16 Kasım 2019 03:20

‘Oyun’a devam…

Paylaş

Yaklaşık 14 yıl önce, Pelin Esmer’in “Oyun” isimli belgeselinin vizyona girdiği mart 2006’da şimdi geçmiş bir hatıra olan Sinema dergisi için kaleme aldığım yazıya şöyle girmişim: “Hiçbir şey, durup dururken değişmez. (…) Statik olanı değiştirmek, rutini bozmak, dengeleri sarsmak ve yeni dengeler kurmak; bildiğimiz dünyayı kuran insan emeğinin ve ‘iradesi’nin bir ürünüdür. İnsanı diğer varlıklardan ayıran en temel özelliklerden birisi de budur kuşkusuz: Vakit geldiğinde, değişimi gerçekleştirecek iradeyi gösterebilmek; bu irade sonrası harcanacak yoğun emeği, ardından yaşanması muhtemel çatışmaları, yeni dengenin kurulması aşamasındaki gerilimleri göze almak...

Pelin Esmer’in belgeseli “Oyun”, bütün bunları göze almış dokuz kadının hikayesini anlatıyor. Mersin’in Aslanköy’ünde yaşayan, günlerini ev ve tarla arasında geçiren; bize öğretilen ya da bir biçimiyle yaşamımızın bir döneminde yer edinen ‘Ortalama köylü hayatı’nın bir parçası olan bu dokuz kadının rutini; içlerinden birisinin izlediği bir tiyatro oyunuyla değişiyor. Bir tür ‘okul müsameresi’ olan bu oyundan sonra okul müdürünün de çabalarıyla bir araya gelen dokuz kadın; hayatlarına dair bir oyun sahneye koymak istiyorlar. Bu haberin basında yer almasıyla harekete geçen yönetmen Pelin Esmer, üç kişilik bir ekip ve kısıtlı olanaklarla Aslanköy’ün yolunu tutuyor.”

“Oyun”, Aslanköylü kadınların önce kendilerini, sonra çevreleri ve hatta giderek filmin yaratıcılarını da değiştiren güçlü bir yapım olarak dikkat çekmişti o dönem. Aradan on yıldan fazla bir zaman geçtikten sonra bu kez bir telefon Pelin Esmer’i harekete geçiriyor ve yeniden kameralar toplanıp düşülüyor yollara. İlk gösterimini Saraybosna’da yapan, Türkiye prömiyeri Adana Altın Koza’da gerçekleştirilen “Kraliçe Lear”in öyküsü böyle başlıyor. 2005 yılında kurdukları tiyatro ile hayatlarını değiştiren Aslanköylü kadınlar, şimdi başkalarının hayatına dokunmak için bir turneye çıkıyor ve Pelin Esmer’in kamerası da bu turne boyunca onları takip ediyor.

“Kraliçe Lear”, bir yandan ekip oyuncularının Akdeniz’in ücra köylerine giderek oradaki insanlarla ve özellikle de kadınlarla kurduğu ilişkiyi anlatırken, asıl olarak hikayenin kahramanlarının dünyasını açıyor seyirciye. “Oyun”da, kameranın karakterlere kendisini unutturduğu, yönetmenin ekibin bir parçasına dönüştüğü bir doğallık hakimdi. Burada ise Aslanköylü kadınlar kimi zaman eski doğallıklarında davransalar da artık kameranın orada olduğunun ve yapabileceklerinin farkında gibiler ilk filmin deneyiminden sonra. Bu da içinden geçtikleri süreci ve geçmişin muhasebesini doğrudan kameranın önünde yapmalarına, ‘doğal olanı’ oyunun bir parçası haline getirmelerine neden oluyor. Yani bir tür oyun içinde oyun ortaya çıkıyor diyebiliriz. Pelin Esmer’in lineer olmayan kurgusu da bu anlatıya hizmet ediyor.

“Kraliçe Lear”, “Oyun”dan bağımsız düşünülemeyecek gibi dursa da kendi başına da anlamlı durmayı başarıyor çoğu zaman. İlk filmde bir grup köylü kadının hayatlarını değiştirecek bir ısrarın peşinden gidişlerini izliyor, cesaret ve dönüşümlerine hayran oluyorduk. Burada ise mesele oyundan çok karakterlerle, onların çevresiyle ve hayatla kurdukları ilişkiyle ilgili sanki. Sıklıkla kameraya dönüp konuşmaları bu ilişkiyi izleyiciye geçirme isteğinden belki de. İlk filmde bir ‘göz’ tarafından takip edilenlerin, söyleyeceklerini bu kez aracısız iletme telaşı kim bilir.

“Kraliçe Lear”ın kendi başına da anlamlı bir film olması Adana’daki gösteriminden sonra da hissediliyordu. Dolu salondaki seyircilerin çok büyük bir kısmı “Oyun”u izlememiş olmasına rağmen filmle güçlü bir ilişki kurdu. “Kraliçe Lear”ın seyirciyle kurduğu bağın gücü yalnızca izleyene kendisini iyi hissettirmesi ya da kadınların neleri başaracağına dair bir hikaye olması değil. Birden kameranın önünde beliren kız çocuğu Ülkü’de sembolleşen o devamlılık hissi de filmi güçlü kılıyor.     


KRALİÇE LEAR
YÖNETMEN: Pelin Esmer
YAPIM: 2019 Türkiye
SÜRE: 84 dk.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa