15 Aralık 2019 03:35

Kuyu: Bir kadının erkek şiddetine, zorbalığına direnişi

Kuyu: Bir kadının erkek şiddetine, zorbalığına direnişi
PAZAR
Paylaş

Metin Erksan’ın 1968 yılında çektiği ‘mülkiyet üçlemesi’nin son filmi Kuyu’nun ana temasını, erkeğin kadın üzerindeki (insanın insan) mülkiyet arzusu oluşturur. Gerçek bir olaydan esinlenerek çekilen film kadının toplum içinde ve erkek karşısında bırakıldığı çaresizliğini, buna direnmesini, yaşadığı baskıyı acıyı, zulmü, gördüğü fiziksel-psikolojik- şiddeti, cinsel saldırıyı anlatır.

Filmde anlatılan takıntılı bir adamın genç bir kadına duyduğu saplantılı aşkın hikayesinde, adamın tutkusunun temelinde yatan dürtü mülkiyet arzusudur. Kuyu’da kadının sahip olunması gereken bir mülk, bir eşya gibi düşünüldüğünü anlatır Metin Erksan.

Mülkiyet üçlemesi içinde yer alan Susuz Yaz’da Osman’ın Bahar’a duyduğu tutkunun bir benzeri anlatılır bu filmde de. Kuyu’daki erkek ana karakterin adının Osman olması da anlatıdaki benzerliği destekler. 

YA BENİMSİN YA KARA TOPRAĞIN

Filmin başlangıcında Fatma’yı gölde yıkanırken görürüz. Susuz Yaz filmindeki Osman’ın Bahar’ı gizlice izlediği gibi, Kuyu’nun Osman’ı da ağaçların arkasından gizlice genç kadını izler. Bir süre sonra göle atlayan Osman, Fatma’yı kendisiyle gelmeye ikna etmek için kullandığı “Ya kendiliğinden gelirsin ya ölünü sürüp götürürüm” cümlesi adamın tutkusunu, mülkiyet arzusunu gösterir. 

Ağlamasını, bağırıp çağırıp yalvarmasını istediği Fatma, susarak gösterir tepkisini, direnişini. Reddedilince deliye dönen Osman ellerine ip bağlayarak dağlarda saatlerce yürüttüğü Fatma’nın kendisiyle olmayı kabul etmemesi üzerine genç kadına tecavüz eder. 

Osman Fatma’nın bedenine zorla sahip olmuştur ama ruhuna da sahip olmak istemektedir. Fatma ise bedenine zorla sahip olan Osman’ı “Ancak ölüm he der sana” diyerek reddeder. 

Bir süre sonra Osman jandarmalarca yakalanır ve hapishaneye atılır. Fatma ailesinin yanına geri döner. Ailesi bu kez talihsiz kadını, kendinden yaşça büyük bir adam ile evlendirmeye zorlar. Bir yandan da anası hapisten çıkan Osman’a Fatma’yı istemeyi sürdürür. Osman bir kez daha evlenme isteğini reddeden Fatma’yı silah zoruyla kaçırır, yine ellerine bağladığı iple dağ bayır arkasında gezdirir. Filmin başlangıcında yaşanan sahneler bir kez daha tekrarlanır.  

Kadın cinayetlerinde yıllardır süregelen arabesk-mülkiyetçi eril dil, zor kullanarak tecavüz ettiği, bedenine sahip olduğu Fatma’yı bir türlü ikna edemeyen, teslim alamayan Osman’ın ağzından yansır bize. Çırılçıplak soyarak sıkıca ağaca bağladığı çaresiz, savunmasız Fatma’ya şunları söyler Osman: “Senelerce senin uğruna mahpus damlarında yattım. Ya bana he dersin ya da seni kimseye yar etmem seni. Nasıl olsa avradım oldun. Kaçırılan kızı kimse almaz.” Fatma Osman’ı şöyle yanıtlar: “Senden de bütün erkeklerden de iğreniyorum. Benim kendimi değil ölümü kaçırıyorsun. Senin ettiğin insanlık mı? Şu halime bak. İnsan kısmına hayvan bile yapmaz bunu.”

Fatma iplerden kurtulup kaçmayı dener. Fatma’yı baygın halde bulup evine teslim eden jandarma Osman’ı da yakalamıştır. Osman tekrar hapse atılır. Hapishanedeyken kendisini ziyarete gelen, Fatma’yı unutmasını söyleyen annesine; “Fatma’dan vazgeçemem ana, o kız benim ciğerime işlemiş.” der. Osman’ın ciğerine işleyen, Fatma’nın sahibi olmak arzusundan kaynaklanan, hastalıklı bir mülkiyet hırsıdır. Bu hastalıklı, saplantılı tutku nedeniyle hastalıklı eylemlerini hapishaneden çıktıktan sonra da sürdürür. Fatma, yaşlı adam ile evlenmeyi kabul etmez ve düğün günü dağlara kaçar. Kendini çaresiz hisseden Fatma kendisini asmak üzereyken, dağda yaşayan idamlık Mehmet tarafından kurtarılır. Mehmet ile Fatma arasında bir yakınlık oluşur ve genç kız bu defa kendi isteğiyle Mehmet’le beraber olur. Ancak bu mutluluk uzun sürmez. Mehmet jandarmalarca yakalanır. Fatma bu kez ailesi tarafından kabul edilmez ve evden kovulur. Bir başına kalan Fatma, içkili yerlerde, oturak alemlerinde içki dağıtır, erkekleri eğlendirir. 

Bu sırada Osman cezasını tamamlar ve dışarı çıkar. İki kere hapishaneye girmek Osman’ın tutkusunda hiçbir azalmaya neden olmamıştır, aksine genç kıza duyduğu tutku daha da artmıştır. Osman, Fatma’yı bir kere daha kaçırır ve mülkiyet arzusundan doğan tutkunun ne denli güçlü olduğunu gösteren şiddet, işkence ve tecavüz olayları tekrar yaşanır. Osman için işlediği suçlara karşı verilen cezaların hiçbir değeri-önemi yoktur, onun için aslolan ciğerini kemiren bu hastalıklı saplantılı sahip olma tutkusudur.

Ancak Osman’ın üçüncü defa Fatma’yı kaçırmasının cezası, bedeli çok ağır olacaktır. Öncekilerde devlet tarafından hapisle cezalandırılan adamın cezasını bu kez, tüm çektiklerinin, yaşadıklarının cezası intikamı, olacak biçimde Fatma verir. 

FATMA BOYUN EĞMEZ DİRENİR

Osman’ın içerisindeki tutkuyu dindirecek, kendi değimi ile ciğerine işlemiş olan şeyi oradan söküp atacak olan şey Fatma’nın kayıtsız şartsız ona itaat etmesi, Osman’ın mülkiyetine girmeyi kabullenmesidir. Ancak Fatma güçlü karakterinden dolayı bu isteğe boyun eğmez.

Beline bağladığı iple kadını oradan oraya sürükleyen Osman su bulmak için dağ tepe dolaşırken bir kuyu başına gelir. Kuyunun içine baktıktan sonra suya ulaşmanın zor olacağını düşünse de tüfeğin mermilerini boşaltarak hazırlığını yapar ve bir iple kuyuya iner. Perdeye yansıyan görüntüde bir kuyu, kuyudan su almak için yapılmış ilkel bir kaldıraç, ucunda ip ve kuyunun kenarında da taşlar vardır. Fatma öfke, kin ve biraz da acıma duygusuyla Osman’ın kuyuya inişini izler. Osman suya ulaştığında eline bir fırsat geçtiğini fark eder ve kararını verir.

Kuyudan biraz uzaklaşır ve orada bulunan büyük taşlardan birini alır, tekrar kuyunun başına döner. Osman’a bakar ve taşı kuyuya atar. Taş Osman’ın sırtına düşer. Osman neye uğradığını şaşırır. İlk taşın ardından Fatma bulduğu taşları hızla kuyuya atmayı sürdürür. Başına taş yağan Osman kuyunun dibinde çırpınır, kurtulabilmek için çabalar. İpin diğer ucundaki Fatma’yı çekmeye çalışsa da başarılı olamaz. Fatma beline bağlı olan ipi koparıp kurtulduktan sonda kuyunun dibindeki Osman’a ‘Belanı buldun işte’ der gibi bakar, taşları kuyuya atmaya devam eder. 

Kuyunun üzeri tamamen taşla örtülmüştür. Fatma’yı son taşı kuyunun üzerine koyarken görürüz. Fatma acılı gözlerle ve çaresizlik içinde bir iple kaldıracı sabitler. Kuyunun üzerine çıkar ve boynuna doladığı ipi ilmek yaparak kendini boşluğa bırakır.

Osman’ın kayıtsız şartsız itaat etmesini, mülkiyetine girmesini istediği Fatma, güçlü karakterinden dolayı bu isteğe boyun eğmez, direnir. Fatma erkek egemen sistemin Osman’da vücut bulmuş haline teslim olmaz, yaşadığı tüm şiddete, baskıya, acıya rağmen direnir. Bedenine zorla sahip olan Osman’ın, ruhuna da sahip olma isteğini kabullenmez. 

Ne yazık ki Osman’ın bu hastalıklı iktidar-mülkiyet arzusu ikisini de trajik bir sona sürükler.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...