13 Kasım 2019 04:20

Patrona yakın işçi

Paylaş

Çalışma yaşamında yer alanların statülerini belirleyen sıfatları var. Bu sıfatlar üzerinden herkes kendisini hiyerarşi içerisinde bir yere konumlandırıyor.

Hiyerarşinin tepesinde işveren var. İşveren yönetim hakkına sahip gerçek veya tüzel kişi. Yönetim hakkı işverene talimat verme yetkisi tanıyor. İşveren yönetim hakkına dayanarak, işin nerede, nasıl, hangi saatlerde yapılacağını, üretim miktarını belirliyor. Talimat yetkisi denetim yetkisini de içeriyor. İşveren işlerin talimatları doğrultusunda yapılıp yapılmadığını denetleme yetkisine sahip.

Talimat ve denetim yetkisi ister istemez yaptırım uygulama hakkını da beraberinde getiriyor. İşveren talimat verdiklerinin talimatlarına aykırı davranmalarını, ihtar, ikaz ve işten çıkartma yaptırımlarını uygulayarak cezalandırabiliyor.

İşveren yönetim hakkını tek başına kullanarak koskoca işletmeleri yönetemiyor. Fiziken olanaklı değil. İster istemez yönetim hakkının bir kısmını başkalarına devrediyor. İşveren adına yönetim hakkını kullananlara “işveren vekili” deniyor. 

İşveren vekili de sonuçta işverenden talimat alıyor ama aynı zamanda işveren adına talimat verme yetkisiyle donatıldığı için hiyerarşide işverenden sonra tepede yer alıyor.

İşveren vekilleri kendi aralarında alt üst ilişkisi içerisinde sıralanıyorlar. İşyerinin veya işletmenin bütününü sevk ve idareye yetkili işveren vekilleri birinci sırada. İkinci sırada işyerinin veya işletmenin bütününü sevk ve idareye yetkili işveren vekillerinin yardımcıları yer alıyor. Sonra kısım amirleri, vardiya amirleri, takım şefleri vb. aşağıya doğru bu hiyerarşi devam ediyor.

Her çalışanın bir mesleği var. Kimisi işletmeci, kimisi maliyeci, kimisi endüstri mühendisi, kimisi elektrik mühendisi, kimisi motor ustası, kimisi operatör vb...

Mesleği ne olursa olsun bağımlı çalışan herkese iş hukuku işçi diyor.

Ücret karşılığı, işverenin emir ve talimatları altında iş görme edimini (borcunu) yerine getirmek üzere yapılan anlaşmaya iş sözleşmesi, bu anlaşmanın talimat veren tarafına işveren, talimat alıp çalışan tarafına ise işçi deniyor.

Ne var ki iş hukukunun bu denli basitçe yapmış olduğu bu tanım hiyerarşik çalışma düzeninde işçiler tarafından her zaman kabul görmüyor.

İdari işlerde çalışanlar, kendilerini beyaz yaka olarak ayırıyor, iş gören veya sosyal ortak olarak adlandırılmak hoşlarına gidiyor. Beyaz yaka başlığı altında toplanan bu grup kendilerine işçi denmesinden neredeyse nefret ediyor. Kendilerine işçi denmesini, değişik okulları bitirmek için verdikleri emeğin inkârı olarak görüyor, işçi olarak anılmak istemiyorlar.

Mühendisler de genellikle böyle. Kendilerine işçi dememek için “ücretli çalışan mühendisler” diyorlar.

Doktorlar, avukatlar, muhasebeciler, kısaca belirli bir eğitim sonrası belirli koşullara bağlı olarak bir mesleği yapmak için diploma almış meslek erbabının tamamı, çalışma yaşamında bulundukları yeri, bu mesleği yapmak için aldıkları diplomalarında yazan meslekleri üzerinden tanımlamaktan büyük bir haz duyuyorlar.

Haklılar. Kolay doktor, avukat, mühendis olmadılar. Yılarca çok zor koşullarda dirsek çürüterek o okulları bitirdiler. Sonra birileri kalkıp onlara siz de bağımlı çalışıyorsunuz dolayısıyla işçisiniz dediğinde bu sosyal statüyü kabullenemiyor, işçiliği içlerine sindiremiyorlar. 

Üstelik meslekleri nedeniyle bu gruptakilerin tamamı iş ilişkisinde ağırlaştırılmış edim yükümlüsü. İşverenin talimatlarına uygun iş yapmaları onları borçtan kurtarmıyor. Talimat ve meslek kuralları her ikisi de onların yapmış olduğu işin yapılış şeklinde belirleyici. Herhangi bir işçi gibi değil, mühendisse mühendislik kurallarına, mühendislik etiğine uygun iş çıkartmak zorundalar. 

Yani onları isimlendirmek zor. 

Öykü dört yaşında. Kreşe gidiyor. Hafta sonunda evlerine misafir gelen arkadaşı ile Öykü’nün evinde sohbet ediyorlar. Öykü’nün arkadaşının hem annesi hem babası öğretmen. Öykü’nün annesi Öykü’nün arkadaşına dönüp sohbet olsun diye “Ne kadar şanslısın, annen İngilizce öğretmeni baban tarih öğretmeni ve senin için tarih ve İngilizce sorun olmayacaktır” diyor.

Öykü’nün arkadaşı, Öykü’nün annesine “Sen nerede çalışıyorsun ve ne iş yapıyorsun” diye soruyor.

Öykü’nün annesi, “Ben kısaca müdürüm ama ne iş yaptığımı sana nasıl anlatırım bilmiyorum, senin anlayacağın şekilde anlatamamaktan korkuyorum” diyor.

Öykü oturduğu yerden atılıp noktayı koyuyor. Ben biliyorum anne diyor müdürün ne demek olduğunu müdür hanıma, “Sen patrona yakın işçisin” diyor. 

Öykü dört yaşında, annesi müdür ve Öykü müdür hanımın yerini net saptamış, “patrona yakın işçi”.

Fazla söze gerek yok. Çalışma yaşamında patrona yakın işçilerin patrona yakınlıkları ön plana çıktığında işçilerin canı çıkıyor. Patrona yakın işçiler işçi olduklarının bilinciyle davrandıklarında ne olacağını ise henüz daha deneyimleyemedik. Bilmiyoruz.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa