19 Aralık 2019 04:10

Kanal İstanbul, ulaşım projesi değil rant ve siyasi amaçlı bir projedir!

Paylaş

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde, Erdoğan’ın “çılgın projesi” olarak gündeme getirilen “Kanal İstanbul Projesi”, zaman içinde tavsamıştı. Ancak bu “çılgınlık projesi” yerel seçim sonrasında Erdoğan’ın ve partisinin İstanbul halkına bir meydan okuması olarak yeniden sahneye çıkarıldı.

Tartışmanın başlamasından beri Kanal İstanbul Projesi; “Gerçek bir ihtiyaç olmadığı”, “Deprem bölgesinde olması”, “Büyük çevre sorunlarına yol açacağı” “Şehircilik bakımından cinayet olacağı”, “Yandaş sermayeye büyük rant yaratma amaçlı bir proje olduğu”...ve nihayet “Montrö Anlaşması”nın ilga edilmesi amaçlı bir proje olduğu tartışmaları da yoğunlaştı.

Doğal bir ulaşım yolu olan boğazın yanına 75 milyar harcayarak kanal açmak, ulaşım açısından bir “zihni sinir” projesi ötesine geçemez. Ancak bu proje bir ulaşım değilse de çevreden şehirciliğe, yandaşlara rant sağlamaya çok önemli konuları bir araya getirerek tartışmaya açan bir projedir. Ama bugün bu köşeden, sorunu son dönemde gündeme gelen “Montrö Anlaşması”nın tartışmaya açılması yanıyla ele alacağız.

MONTRÖ ANLAŞMASI’NA EN ÇOK ABD VE NATO KARŞI ÇIKTI

Montrö Anlaşması 1936 yılında yapılmış, Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerinin boğazlardan geçişini ve Karadeniz’de 21 günden fazla kalmasını yasaklayan, bu nedenle de en çok; Karadeniz’de sınırlanmamış ve sürekli bir filo bulundurmak isteyen ABD’nin ve NATO’nun rahatsız olduğu bir anlaşmadır.

Nitekim, 1936’da 20 yıl süreyle geçerli olmak üzere imzalanan anlaşmaya hiçbir ülke itiraz etmediği için Montrö bugüne kadar da sürmüştür.

Erdoğan ve Hükümeti, bir zamanlar Lozan Anlaşmasını gündeme getirdiği gibi, şimdi de Montrö’yü gündeme getirmektedir. Ki, bu Karadeniz’e kıyısı olan ülkelerle yeni anlaşmazlıkların, komşularla yeni krizlerin gündeme gelmesi, komşularla yeni kriz anlamına gelecektir.

“Kanal İstanbul Projesi”, ABD ve NATO’ya Montrö’yü tartışmaya açma fırsatı vereceği için, en çok ABD ve NATO’yu sevindirecek bir projedir. Çünkü Türkiye, Kanal İstanbul’u meşrulaştırmak için Montrö’yü tartışmaya açtığında batılı emperyalistlerin Montrö’nün sınırlamalarından kurtulmak için harekete geçmelerinin de önünü açmış olacaktır.

KANAL İSTANBUL, ‘YENİ OSMANLICI’ DIŞ POLİTİKAYLA BAĞLANTILI

Ancak sadece bu kadarıyla kalındığında, Kanal İstanbul projesi, fazla basite indirgenmiş, projenin savunucuları da klasik bir iş birlikçiler düzeyine çekilmiş olur.

Tersine bu projenin Erdoğan ve AKP için “yeni Osmanlıcı”, “yayılmacı” dış politika ve bu politikaya dayanak oluşturacak, “dünya görüşü”yle bağlantılı olduğunu görmeden olup bitenleri yerine oturtmak zordur.    

Yandaş medyada iktidarın ideolojisini oluşturan akademisyenler ve yazarlar, bunu açıkça ifade ediyorlar.

Onlara göre önümüzdeki yüzyıl (yüzyıllar) Atlantik’ten Pasifik’e uzanan İslam dünyası, dünyada yükselen bir güç olarak, yeni dünya düzeninin başat gücü olacak, bu gücün oyun kurucu ülkesi de Türkiye olacaktır. Erdoğan da bu yeni dünyanın kurulmasının lideri olarak vardır!

Dolayısıyla onlara göre; Lozan Anlaşması, Montrö Anlaşması gibi Osmanlı’nın tasfiye edildiği dünyanın büyük güçlerinin bize dayattıkları, Türkiye’nin eski Osmanlı dönemindeki gücüne ulaşması için elimizi kolumuzu bağlayan anlaşmalardır; bu yüzden de yeni Türkiye’nin bu anlaşmaları değiştirmesi için mücadele etmesi gerekir!

CİHATİST-FETİHÇİ BİR DÜNYA GÖRÜŞÜ

Yeni Şafak’ın önemli Yazarı İbrahim Karagül, 13 Aralık tarihli köşesinde; “İşte bu büyük güçler hesaplaşmasında Türkiye yeni ve güçlü bir oyuncu olarak sahneye çıktı. Küresel ölçekte güç kaymasını iyi okuyarak coğrafyasında var olma mücadelesine girişti. Harita çizenlere harita ile cevap verdi...” dedikten sonra Montrö için de şunları söylüyor: Kanal İstanbul ile Montrö yürürlükten kalkar diye ödleri patlıyor. Çünkü bu anlaşma, Boğazlar üzerindeki egemenlik hakkımızı sınırlıyor.”

Perinçek’in, yeni dünya düzeninin Çin-Rusya-Türkiye’nin yükselişi olacağı ütopyası, bugün yandaş yazarların da ütopyasıdır. Sadece bu ütopya İslami boya ile boyanarak!

Suriye halklarına rejim dayatma, Libya’da iç savaşa müdahil olma hevesi, çeşitli ülkelere “Askeri üsler kurma”, yoksul İslam ülkelerine okullar açılarak misyonerler yetiştirme, milyarlarca dolar harcayarak camiler yapma, Sünni cihatist güçleri destekleme girişimleri, Müslüman Kardeşlerle (İhvan) girişilen ideolojik-siyasi bütünleşme girişimleri, aynı zihniyetin dış politikaya yansımalarının ifadesidir.

Daha doğrusu, Kanal İstanbul Projesi’ni Erdoğan yönetiminin dış politikasıyla ve kendisine ve partisine biçtiği misyonla bağlantılı olarak ele alındığında daha anlaşılır olmaktadır.

‘KANAL İSTANBUL’ SADECE ‘KANAL İSTANBUL’ DEĞİL

Elbette Erdoğan ve propagandası Kanal İstanbul’u, Türkiye’yi Montrö anlaşmasının getirdiği sınırlamalardan kurtaracak bir olay olarak göstermektedir; bundan sonra da böyle gösterecektir.

Ancak gerçek yukarıdan beri ifade edildiği gibi, Kanal İstanbul; AKP dış politikasının, cumhuriyetle hesaplaşmasının, rant dağıtımı politikasının aracı olarak gündemdedir.

Bu yüzden de “Kanal İstanbul” önümüzdeki günlerde pek çok yanıyla tartışılacaktır, sadece tartışılmayacak, İstanbul halkıyla, iradesini tanımayan iktidar arasında büyük bir mücadeleye de sahne olacaktır.

Bir adım daha atarak şunu da söyleyebiliriz ki, sorun bir çevre, rant projesi olmanın yanında “ideolojik gerekçeleri” de olan bir “siyasi bir proje”, olduğu için de projenin arkasındaki zihniyetle, Türkiye’nin halkları, demokrasi güçleri, Türkiye’nin bölgede demokrasi ve barış mücadelesinin ülkesi olmasını isteyen bütün çevrelerin mücadelesi olarak cereyan edecektir.

Çünkü Kanal İstanbul, sadece bir ulaşım yolu değil, daha çok da rantçılıkla, İstanbul’un ve Hazinenin yağmalanmasıyla, çevrenin savunulmasıyla, cihatizmle, fetihçilikle, “yayılmacı” politikalarla, önemli ideolojik-siyasi bağlantıları olan bir mücadelenin alanıdır. 

 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...