06 Ocak 2020 04:13

Tokyo 2020'ye doğru: Neoliberal olimpiyat ruhu

Paylaş

Sporda 2019’u ve geride bıraktığımız 10 yılı yeterince değerlendirdik. Bu tip değerlendirmelerde geleceğe dair çıkarımlarda bulunmak ve -tercihen- umutlu birkaç şey söylemek adettendir. Ancak bunu yapmak pek mümkün olmadı çünkü 2020’yi spor alanında tanımlayacak bir numaralı etkinlik olan yaz olimpiyatlarından yükselen kokular hiç de ümit verici değildi.

10 yılı aşkın süredir devam eden bu köşenin önemli hedeflerinden biri ülke spor kamuoyuna, olimpiyatların, “sportif karnaval” imajının çok ötesinde kapitalist, neoliberal bir baskı aracı olduğuna ilişkin uluslararası akademik birikimi ve olimpiyat karşıtı halk tepkilerini sokmak.

Bu yüzden IOC, 2013’te olimpiyatları düzenleme hakkını İstanbul’a değil de Tokyo’ya verdiğinde derin bir oh çekmiştik. Çünkü birkaç ay önce kentin göbeğinde giriştiği kıyım harekatı, ülke tarihinin en geniş kapsamlı direnişiyle engellenen bir iktidar için “olimpiyat sopası” biçilmiş kaftandı. Olimpiyat bahanesiyle bindirileceğimiz “yerli ve milli” gemi, yaratılacak mali yükün meşrulaştırılmasının ötesinde kentsel rant politikalarını sert biçimde hayata geçirme, “demokratik” süreçleri baypas etme, halk tepkisini bastırma gibi konularda iktidarın elini epey rahatlatacaktı.

Olimpiyat ve benzeri mega spor organizasyonları, siyasi rejimler için bir “OHAL yaratma” aracıdır. Bu yüzden “Daha az demokrasinin daha iyi bir organizasyon” anlamına geldiği bizzat FIFA tarafından itiraf edilmiştir. İktidarın, Türkiye’ye 2013’ten bu yana yaşattıkları, beraberinde -adı OHAL olan ve olmayan- sayısız demokratik felaketi getirdi. İçinde bulunduğumuz ekonomik kriz de malum. Bu yüzden rejimin, olimpiyat treninin kaçırılmasını hayli hayli “telafi ettiğini” söyleyebiliriz. Peki ya 2020’nin ev sahibi Japonya?

Her şeyden önce Japonya’nın kapitalist, milliyetçi-muhafazakar profili ve yaptığı tüm imparatorluk göndermelerine rağmen ABD çıkarlarının bekçisi olan halleriyle Erdoğan’a çok benzeyen bir lidere (Şinzo Abe) sahip olduğunu hatırlatalım. Japonya, 2011’deki Fukuşima nükleer felaketi, Töhoku depremi ve tsunamisi sonrası 2020 olimpiyatlarını ülkedeki “iyileşme, nekahet” sürecinin bir katalizörü olarak pazarladı. Tokyo 2020, artık tüm dünyada ipliği pazara çıktığı için daha fazla gizlenemeyen “görgüsüz, açgözlü olimpiyat” imajını değiştirecek, nispeten düşük maliyetli ve sorunsuz bir turnuva olacaktı. Öyle olmadı. Tokyo 2020, tipik bir neoliberal olimpiyatın tüm karakteristik özelliklerine sahip.

Şöyle özetleyelim:

  • Oyunların 7.3 milyar dolarlık tahmini maliyeti resmi rakamlara göre 4’e katlanmış durumda.
  • Oyunlar, halkın spor yapma olanaklarını artırmak şöyle dursun kamunun kullanımına açık spor alanlarını kalıcı şekilde sermayenin mülkiyetine bırakıyor. Tokyo’da bunun en önemli örneği maliyetini çıkarmak için oyunlar sonrası özel sektöre devredilecek 300 milyon dolarlık spor salonu.
  • Tıpkı 1964 Tokyo Olimpiyatları öncesi olduğu gibi oyunlar, kamu konutlarının yıkımını beraberinde getirdi. Bununla birlikte Meiji Park’ın ev sahipliği yaptığı, evsizlerin barınma olanağı bulduğu “çadırkent” sakinleri de yaşam alanlarından uzaklaştırıldı.
  • İktidar, “olimpiyatları koruma” bahanesinin önemli bir meşrulaştırıcı görevi gördüğü siyasi kampanyanın ardından yeni bir antiterör yasasını parlamentodan geçirdi. Demokratik hakları budayan bu yasa, 2017’de kitlesel protestolara neden oldu.
  • Hep olumlu mirasından bahsedilen 1964 Tokyo Olimpiyatları inşaatlarında en az 100 işçi ölmüş, 2 bin işçi yaralanmıştı. Bugün bu kadar iş cinayeti yaşanmıyor ancak İnşaat ve Ağaç İşçileri Enternasyonalinin yayımladığı “Tokyo 2020’nin karanlık yüzü” başlıklı rapora göre işçiler, düşük ücrete ve aşırı çalışmaya (üst üste 28 gün çalışma zorunluluğu!) mecbur bırakılmış durumda.

Olimpiyatlar, her yerde olduğu gibi Tokyo’da da önemli bir olimpiyat karşıtı hareket yaratmış durumda. Okotowari’nin sözcülerinden Tomiko’nun The Nation’dan Dave Zirin ve Jules Boykoff’a söylediği gibi “İnsanlar hâlâ 2011’in (Fukuşima ve deprem) yaralarını sarmaya çalışıyor. Hükümetin olimpiyatlara değil bu insanlara para harcaması lazım.” Oysa şu ana kadarki olimpiyat deneyimlerimiz bize Kansai Üniversitesinden Akademisyen Satoko Itani’nin şu sözlerini doğruluyor: “Olimpiyatlar, sermayeyi, işçileri ve iş makinelerini, onlara en çok ihtiyaç duyulan yerlerden mahrum bırakıyor.”

2020 Tokyo, tüm iddiaların aksine neoliberal olimpiyat mantığının tüm gücüyle ayakta olduğunu, patronlarına hizmete devam ettiğini gösteriyor. Gözümüz burada olmaya devam edecek.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...