09 Kasım 2019 04:57

Trump'ın Erdoğan'dan ne isteyeceğinin daha önemli olacağı bir ziyaret

Paylaş

Erdoğan ABD’ye gidecek mi gitmeyecek mi tartışması nihayet bir sonuca bağlandı da milletçe rahatladık: Erdoğan 13 Kasım’da ABD’ye gidip Trump’la konuşarak memleketin ağır sorunlarını çözecek!

Bu vesileyle gördük ki, Erdoğan ABD hakkında ne derse desin, ABD’ye karşı ne kadar meydan okur görünürse görünsün, sorunlarını çözmek için ABD’ye gitmek ve derdini ABD yönetimine anlatarak “çözmek” durumundadır. 

Nitekim önceki gün Macaristan’a gitmek için geldiği hava limanında gazetecilerle konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD’ye gideceğini hava limanında açıkladı. Çünkü, “Yüz yüze görüşmek çok başka bir şey”miş(!) Üstelik “Bu adımı atmak durumuda” imişiz ve dahası “Bu görüşmeleri asla kesemez”mişiz(!) Sonuçta “Bu görüşmeleri en zor zamanlarda bile yapmak zorunda” imişiz(!) vs. vs...

ZATEN GİDİLECEK BU ZİYARET NEDEN TARTIŞTIRILDI?

Burada; “Peki bu görüşmeler böyle önemliymiş de neden günlerdir, Erdoğan ABD’ye gitsin mi gitmesin mi tartışması yapılıyor, yaptırılıyor?” sorusu gündeme geliyor.

Demek ki bu tartışmayla Erdoğan ve etrafındaki propaganda; ya sonunda zaten kendi bildiklerini yapacakları bir ziyareti böylesi “sorun” haline getirerek kamuoyunun gündemini çarpıtmak istemiştir ya da Trump son anda görüşmeyi reddedebilir korkusuyla “görüşme bir telefonla teyit ettirilmek” istenmiştir! Trump telefonla görüşme talebine yanıt vermeyi geciktirince bu endişe daha da büyümüştür. Nitekim Erdoğan, “Trump’la telefon görüşmesi için arkadaşlarımız çalışıyor” diyerek bunu itiraf etmiştir.

Nihayetinde Trump “Buyurun gelin!” demiştir. Ama öyle görünmektedir ki, Erdoğan’ın ABD ziyaretine hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat senatörler; "ABD, savaş suçları işlemiş birini Beyaz Saray'a davet ederek ödüllendirmemelidir. Trump'ın Erdoğan'ı akşam yemeğinde yedirip içirmedeki ısrarı, Türkiye’nin Suriye’deki saldırganlığının ve Kürt ortaklarımıza yönelik saldırılarının şoke edici bir şekilde göz ardı edilmesidir" diyerek tepki gösteriyorlar. Ki, bu tepkilerin giderek artması da sürpriz olmayacaktır.

ERDOĞAN TRUMP’TAN NE İSTEYECEK?

Peki; Erdoğan’ı ABD ziyaretini böylesi zorunlu hale getiren nedir?

Bunun için Erdoğan’ın ABD’ye sırtında hangi “yüklerle” gittiğine bakmak gerekir.

Bu yükleri şöyle sıralayabiliriz:

  1. Suriye politikasını gelip dayandığı yer tıkanma noktasıdır. Nitekim Erdoğan, önceki günkü açıklamalarında “Ne ABD ne de Rusya mutabakata uymadı”; “Biz mutabakattan geri adım atmayız”, Mutabakat harekatı sürdürmemizi de engelliyor” diyerek açıkça Suriye’deki açmazı itiraf etmiştir.
  2. “Barış Pınarı Harekâtı” dünya ölçüsünde tepkiyle karşılanmıştır. Dolayısıyla Erdoğan ve hükümeti bu tepkileri önemsiyor görünse de savaş suçu işlediğine" varan suçlamalarla bu tepkilerin Türkiye’yi sadece diplomaside değil ekonomide, dış politikada ve benzeri her alanda sıkıştıracak boyutlara vardığı artık herkesin gördüğü bir gerçektir.
  3. Türkiye ekonomisinin uzunca bir zamandan beri içinde bulunduğu kriz, acil olarak dış finansmana ihtiyacı duymaktadır ve ilk iki maddede özetlenen gelişmeler, Türkiye’nin finans piyasalarıyla ilişkilerini de hayli zora sokmaktadır. Erdoğan, Trump’la yüz yüze görüşerek, bu “kuşatmayı” kırmak üzere de destek isteyecektir.

TRUMP’IN ELİNİN DAHA KUVETLİ OLACAĞI BİR ZİYARET

Ancak gerek Trump’ın politikası gerekse ABD iç politikasındaki gelişmeler ve ABD yönetiminin Suriye politikasında girdiği pozisyon dikkate alındığında muhtemeldir ki; Trump kendi üslubuyla Erdoğan’a ve dostluğuna verilen öneme değinecek ve bol bol kişisel övgüler yapacaktır, ABD ve Suriye bağlamında “Ankara mutabakatı”yla ilgili istekler için Türkiye tarafına “Bu konuyu Rusya ile görüşün” denerek; top Rusya’ya atılacaktır, Türkiye ABD ticaretinin 100 milyara çıkarılması için dilek ve temenniler gündeme gelecektir, ABD yaptırım girişimleri, Senato ve Temsilciler Meclis’inde Türkiye’ye yönelik yaptırımlar ve Halkbank gibi sorunlara dair top yasama ve yargıya atılacaktır. Dahası Erdoğan bu geziyle ABD’ye ne kadar sıkışık ve ABD yardımına ne kadar muhtaç olduğunu göstermiş olacağı için de ABD’nin Türkiye’den isteyeceklerinin çıtasının yükseleceği aşikardır. Dolaysıyla ABD’nin gerek Suriye politikası gerekse Ortadoğu’da Türkiye’nin “bölge gücü” olarak kendi stratejisinin uygulayıcısı olma rolünde yeni istekler ileri sürmesi de elbette sürpriz olmayacaktır. Bu yüzden de 13 Kasım’daki Erdoğan-Trump görüşmesinin Erdoğan’ın ABD’den ne istediğinden çok ABD’nin Türkiye’den ne isteyeceği daha önemli görülmektedir. Tabi Erdoğan-Trump ilişkisinde Trump’ın elinin çok daha kuvvetli olduğunu söylemek de yanlış olmaz. ABD’nin bu kuvvetliliğinin bir nedeni de ABD’nin en büyük emperyalist olmasından öte Erdoğan yönetiminin izlediği iç ve dış politika ile ekonomi politikada Türkiye’yi soktuğu mecradan dolayıdır.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa