15 Kasım 2019 03:00

Siz Uyurken…

Paylaş

Sınıflı bir toplumda iki kutuplu bir dünyada yaşıyoruz. Bilimden sanata kullanılan tüm kavramlar da ait olunan sınıfsal içeriğe göre anlam taşıyor. O yüzden neredeyse tüm kavramlar önüne ya da arkasına ek yapılarak kullanılır. Örneğin ‘demokrasi’ kavramı. Nasıl bir demokrasi diye sorduğumuzda ‘burjuva demokrasisi’ ya da ‘halk demokrasisi’ diye açarız. Bu örneği hak, hukuk, adalet, özgürlük, sanat, bilim … diye çoğaltın.

Örneğin ‘yarışma’, ‘ödül’ bunlar da sınıfsal bakımdan konumlandırılabilir. Kapitalist sistemde yarışma, ödül; ne, nasıl bir anlam taşır? Önce hangi sınıfsal açıdan baktığımızın altını çizmek gerek. Dahası, hangi sınıfa ait olduğumuzla ilgilidir. Hakim sınıf kavramlara, nasıl bir içerik/anlam veriyorsa öyle kabul etmemiz isteniyor. Karşı literatürle çıktığınız zaman muhalif, marjinal veya modası geçmiş düşüncelere sahip kişi (Sıradan, bilim insanı, sanatçı fark etmez) olarak yok sayılırsınız. Bir şekilde sesiniz ve görünürlüğünüz artarsa ilerleyen dönemlerde yeni kavram ve söylemlerle liberalleştirilirsiniz ve hizaya getirilmeye çalışılırsınız. Sonunda ‘Bir zamanlar öyleydi şimdi böyle oldu’ denir.

Başa çıkılamayanlar için ise ‘Eh artık ne yapalım o zaman onlara paye verip kullanalım’ olur. Böylece karşıt görüşlülere / muhaliflere demokratik davranılmış olur. Bu da burjuva düzenine prestij kazandırır. Örneğin, Nâzım Hikmet, Yılmaz Güney, Orhan Kemal… Sonra mı? İşi parayla para kazanmak olan bankaların, holdinglerin cicili bicili kültür sanat kurumlarında çok satan klasikler olarak eserleriniz yer alabilir. Ve telif hakları, miras hukuku derler… Bir banka neden Nâzım ve diğer sanatçılarımıza böyle değer verir? Örneğin bu şiir o bankanın yayınları arasında yer alabiliyorsa bir kez daha düşünmemizi gerektirir.

‘‘…Evet, vatan hainiyim, siz vatanperverseniz, siz yurtseverseniz, / ben yurt hainiyim, ben vatan hainiyim. / Vatan çiftliklerinizse, / kasalarınızın ve çek defterlerinizin içindekilerse vatan, / vatan, şose boylarında gebermekse açlıktan, / vatan, soğukta it gibi titremek ve sıtmadan kıvranmaksa yazın, fabrikalarınızda al kanımızı içmekse vatan, / vatan tırnaklarıysa ağalarınızın, / vatan, mızraklı ilmühalse, vatan, polis copuysa, / ödeneklerinizse, maaşlarınızsa vatan, / vatan, Amerikan üsleri, Amerikan bombası, Amerikan donanması topuysa, / vatan, kurtulmamaksa kokmuş karanlığımızdan, / ben vatan hainiyim. …’’ Nâzım Hikmet 1962 

Zaman zaman bazı demokratik kitle örgütleri güzel, faydalı sanat etkinlikleri yapmak isterler ve ‘hadi bir yarışma’ açalım derler. (Yarışmalar konusunda görüşlerim sabit.) Neden, diye sorarım. Farklı önerilerde bulunurum.  (Bu köşede daha önce yayımlanan ‘Yarış-ma Kültürü’ adlı yazımda) Özetlersem; sol, sosyalist, demokratik kurumların, vakıf ve derneklerin yarışma açmaları ve sistemin içeriğiyle ödüller koymalarını doğru bulmuyorum.  

Geçen ay İzmir Büyükşehir Belediyesi Adnan Saygun Kültür Merkezinde ‘‘Siz uyurken’’ isimli bir fotoğraf sergisi açıldı. Hacimli bir foto-öykü albümü basıldı. Öncelikle böyle güzel bir çalışmaya olanak sundukları ve destekledikleri için İzmir Büyükşehir Belediyesine ve kültür/sanat işleri müdürlüğüne teşekkür edeyim. İFOD derneği üyesi bir grup fotoğrafçının uzun soluklu çalışmalarıyla gerçekleşen proje bence bu konuda ‘Nasıl yapalım’ diye düşünen kurumlara örnek olmalı.

SİZ UYURKEN;

Belediye kurumlarında çalışan işçi ve memurların (Keşke üst düzey yöneticiler, belediye başkanı, yardımcısı vb. kişiler de olsaydı. Belki ikinci bir çalışmada) gece mesailerini belgelemişler. Otobüs, trenlerin temizlenmesi, elektrik, kanalizasyon tamir ve onarımları gibi. Her bölümle ilgili çalışan kişi portresi ve çalışmalarından kesitlerin yer aldığı fotoğraf öyküleri. 55 foto öykü. Uzun zaman ve emek harcanarak hazırlanmış.

İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği (İFOD) Üyesi Fotoğrafçılar, Adil Alpkoçak, Ahmet Kılıç, Ayhan Turan Menekay, Ayşe Aytün Aytar, Celal Erdem, Kamile Kurt, Levent Aydınoğlu, Nejat Gündüç, Nihal Ağruslu, Özlem Sülo, Şenol Sert, Ufuk Karhan, Veyis Polat’ın birlikte gerçekleştirdikleri belgesel bir ‘foto-öykü’ çalışması.

Kurumlar illa fotoğrafla bir şey yapacaklarsa boş verin yarışmayı demek istiyorum. Dayanışma ve kolektif çalışmalarla kalıcı işler yapın. Bu çalışma, sergi ve foto-öykü kitabı bunun güzel bir örneği.

10 Ekim günü Ankara Katliamı’nın 4. yılı nedeniyle etkinlik için bulunduğum İzmir’de Adnan Saygun Kültür Merkezi Sergi Salonu’nda, tesadüf olarak denk geldiğim Veyis Polat ile Nejat Gündüç ile hem tanıştım hem de serginin kitabını edindim. Bu çalışma üzerine epey daha yazılır, konuşulur. Belki ileride uzun uzun yazma fırsatım olabilir ama yerim dar. Bu çalışmaya katkı ve emek sunan yukarıda saydığım fotoğrafçı arkadaşlara, projenin öznesi olan işçi/memur tüm çalışanlara şükranlarımı sunmak isterim. Örnek ve kalıcı bir çalışma olmuş. Yarış-ma değil, dayanışma güçlendirir diyerek başarılarının devamını diliyorum.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa