11 Kasım 2019 04:41

Bölgesel dayanışma ve iş birliği

Paylaş

Ve sonunda Lula da Silva 580 günlük hapis sürecinin ardından özgürlüğüne kavuştu. Brezilya’da Lava Jato yolsuzluk operasyonu kapsamında, bugün Bolsonaro hükümetinin Adalet Bakanı olan Sergio Moro’nun savcılığını yürüttüğü dava ile hapse atılan, daha sonra da İşçi Partisinin 2018 başkanlık seçiminde aday olması engellenen Lula, Brezilya Anayasa Mahkemesi kararı ile serbest kaldı. Anayasa Mahkemesi, Lula’nın serbest kalması kararını Bolsonarocu çevrelerin büyük baskısı altında, bıçak sırtı -5’e karşı 6 oy- bir oylama ile alırken, İşçi Partisi toparlanmak, örgütü canlandırmak ve 2020 yerel seçimlerine hazırlanmak için Lula’nın hapishaneden çıkışını bir fırsat olarak görüyor. Lula, hapisten çıkar çıkmaz ise tüm Brezilya’yı gezeceği karavanın haberini vermiş durumda ve 2022’de başkan adayı olabilmek için Moro’nun döneminde alınan mahkûmiyet kararının iptal edilmesini hedefleyecek. Her halükârda Bolsonaro’nun ve Brezilya sağının 2020 yerel seçimlerinde karşısında daha güçlü bir muhalefet bulacağını kestirmek güç değil.

Arjantin’deki seçimlerden galip çıkan Alberto Fernandez’in zafer konuşmasında da Lula’nın özgür kalmasına yönelik talepler dile getirilmişti. Fernandez’in seçim zaferinden sonra Meksika’ya giderek López Obrador ile görüşmesi ise birçok açıdan çok büyük bir önem taşıyor. İlk olarak Arjantin açısından, ülkenin ekonomik krizden çıkışı için bölgesel dayanışmaya, özellikle de Meksika ile olan ekonomik ilişkilere önem verileceği mesajı veriliyor. Meksika açısından ise bölgedeki muhtemel ilerici bir dalgada Meksika’nın referans noktalarından biri olacağı anlamı ortaya çıkmakta. Bununla birlikte, ziyaretin, özellikle Culiacan’daki başarısız uyuşturucu operasyonu ile başlayan ve ABD vatandaşı Mormon bir aileye yapılan saldırı ile yükselen, hükümeti güvenlik politikaları üzerinden eleştirme pratiğinin ‘askerler rahatsız’ yorumlarına dönüştüğü bir dönemde gerçekleşmesi de önemli. Meksika ilk defa emekli ve muvazzaf Generallerin açıklamaları ile karşılaşırken, ABD’li Cumhuriyetçi senatörler vatandaşlarının güvenliğini korumak için ABD ordusunun müdahale etmesi gerektiğini savunmaya başlamış vaziyette. Bu durumda bölgesel dayanışma ve ittifaklar, planlanmakta olabilecek şeylerin önünü almak için hayati önem arz ediyor. Eski Ekvador devlet başkanı Rafael

Correa’nın ise tam bu dönemde Meksika’da bulunduğunu hatırlamakta fayda var.
Sağın ve aşırı sağın şiddet yoluyla iktidarı ele geçirme planlarına sahne olma açısından en iyi örnek olan Venezuela’yı ise an itibarıyla Bolivya takip etmekte. Bolivya’da sağ ve aşırı sağ muhalefet, Evo Morales’in kazandığı seçimlere şüphe duymaktan, tanımamaya, tekrarını talep etmekten, Morales’in derhal istifasına doğru hızlı bir dönüşüm geçirmiş bulunmakta. Morales’i devirme fırsatının şu an ellerine geçtiğini düşünen muhalefet, özellikle Santa Cruz’da, yeni dönemde politik ve ekonomik olarak güçlenmiş bulunan yerlilere ve beyaz olmayanlara nefret duyanların liderliğindeki Sivil Komite’nin başkanı Fernando Camacho gibi açık biçimde askere darbe çağrısı yapan aşırı sağcı grupların baskısı altına girmekte. Polis güçlerinin bir kısmının eylemcilere katılması, Morales’in helikopterinin istifa için verilen sürenin dolduğu gün kaza yapması, (Partisi) MAS’ın üyelerine karşı şiddet olaylarının artması Bolivya’da durumun halen hassas olduğunu gösterir nitelikte.

Şili’de ise başlarda kimseden destek bulmayan eylemler üçüncü haftayı tamamlamış durumda. Eylemler kitleselliği ile devam ederken, kolluk kuvvetlerinin gerçekleştirdikleri şiddet eylemleri, insan hakları ihlalleri ve orantısız güç kullanımı toplumun neredeyse tamamından tepki almaya devam ediyor. Eylemlerin sonucu olarak anayasa değişikliği artık hükümet tarafından bile dillendiriliyor olsa da kitleler halk oyu ve kurucu meclis konusunda ısrarlı. Piñera’nın tabanı hızlı bir biçimde erirken, mevcut hükümetin başat rol oynadığı bir anayasa değişikliği toplumun taleplerinin çok uzağında kalacak gibi gözüküyor. Bu arada yeni bir genel grevin kararı alınmış bulunuyor.
Bölgede son aylarda daha güçlü bir biçimde yükselen ekmek, eşitlik, özgürlük ve onurlu bir yaşam talebi, Brezilya’dan, Şili’ye müstebitleri korkutacak bir biçimde yayılmaya devam ediyor. Kurulacak olan dayanışma ve iş birliği ağlarının demokratik kazanımların kalıcı olabilmesi için hayati bir önem taşıyacağı ise şüphesiz. Çünkü Latin Amerika’da sağın uzun bir süredir aşırı sağ ile radikalleşerek, toplumun her türlü demokratik talebini şiddetle bastırmaya teşne ve yetkin olduğunu unutmamak gerekiyor.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa