19 Kasım 2019 04:19

Cephenin işçi kesimi davası

Paylaş

Emin Karaca kadim bir dostum, onunla 1968/69 yıllarında ANT dergisinde tanışmıştım. Baskı işinde çalışan bir proleter olarak! Ustası Orhan Müstecaplıoğlu.  Bir grafik, serigrafi yeteneği. Cağaloğlu’nun efsane isimlerinden biri. Emin de onun az konuşan sessiz çırağı.

Emin Karaca, sol sözlü tarihi ile çok erken buluştu. Lisede okurken, Fransızca hocasının “komünist” diye tanık muhbirliği ile atılır. Muhbir daha sonra adı bilinen bir şair olur. Elbette benzerleri gibi ulusalcı saflarda yerini alır ’80 sonrası.

Genç beynine kazılır Emin Karaca’nın eski solun hikayeleri. Orhan Usta’sı sayesinde, bire bir tanışır onlarla. Moskova’daki efsanevi KUTV Doğu Emekçileri Üniversitesi mezunları ile, ’30’ların, ’40’ların sol kuşağı ile. Müthiş bir yetenekle, satır satır kaydeder belleğine tüm anlatılanları. Emin Karaca’ya Türkiye solunun vakanüvisti diye takılacaktım daha sonraları.

Emin Karaca ile Cağaloğlu’dan sonra, Selimiye zindanında buluşmak varmış kaderde.

Bir başka efsane yerde, Kavel fabrikasında, laborant olarak çalışıyordu, THKP/C İşçi kesimi davasından tutuklandığında. Kavel’in yerinde şimdi yeller esiyor. ’60 sonrası ilk ciddi işçi sınıfı grevinin yaşandığı yer. Hasan Hüseyin’in, elbette “komünizm propagandası” suçlaması ile yargılanan kitabı ile destanlaşan.

1970 15-16 Haziran İstanbul İşçi sınıfı başkaldırısı, bir anlamda Türkiye solunun MDD mi SD mi? tartışmasına son noktayı koymuştu. Daha önce TİP/FKF çizgisi içinde yer alan birçok arkadaş, THKP/C’ye Mahir Çayan’ın karizmasının da etkisi ile katılmıştı, ama bir yandan da işçi sınıfı içinde çalışmanın gerekliliğinin altını çiziyorlardı.

Öte yandan İşçi sınıfına gitme eğilimi, İşçi birlikleri kurma noktasına gelmişti, ANT dergisi kolektifi içinde yer alan Harun Karadeniz örneğin, Kartal İşçi Birliğinin kurulmasına öncülük etmişti. MDD eğilimi içinde yer alan arkadaşlar ise, Alibeyköy İşçi Birliğini kurmuşlardı. İşte THKP/C İşçi Kesimi davasının sanıkları aslında buraya takılanlar arasından seçilmişti Sıkı Yönetim tarafından. Torba dava yöntemiyle, ilgili ilgisiz herkes bu davaya dahil edilmişti.

Cephe, daha oluşum sürecinde iki eğilimi bağrında taşıyordu. Bu da Yusuf Küpeli kanadı ile trajik kopuşmaya yol açacaktı daha ilk baştan.

1972 aralığında, Şadi Alkılıç davasından mahkum olduğumda, Klasik Davutpaşa/Maltepe/Selimiye askeri hapishanelerinden farklı, hiç duymadığım “özel” bir hapishaneye alındığımda şaşırmıştım. Aslında daha sonra Metris/Mamak/Diyarbakır’da hayata geçirilecek uygulamaların ilk deneyi, Selimiye bodrum zindanında yapıldı, özel eğitim almış NATO subayları tarafından.

Açılışı ben yaptım diyebilirim, “normal” koşullardan gelen bir “hükümlü” olarak. İlk “misafir” olarak konulduğum 2 No’lu koğuşta, İşçi Kesimi davasının, Ziverbey özel sorgu merkezinden gelen sanıklarını karşılayacaktım. Tamam 1. Şube, tabutluk falan hikayelerine vakıf olmuştuk ama, bu karşılaştığım, son derece farklı bir şeydi. Özel savaş taktiklerinin uygulandığı tanıkları dinleyecektim. Latin Amerika ve Asya ülkelerinde, daha sonra Küba’da Guantanamo Üssünde 2001 sonrası uygulanan.

Normal subayların çekindiği, “özel” genç bir zabit ekibinin yönetimi altındaydı Selimiye’nin zindan bölümü. Buradaki uygulama ile tanışanlar tutuklandıktan sonra da Harbiye ve Selimiye’de özel tecrit hücrelerine alındığı için, dışarı bilgi/tanıklık sızması uzunca bir dönem engellenmişti.

Gençlik hareketi içinde yükselen işçi sınıfına gitme akımının takıldığı yerlerden biri de Tersane İş Sendikası idi. Korkunç deneysel işkence yöntemleri ile karşılaşacaktı Tersane İş Sendikası yöneticileri ve oraya takılan genç sosyalistler. Orada düzmece Bomba davası senaryosu kaleme alınacaktı.

İşte 2. No’lu koğuşta buluşacaktım “işçi sınıfı” ile, 15-16 Haziran’dan sonra. Kamil Sevinç ve Binali Avşar’dan sonra Emin Karaca’ya “Hoş geldin” deyip, tanıklıklarını dinledim. Daha sonra bizim koğuş işçi sınıfı ağırlıklı bir koğuşa dönüştü ve daha çabuk toparlandı diğer tecrit koğuşlarına oranla.

1972 şubatında bir havalandırmada kısa süre hapis kalan Editör Bülent Habora’ya bu özel hapistanede kalanların büyük çoğunluğunun geldiği “özel” işkence merkezine ilişkin toparladığım bilgileri aktardım. Mart ayında tahliye oldu Tan Apartmanı’ndaki komşumuz Bülent Habora.

İşte, Emin Karaca’nın yeni çıkan “THKP/C İşçi Kesimi Davası” adlı kitabı, çok önemli bir tanıklığın yanında, bugün unutulmuş olan bu önemli bir davanın iddianamesine de yer vermekte. (*)

Darısı, birilerinin “Tersane İş davasını”nın tanıklıklarını toparlamasında.

(*) Emin Karaca, İşçi Sınıfı 12 Mart Faşizminde N’olmuştu Sana / THKP/C İşçi Kesimi Davası, EK Kitaplığı, Ekim 2019.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa