullardan, dahası üniversitelerden bile uzak tutuluyor, biz onları görmezden geldikçe onlar bizi daha kolayca yönetiyor. Farkına olmadığımız durumlar ortadan kalkmıyor, farkında değilsek bizi çok daha kolay etkiliyor ve yönetiyor. Tam da okulların en kritik işlev ve rolü burada bulunuyor: Farkına vardırmak, eleştirel gözle okuyabilmek, yüzleşebilmek, gerçekleri anlatmakta ve doğrunun gerçeğin yanında tavır almada cesaret gösterebilmek; bu bilgi ve meziyetleri oluşturabilmek. Doğadaki eşek farkına varmayabilir, ama beyin kapasitesi yüksek eşekler farkına varmaz ve çocuklarına farkına vardırmazsa onlara binen çok olur. Ortadoğu vesayet savaşlarına konu olmasın demek, Afganistan’da, Suriye’de asker bulundurur ve Libya’ya asker gönderirken, büyük bir cehalet değilse, boş bir laf olmanın ötesinde, bizzat iradi olarak kötülüğe ortak olmak anlamına geliyor.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...