08 Aralık 2019 03:15

Beyaz eldivenler ve Türkiye

Paylaş

Alfonso Cuarón’un senaryosunu yazıp yönettiği “Roma” geçen yıl gösterime girdi ve dünya çapında büyük beğeni topladı. Meksika’nın başkentinde geçen filmde, askeri eğitime katılan, güçlü ve “sert erkek” olmakla övünen Fermin adlı bir karakter yer alır. Bir süre sonra, bu eğitimlerin neyle ilgili olduğu anlaşılacaktır. Fermin, Meksika’da büyümekte olan toplumsal muhalefeti bastırmak için hazırlanan paramiliter bir gücün milislerinden biridir. Filmde, Fermin kaçmakta olan öğrencileri büyük bir mağazada kovalarken görülür. Öğrencileri yakaladığında hiç duraksamadan ateş eder. Çünkü milislere verilen görev yok etmektir. Fermin’in sol elinde beyaz bir eldiven olduğu dikkat çeker.

Bu sahneler ile yönetmen, 10 Haziran 1971 tarihinde başkentin dış mahallelerinde gerçekleşen Corpus Christi Katliamı’na gönderme yapmaktadır. Katliam, “El Halconazo”, ya da “Şahin Saldırısı” olarak da bilinir çünkü katiller “Los Halcones” (Şahinler) adını taşıyan milislerdir. O gün, aralarında 14 yaşında bir gencin de olduğu 120 kadar gösterici öldürülür. Katliam sırasında polis göstericilere saldırmaz. Polislere verilen görev, milislerin işlerini yapmasını sağlamaktır.

Filmde, milislerin eğitim kampından bir sahne de yer alır. Tam olarak kim oldukları bilinmeyen bir öbek erkek uzun süredir dövüş eğitimi almaktadır. Eğitimcilerden birinin ABD’den olduğu duyurulur. Bir başkası ise üzerinde CIA yazan bir şapka giymektedir.

Beyaz eldivenlilerin ilk ortaya çıkışları, 2 Ekim 1968’dedir. Başkentte uzun süredir işgal eylemlerini sürdüren öğrencilerin boykot çabaları bütün ülkeye yayılmaya başlamıştır. Diğer yandan, Yaz Olimpiyat Oyunları’nın başlamasına yalnızca 10 gün kalmıştır. Hükümet, öğrencilerin durdurulması için “Galeana Operasyonu” devreye konulur. Beyaz Eldiven Operasyonu...

Öğrencilerin bulunduğu binalar (Tlatelolco Yurtları) ve meydan polis ve askerlerce kuşatılmıştır. Akşama doğru, meydanın üzerinde gezen bir helikopterden aydınlatma fişekleri atılır. Binalardan birinden, çatıdan ve üçüncü kattan, ateş edilmeye başlanılır. Bunun ardından öğrencilerin arasına karışmış kimi siviller ateş etmeye başlarlar. Ateş etmeye başlamadan sol ellerine beyaz eldiven taktıkları sonradan anlaşılacaktır. Eldiven, milislerin birbirlerini tanımaları içindir. Milislerin açtığı ateş, öğrencilerin silah kullandığı izlenimini yaratmak ve askerlere ateş emri verilmesi için gerekçe oluşturmak için de kullanılır. Kaçmaya çalışan öğrenciler sığındıkları oda veya evlerde, peşlerinden gelen beyaz eldivenliler tarafından öldürülecek; cesetleri ise ertesi sabah kent dışındaki toplu mezarlara atılacak veya yakılarak yok edilecektir.

Yaklaşık iki saat içerisinde 300 kadar gencin öldürülmesi ile sonuçlanan Tlatelolco Katliamı’nı gerçekleştiren beyaz eldivenlilerin, “Olympia Taburu” denilen bir paramiliter oluşum olduğu daha sonra ortaya çıkacaktır. Oluşumun görevi, “gayrinizami harp” yani toplumsal muhalefete yönelik savaştır. Bu savaşı polis veya asker gücü yürütmediği için rejim masum rolü oynar. Tıpkı Türkiye’de olduğu gibi.

O dönemde, “Olympia Taburu” veya “Şahinler” gibi adlarla anılan paramiliter oluşumların ve eğitimcilerin izi sürüldüğünde, hep ABD’nin güneyinde yer alan “School of the Americas” bulunur. Büyük bir kışlanın içinde bulunan bu askeri okul, 1946’dan günümüze Orta Amerika ve Güney Amerika’daki rejimlerin “özel harp” merkezi olarak işlev yapmaktadır. Bu okula, diktatörlerin yetiştirildiği okul olarak bakılır.

Dönemin İçişleri Bakanı Luis Echeverria Alvarez, Tlatelolco Katliamı ve diğer katliamların ve o dönem sürdürülen “kirli savaş” stratejisinin sorumlusu olarak bilinir. Bakan, daha sonra Meksika Başkanı seçilmeyi de başaracaktır. Tıpkı Türkiye’deki nice “milliyetçi” milletvekili, vali, bakan gibi...

Aynı dönemde Türkiye’de devreye sokulan kirli ellere ise hiçbir zaman beyaz eldiven giydirilmedi. Onların kirli elleri hep görünür oldu. Onlar Türkiye’ye ışık saçmak isteyen herkesin, bu ülkenin en güzel çocuklarının düşmanı oldular. Prof. Dr. Cavit Orhan Tütengil’i 7 Aralık 1979’da bir otobüs durağında öldürenler de onlardı. O günden bugüne, 40 yıl geçti. “Milli ve yerli” strateji, hâlâ kan, nefret ve ölüm üzerine kurulu. Umut ise, her zamanki gibi, onlara karşı mücadele ile var oluyor. Ve var olacak...

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...