26 Aralık 2019 02:18

Bedel

Paylaş

Uzun süredir halkın bir numaralı gündemini oluşturan ekonomik sorunlar, iktidar temsilcilerinin aksi yöndeki tüm söylem ve iddialarına rağmen, 2020’ye büyük riskler ve ağır yüklerle taşınıyor.

Ekonomik krizin etkisiyle oluşan bütçe açığını kapatmak amacıyla başlatılan zam yağmuru ve vergi artışlarının etkisini 2020’nin ilk gününden itibaren göreceğiz. Yılbaşından itibaren yürürlüğe girecek zamlar ve vergi artışlarının cebimizdeki etkisini hissetmeye başlamadan, enerji şirketlerinin zararlarını ve BOTAŞ’ın borçlarını karşılamak için elektrik ve doğal gaza yüklü miktarda zam gelmesi kaçınılmaz görünüyor.

Bugüne kadar temel tüketim maddelerine yapılan zamlar ve vergi artışları, binbir zorlukla geçimlerini sağlayan yoksul emekçi aileleri başta olmak üzere, halkın günlük yaşam koşullarını hiç olmadığı kadar zorlaştırdı. Emekçileri ekonomik, sosyal ve psikolojik olarak ciddi anlamda baskı altına alarak sağlanmaya çalışılan ‘ekonomik istikrar’ söyleminin bedelini milyonlarca işçi ve emekçi, her an işinden olma korkusu yaşayarak, işsiz kalarak ve yoksullaşarak ödüyor.

Resmi enflasyon oranlarındaki düşüş iddialarına rağmen, halkın satın alma gücünde yaşanan dramatik düşüş, en temel harcama grubunu oluşturan gıda ürünleri dahil, pek çok kalemde tüketim harcamalarının kısılmasını beraberinde getirdi. Tüketimin kısılmasıyla enflasyonun artış hızı geçen yılın aynı dönemine göre yavaşlamasına, enflasyon oranları bu nedenle düşmesine rağmen, fiyatlar artmaya devam ediyor.   

Asgari ücretin her yıl açlık sınırına yakın yoksulluk sınırına uzak bir miktar olarak belirlenmesi ve ortalama ücret haline gelmiş olması, emekçinin ekonomisinin ülke ekonomisinden çok daha kötü durumda olduğunu gösteriyor. Uzun süreli işsizlik başta olmak üzere, ekonomik sorunlar nedeniyle peş peşe yaşanan işçi intiharlarına rağmen, ekonomi yönetiminin takındığı vurdumduymaz tavır nedeniyle krizin bedeli her geçen gün ağırlaşıyor.

İşçi ve emekçilerin ücret artışları başta olmak üzere, en temel ekonomik ve sosyal talepleri söz konusu olduğunda bin dereden su getirenler patronlara, yerli ve yabancı sermayeye kaynak aktarmaya gelince muslukları ardına kadar açmakta sakınca görmüyorlar.

Kullananın bedelini ödediği, taahhüt edilen sayıda kullanılmazsa kalanının tüm topluma fatura edildiği ‘kamu özel işbirliği’ (KÖİ) kapsamında havalimanları, otoyol, köprü, tünel ve şehir hastaneleri gibi büyük altyapı projeleri üzerinden yerli ve yabancı sermayeye ülke tarihinin en büyük kaynak transferi yapılıyor. 2020’de bütçeden KÖİ projelerine garanti ödeme adı altında 18.9 milyar TL ayrılırken, sonraki yıllarda çok daha fazla kaynak aktarılacak ve bütün bunların bedeli bizlere ödetilecek.

Erdoğan’ın ilk kez 2011’de ‘çılgın proje’ olarak gündeme getirdiği Kanal İstanbul projesi, hayata geçirilebilirse, bugüne kadar yapılan tüm KÖİ projelerini gölgede bırakacak. Kanal İstanbul projesi sadece ülke ekonomisini yakından ilgilendirmiyor. Kanalın yapılacağı bölgedeki ekolojik dengenin altüst edilmesi, çevreye vereceği zararın büyüklüğü ve doğal yaşamı hedef alması açısından bakıldığında, beraberinde ne kadar ağır bedeller getireceğini tahmin etmek zor değil.

Halkın gerçek gündemini oluşturan işsizlik, zamlar, vergi yükü vb. gibi en temel sorunlar çözülmek bir yana daha da derinleşiyor. Bunların yanı sıra, halkın sırtına yeni ve taşıyamayacağı kadar büyük yüklerin yüklenmesi anlamına gelecek her adımın bedelinin kimlere, nasıl ödetileceğini hepimiz çok iyi biliyoruz.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...