15 Aralık 2019 03:52

Hep bilirlik

Paylaş

Sırası gelir, neden gelir nasıl gelir hangi zamanda gelir bilemem, ama sırası geldiğinde bazı sözcük kalıplarındaki o anki dizilim anın siyasetini tarihsellik boyutuna iletiverir. Bence, Eski Türkiye-Yeni Türkiye farklılaştırması olayların değerlendirilmesinde, şimdilik gayriresmi fikriyatın ürünü gibi görünüyor olsa da kabulü zorunlu kılınmak istenen resmi irdeleme yöntemine bir örnektir. 

Eski Türkiye-Yeni Türkiye farklılaştırmasında vurgulanan ana fikir ne olabilir? Siyasetin tarihsel boyutuna itilen nedir?

Sordum, yanıtlamalıyım. Siyasetin, öyle olduğunu düşündüğüm ve yazımın başında kendimce sergilediğim gerçekliğini esas alıp kendi sorduğum soruya kendi fikriyatıma uygun yanıt bulmam gerekiyor.

Buna benzer sorularla karşılaştığımda yanıtı içinde yaşanan devlet biçimine referansla bulmaya çalışırım. Öyle yaparım, çünkü toplumun bireyi olarak kendi gerçekliğimi kabul edilmiş ya da ettirilmiş toplumsal yapının öngördüğü birey kurgusunda irdeleyebileceğimi düşünürüm; toplumsal birey kurgusunu öngören kabul edilmiş/ettirilmiş toplumsal yapının işlerliğini sağlayan gücün ise, o yapıya uygun olarak tasarlanmış kurumsal/örgütlü yapısıyla tanımlanan devlet biçimi olduğu kanaatindeyimdir. 

Kısa keseyim; devlet biçimi bakımından Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki sorduğum soruya yanıt bulabileceğim ve üzerinde kimsenin düşünmediğini düşündüğüm bir fark var mıdır? Evet var! Ve bu fark vereceğim yanıtla göz önüne serdiğime inandığım, şimdiye kadar kimsenin düşünmediğini ve çözmeye çalışmadığını düşündüğüm sırrı da sır olmaktan çıkartıyor: ‘Bilge’ olanın söz sahibi olduğu, iktidar gücünü kullandığı bir toplumsal yapı kurgusu… ‘Bilgeliği’ toplumsallaştıran fikriyatın devlet biçimi… 

‘Bilge’ eşyada herkesin kolayca algılamadığı alışılagelmiş özellikleri görebileni tanımlar. Görülmeyeni, ulaşılamaz kabullenileni, yok sanılanı, olanaksız denileni bulmaya ve keşfetmeye kendini kaptırmış kişidir bilge. ‘Bilgeliği’ kurumlaştırarak toplumsallaştırmak fikrine ne dersiniz? Yani, bilge deyince kişileri değil kurumları esas alan bir düşünce dünyası üzerine devlet kurmayı gerçekleştirme fikri? İşte Eski Türkiye’nin ve Yeni Türkiye’nin devlet biçimlerinde farklı şekillerde de olsa öngörülmüş yapılanmanın özü budur.

Eski Türkiye’de devletin yönetim ve güvenlik birimlerine seçilmiş ya da atanmışların, örneğin başbakan, bakan, genelkurmay başkanı, müsteşar, genel müdür, vali, emniyet müdürü, vb. seçildikleri ya da atandıkları anda sanki gizli bir müdahaleyle kafatasları açılır, beyinlerine Türklüğün ve geçmiş devletlerinin tüm deneyimleri, bilgileri yerleştirilir; onlar artık her şeyin bizler için en iyi/yararlı/gerekli tek doğru düşünceyi bilenleri olurlar. Bu durum atanmışlıkları ya da seçilmişlikleri sona erene kadar devam eder. Sonra, yine sanki gizli bir müdahaleyle beyinlerine yerleştirilmiş her şey bir anda silinir. Aynı bilgiler yeni atanmış ve seçilmişlere aktarılır, böylece devletin devamlılığı sağlanır. Devletin bu yönetim ve güvenlik kurumlarına atanmış ya da seçilmişler, kendi aralarındaki ast-üst ilişkisinin kuralları dışında, güç ve otoritenin birincil ve mutlak karar vericileridirler, uygulayıcılarıdırlar. Onlar “Her Şeyi Bilirler”dir! Kurumların bilgeliğine dayanan toplumsal örgütlenme, kurumların atanmışları ya da seçilmişleri tarafından dile getiren en iyi/yararlı/gerekli tek doğru düşünceyi inkar etmeyen, reddetmeyen düşünceleri bir araya getiren çoğunlukçu yapıdır. Muhalefet çoğunlukçuluğu çoğulculuğa terfi ettirmeye çabalar. Bireysel bilgelik kurumsal bilgeliğin tek doğru düşüncesiyle çatışmadığı sürece kabul görebilir. 

Yeni Türkiye’de ise sadece devlet başkanı seçilen kişi herkes için en iyi/ yararlı/gerekli/ tek doğruyu bilir. Ve bu bilgeliğe kendi gücüyle, milli irade ideolojisindeki yaratıcılıkla erişmiştir. Bilgeliği seçilmişliğinden önce vardır. Kurumun özgün bilgeliği sadece devlet başkanının herkes için en iyi/yaratıcı/gerekli tek doğru düşüncesinin uygulamasına kattığı güç ve karşı konmaz otoriteden ibarettir. Devlet başkanı “Her Şeyi Bilen”den öte “Hep Bilen”dir. Sadece devlet başkanının bilgeliğine ve onun başkanı olduğu kurumun mutlak güç ve otoritesine dayanan bu toplumsal örgütlenme, devlet başkanının dile getirdiği herkes için en iyi/yararlı/gerekli tek düşünceyle hiçbir farklılık göstermeyen, onunla adeta özdeşleşen düşünceleri bir araya getiren tekçi yapıdır. Muhalefet tekçiliği çoğunlukçuluğa terfi ettirmeye çabalar. “Hep Bilen” temelli kurumsal bilgelik süregeldikçe bireysel bilgeliğin esamisi okunmaz. 

Benim tercihim kurumsal bilgeliğin, ne “Her Şeyi Bilirler” devlet kurgusundaki çoğunlukçu ya da çoğulculukçu Eski Türkiye toplumsal örgüsüdür, ne “Hep Bilir” devlet kurgusundaki tekçi ya da çoğunlukçu Yeni Türkiye toplumsal örgüsüdür. 

Ben hangi biçimiyle olursa olsun kurumsal bilgeliği değil bireysel bilgeliği, tekliği ya da çoğunlukçuluğu veya çoğulculuğu değil çeşitliliği yeşertecek toplum tasarımının peşindeyim. 

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...