18 Kasım 2019 03:52

Altın çağdan kaosa: Macar futbolu neden geriledi?

Paylaş

Jonathan Wilson’ın -şimdilik- son kitabı The Names Heard Long Ago vesilesiyle başladığımız Macar futbolu serisine ilk yazıda bahsettiğimiz “gizem”i irdeleyerek devam edelim. 3 kıtaya elçiler göndererek dünyaya futbolu öğreten, zamanının en ileri futbol taktiğini uygulayan, dönemin en büyük yıldızlarını çıkaran ve en güçlü futbol takımını oluşturan Macaristan nasıl oldu da bu özelliklerini görece kısa bir süre içerisinde kaybetti?

Macarları zirveye çıkaran konjonktürü özetlerken siyasetten, ekonomiden, toplumsal gelişmelerden bahsetmiştik. Futbolda yaşananlar tamamen bu alanlardaki hareketlenmelerin sonucuydu öyleyse bu sorunun yanıtını da saha içinden çok saha dışında aramak lazım.

“Altın takım”ın kalecisi Grosics, 1954 Dünya Kupası finalinde alınan yenilgi sonrası takımın Budapeşte’de şiddet eylemlerine varan protestolarla karşılaşmasının 1956 Ayaklanması’nın zeminini hazırladığını söyler. Haklı ya da haksız, ’56’da sokaklara dökülen Macarlar, bunun yapılabildiğini ilk olarak bir futbol maçı vesilesiyle öğrendi. ’54’te Macaristan’ın, rehavet, Puskas’ın sakatlığı ve Almanya Teknik Direktörü Sepp Herberger’in kurnazlığı gibi gerekçelere bağlanan şok yenilgisi sonrası açığa çıkan bu öfke, dönemin Rakosi yönetimini de endişeye sürükledi. 

1949 sonrası “Futbolun Sovyetizasyonu” olarak anılan süreçte tüm kulüpleri kamulaştıran; bazı kulüplerin isimlerini ve renklerini değiştiren; çok sayıda stadyumu yenileyen ve tüm bunların neticesinde 147 bin lisanslı futbolcuya ev sahipliği yapan Macaristan, “hüsran” olarak görülen 1954 mağlubiyeti sonrası futbola verdiği bu ağırlığı yavaş yavaş çekmeye başladı.

Nitekim, ülke tarihinin dönüm noktalarından 1956 yılının ilk sarsıntıları da futbol sahasında yaşandı. Şubat ayında Türkiye’ye karşı alınan 3-1’lik yenilgiyi Çekoslovakya ve Belçika mağlubiyetleri izleyince 7 yıldır takımın başında bulunan Gustav Sebes görevden alındı.

Haziran’da Budapeşte’yi yoklayan, Ekim ayında zirvesine çıkan ayaklanma günlerinin yarattığı kaos ise Macaristan’ın Puskas, Czibor ve Kocsis gibi yıldızlarını kaybetmesine yol açtı. 3 oyuncu da İspanya’ya kaçtı. 1930-1950 arası en önemli teknik direktörlerini “Yahudi avı” nedeniyle yitiren Macar futbolu, bu dev yıldızlarını da kaybedince Wilson’ın ifadesiyle “Yeni jenerasyonla eskinin arasındaki bağı sağlayacak köprüyü kaybetmiş oldu.” Macar futbolunun altın çağı, zirvesine ulaştıktan kısa bir süre sonra sona erdi ve önlenemeyecek düşüş başladı.

Macaristan yine de en önemli futbol ekollerinden biri olma hüviyetini bir süre daha korudu. Milli takım, 1962 ve ’66 Dünya Kupası’nda çeyrek final oynarken 1964 ve ’72 Avrupa Kupası’nda ise yarı finali gördü. Kulüp seviyesinde Ferencvaros, 1965’te Fuar Şehirleri Kupası’nı (bugünkü UEFA Avrupa Ligi) müzesine götürdü, 1968 ve 1975’te final oynadı. MTK de aynı kupayı 1964’te finalde kaybetti.

Ancak ’70’lerin sonundan itibaren düşüş çok daha belirgin hale geldi. Akademisyen Gyozo Molnar, ’70’lerden itibaren yaşanan düşüşte üç noktaya dikkat çekiyor. (1) Bunları şöyle özetleyebiliriz: 

  • Geçmişe göre ekonomik açıdan daha stabil ve güvenli yaşam koşulları altında politik atmosferi maskeleyecek, iktidarın meşruiyetini sağlayacak futbol gibi bir enstrümana daha az ihtiyaç duyulması.
  • Soğuk Savaş’ın yoğunluğunun azalmasıyla Doğu Bloku ülkelerinin sporu ideolojik propagandanın bir aracı olarak kullanan geleneksel yaklaşıma daha az başvurması.
  • Futbolun halk üzerindeki tahmin edilemez etkileri. (1954-56 sürecinde test edilen acı tecrübeler) 

Bu 3 etmen futbola dönük devlet yatırımlarının ciddi biçimde azalmasıyla sonuçlandı. Ferencvaros’un 1975’te yenilenen stadyumu dönemin son büyük yatırımıydı.

1989’da rejimin çökmesi, Macaristan’ın futbol efsanesinin tabutuna çakılan son çiviydi. Kapitalizme geçişe büyük bir ekonomik çalkantı eşlik ederken devlet desteğinin sıfırlanması Macar futbolunu dünya sahnesinden sildi.

Son Dünya Kupası’nı 1986’da oynayan Macaristan o günden bu yana sadece 2016’da Avrupa Kupası’na katılabildi. Kulüpler bazında tablo daha kötü. Orban yönetimi futbolu kendi milliyetçi-kapitalist emelleri için kullanmak adına ciddi adımlar attı ve bu, gözle görünür bir kıpırdanma yarattı ama geçmişin mirasının yakınından dahi geçilemiyor.

1960’larda futbol modern çağına adım atarken “bir zamanlar futbolu öğrettiği” dünyanın geri kalanına yakalanan ve hızla güçlü ekonomiye sahip ülkelerin gerisinde kalan Macaristan için ekonomik ve siyasi şartların yeni bir “altın çağ” üretmesi imkansız gibi duruyor. 

1 Hungarian Football: A Socio-Historical Overview, Gyozo Molnar
 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa