14 Kasım 2019 05:00

Bolivya'da Amerikancı faşist darbenin gösterdikleri

Paylaş

Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales, bir darbeyle görevinden istifa ettirildi. İstifa sonrasında Morales, Meksika hükümetinin de isteği ile Meksika’ya gitti.

Darbenin nasıl geliştiği, Morales’in ve yönetiminin zaaflarından darbecilerin nasıl yararlandığı, polisin ve askerin darbeci Amerikancı güçlerin yanında yer aldığına ilişkin haberler medyada günlerdir tartışılıyor.

Öte yandan Morales’in istifa etmesi sonrasında halkın darbeye karşı direnme isteğini gösteren tepkileri olduğu, La Paz’da Morales’i destekleyen yoksulların şehir merkezine barikat kurduğu haberleri geliyorsa da 20 günden beri darbecilerin sokak eylemlerine, şiddet kullanarak halkı baskı altına almalarına, Morales yanlılarının evlerine ve işyerlerine saldırma, yakma… gibi sokak eylemlerine sessiz kalan ordunun harekete geçerek, “asayişi sağlama” ve “düzeni koruma” adına Morales’in destekçisi güçlerin direnişini kıracağı da gelen haberler arasında.

Darbeciler ocak ayında seçim yapılacağını söyleseler de bu seçimin ne kadar “serbest seçim” olacağı, Morales ve partisinin seçime girmesinin engellenip engellenmeyeceği henüz belli değildir. Ama Morales’in yeniden Bolivya’ya dönerek seçime katılması da çok zor görünüyor.

AMERİKAN PATENTLİ, FAŞİST-GERİCİ GÜÇLERİN DARBESİ

Darbe sonrasında nelerin olacağı henüz belirsiz olsa da bugün belli olanlar da vardır. Bunları şöyle sıralayabiliriz:

1- Darbenin arkasında ABD vardır. Bolivya darbesi, her ne kadar Venezuela’daki darbe girişiminde olduğu gibi Trump’ın tweetleriyle katıldığı, CIA’nın açıkça yer aldığı bir darbe olmasa da merkezi Washington’da olan Amerika Devletler Örgütü (OAS) tarafından açıkça kışkırtılıp desteklenmiştir. Ki 1823’de dönemin ABD Başkanı adıyla anılan “Monreo Doktrini’nden beri Latin Amerika’da, darbeler başta olmak üzere her melanetin arkasında ABD’nin olduğu, az çok iyi her şeyin de ABD’ye rağmen yapılabildiği dünya alemin bildiği bir gerçektir.

2- Bolivya darbesinde; ABD, Venezuela’ya müdahalesinden çıkardığı dersler doğrultusunda olacak bir adım geride duruyormuş gibi görünürken, Bolivya’da oligarşinin sözcülüğünü yapan faşist-gerici güçlerin darbesine Küba[p1] , Arjantin, Meksika, Venezuela, Rusya gibi ülkeler dışında ciddi bir tepki gelmezken seçimle gelip gitmenin şampiyonluğunu yapan AB ülkeleri ve öteki pek çok ülke Morales’in ABD patentli bir darbeyle devrilmesini görmezden gelmeyi tercih etmişlerdir. Tıpkı Venezuela’daki ABD darbesinde olduğu gibi.

DARBENİN GÖSTERDİKLERİ: Morales Latin Amerika’nın yerli kökenli ilk devlet başkanıdır ve “21. yüzyıl sosyalizmi” anlayışını savunmaktadır. İktidarda olduğu 15 yıl boyunca yoksulların, özellikle de yerlilerin yaşamını az çok iyileştiren kimi reformlar yapmıştır. Ama 15 yıllık iktidarından sonra önce polis örgütünün açıkça darbecilerin safına geçerek, Morales destekçilerine karşı silahlı saldırı gücüne dönüşmesi, Ordu’nun devlet başkanına karşı yabancılarla iş birliği içinde darbe yapmak için harekete geçen faşist-gerici güçlere karşı önce “tarafsız” kalması, olayların büyümesi üzerine de genelkurmay başkanı ve üst rütbeli komutanların Morales’i istifaya zorlaması, Bolivya için değil 21. yüzyıl sosyalizminin çeşitli versiyonları için de önemli dersler sunmaktadır. Elbette öğrenmek isteyenler için!Bunları şöyle sıralayabiliriz:

Devlet-devrim ilişkisi açısından: Morales ve Sosyalizm Hareketi Partisi, programlarını mevcut burjuva-bürokratik devlet ve onun kurumlarını kullanarak yapmaya çalışmışlardır. Çünkü Moralesci 21. yüzyıl sosyalizmi Marksizmin sosyalizm- devlet-devrim ilişkisini iç içe ele almasını, burjuva devlet aygıtını devralınmasını değil “kırılmasını” neden şart koştuğunu anlamamıştır. Nitekim Bolivya’da yukarıda belirtildiği gibi mevcut oligarşik devletin kurumları, faşist-gerici güçlerin vurucu güçleri olarak sahneye çıkarak Morales’i devirmenin başlıca dayanağı olmuşlardır.

Sınıf mücadelesi ve iktidar ilişkisi açısından: Latin Amerika’nın “sosyalist” liderleri sosyalizme çok vurgu yapıyorlar, ama uygulamalarında Marksist sosyalizmden hiç öğrenmedikleri her yeni gelişmede daha iyi görülüyor. 15 yıldır iktidarda olan Morales de halkın iktidarı yerine kendi partisinin iktidarını geçirmiş; işçileri, yerlileri ve yoksulları partisine destekle sınırlı, sınıf mücadeleci değil, uzlaşmacı bir çizgide tutmuş ve bu yüzden de darbe karşısında işçi sınıfının ve halkın desteğini gerektiği düzeyde alamamıştır. 2008 seçimlerinden itibaren güç kaybettikçe, Bolivya’nın egemen sınıflarıyla uzlaşarak iktidarını sürdürmeyi esas alan Morales, sonunda uzlaşma içinde, güç dengesinin ABD desteğindeki faşist-gerici odaklardan yana bozulmasıyla trajik sonunu hazırlamıştır.

21. yüzyıl sosyalizmi açısından: Morales iktidarı boyunca elbette yerliler, yoksullar için yaşamların kolaylaştıracak önlemler alınmaya çalışılmıştır. Ama, üretim araçlarının ve ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının sahibi olan egemen sınıflar Morales’in iktidarının ortağı olarak varlığını sürdürürken, sosyalizm olarak yoksulların payına, yoksulları yoklukta eşitleyen “kooperatifçi sosyalizm” düşmüştür! Ki, ilk başta yoksullar tarafından heyecanla karşılanan bu uygulama, giderek itibar yitirmiştir.

Darbe sonrasında, son 13 yılın değerlendirilmesini de içeren bir açıklama yapan Bolivya Devrimci Komünist Partisi (PCR), “Gerçek bir yurtsever ve halkçı alternatif” inşasının aciliyetinin altını çizerek şöyle diyor: “PCR olarak emekçi sınıflara, köylülere, öğrencilere, gençliğe, meslek sahiplerine, yerli halklara, kadınlara, LGBT’lere ve daha adil bir gelecek isteyen tüm Bolivyalılara birlik olma… ülkede gerçek demokrasinin tesis edilmesi için bağımsız mücadele çağrısı yapıyoruz.”

Bu çağrıdan sonra bize düşen ise, Bolivya halkının faşizme, gericiliğe ve ABD emperyalizmine karşı mücadelesinde başarılar dilemek ve enternasyonal desteğimizi sunmaktır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa