22 Kasım 2019 04:50

Çözüm nerede?

Paylaş

Son günlerde gündeme gelen intiharlar, ekonomik krizin vatandaşlar üzerinde yaratığı tahribatı sert bir biçimde gözler önüne serdi. Düzen savunucularının yüzsüz temsilcileri intiharları kendilerini temize çıkaracak biçimde açıklamaya çalışsalar da artık mızrak çuvala sığmıyor. Bütün dünyada daha önce de kanıtlanmış bir gerçek var ki, o da kriz dönemlerinde intiharların normal dönemden daha fazla olduğudur. Kuşkusuz intihar hiçbir biçimde baş vurulmaması gereken bir yol. Ancak büyük kırılmaların böylesi sonuçlara yol açtığı da bir gerçek. Diğer bir gerçekte farklı sosyal tabaka ve katmanların farklı tutumlara yönelmesidir.

Şimdi akıllara takılan soru şu; “zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyleri olmayanlar” neden intihar etsin? İşçi ve emekçilerin kişisel gelecekleri, yaşamları, güvenceleri zaten patronların iki dudağı arasında ve genel olarak ekonomik kriz olmasa da onlar yaşamlarında pek çok krizle karşılaşıyorlar. İşsizlik, yoksulluk, akşam eve ekmek götürememenin stresi onları sürekli vuruyor. Çalışan ertesi gün iş başı yapıp yapamayacağının tereddütü içinde iş yerine gidiyor. Neredeyse yaşamlarının her günü kriz.

Gerçekler açıkça ortaya koyuyor ki, işçi ve emekçilerin yaşamları zaten bu koşullar altında ve her gün mücadele ederek geçiyor. Bu mücadele bazen bir fabrika direnişi, bazen bir iş kolu direnişi, bazen de sokaklara çıkma, eylemlere katılma biçiminde gerçekleşiyor. Elbette direnmenin, yaşam mücadelesi vermenin başka yollarına da arada bir sapıyorlar. Pazarlarda limon satarak, günlük her işin peşinde koşarak, borçlarla yaşamayı kabullenerek, bazen de ağız dolusu küfredecek, bazen de sessizce başa gelene katlanarak vb. bu mücadeleyi veriyorlar. Kısacası yaşamları zaten direniş ve mücadele, ayakta kalma savaşı. Eğer birleşip mücadele edebiliyorlarsa yaşamı kendileri için daha çekilir bir hale getirebiliyorlar, bu durumdan çıkış için bir ışık bulabiliyorlar.

Peki az çok kaybedecek bir şeyleri olanların, küçük mülk sahibi olanların krizin sert darbeleri karşısında tutumları nasıl oluyor. Kuşkusuz faklı tutumlar oluyor. Ama bunlardan birisi de diğer insanlara göre biraz daha iyi yaşam koşullarına sahip olanların, küçük, orta büyüklükte işyeri sahibi olanların tutumlarında ortaya çıkıyor. Birden bire elindeki küçük mülkiyeti kaybetme, kendisini batmış olarak bulma, bu kesimlerde büyük hayal kırıklıklarına ve bunun yol açtığı trajik davranışları gündeme getirebiliyor. Kendi intiharını tüm ailenin canına kıyarak gerçekleştirebiliyor. Oysa kararsız sınıf durumu çökmüşse milyonların arasına katılmak, onlardan biri olmak gibi bir seçeceği var. Tarih ve sınıf mücadeleleri böyle diyor.

Ama bir büyük burjuva kolay kolay intihar etmez. Ediyorsa da bu psikolojik nedenlere bağlı olabilir ve çok nadirdir. O büyük burjuva bilir ki ekonomik kriz kendisini vursa da arkasında devleti vardır, onun zararlarını halkın sırtına yıkacak bir yolu ve yöntemi mutlaka bulur, işini kurtarır. Ama işi batsa da kendisi dimdik ayaktadır. Lüks yaşamına devam eder, krizin ortalığı kasıp kavurması onun seçkin yaşamının kıyısından bile geçmez. O bilir ki bu dünya kendisi ve onun gibiler için cennet, tam da varolmak istediği yerdir. Kendisini bilinmeyen bir karanlığa atmak onun için aptalca ve baş vurulmayacak bir yöntemdir. Varsın onun altındakiler kendileri için ölümlerden ölüm beğensin.

Bütün bu söylediklerimiz bilimsel olarak kesin kanıtlanmış gerçekler midir? Sınıf farklılıkları evet bu dünyanın gerçeğidir. Davranışların da genel eğilimleri yansıttığından hiç kuşku yoktur. Büyük sermayenin parayla tuttuğu “bilim adamları” ekonomik kriz dönemlerinde gündeme gelen intiharları “ruhsal durumu bozuk olanların daralma dönemlerinde emek piyasasında daha da geride kalmaları” olarak açıklıyorlar. Yani kişiler kriz dönemlerinde intihar ediyorlarsa zaten psikolojik sorunları vardır, bunlarla baş edemeyip intihar ediyorlar tespiti yapıyorlar.

Egemen sınıf kendisine karşı direnen ve mücadele eden, kendi kaderini çizmekte kararlı olan işçi ve emekçiler yerine, kendi canına kıyan zavallı insanlar görmeyi ne kadar çok istiyor! Ama kendi sınıfı, uygarlığı, düzeni bütün bu ekonomik ve sosyal problemlerin yaratıcısıdır ve şimdi pek çok ülkede gırtlağına çöktükleri ayağa kalkıyor ve yeter diyor. Kendi canına kıyma değil, vahşi sömürü ve çalışma koşulları ile yaşamı çekilmez hale getirenlere karşı topyekün ve birleşik bir mücadele, çözüm ve çare bu.

Evet işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kendi dertlerinin bir çözümü ve çaresi var; mücadele etmek birleşmek, bu asalak ve çürümüş düzeni tarihin çöp tenekesine göndermek. Peki bu düzenin sahiplerinin bir çaresi ve kurtuluşu var mı? Kesinlikle yok. Ne parayla satın aldıkları psikologlar, ne sahte bilim adamları bu derde çare bulamıyorlar. Faşizmleriyle, baskı ve terörleriyle, sömürü ve ayrıcalıklarıyla, savaşları ve krizleriyle boyunlarını uzatmışlar, halk yığınlarının tarihin hükmünü yüzlerine okumasını çaresizce bekliyorlar, ne yapsalar boş.          

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa