06 Kasım 2019 04:03

Kadı ola davacı

Paylaş

İçişleri Bakanı Soylu yine o bilinen üslubu ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı’na saldırdı. Soylu’nun öfkesinin nedeni; İBB Başkanı İmamoğlu’nun Türkiye’yi Avrupa’ya şikayet etmesi ve kayyum atadıkları belediyelerin başkanlarına sahip çıkması imiş. Görevden alınan belediye başkanları hakkında yürüyen soruşturma ya da kovuşturma varmış. Hendeklerin kazılmasına, tünellerin yapılmasına göz mü yumsalarmış.

Diğer iddialara geçmeden önce, Türkiye’yi dışarıya şikayet etme iddiasının ne kadar boş bir iddia, kof bir milliyetçilik, boş bir popülizm olduğunu belirtelim. Sen Avrupa’da bir kısım kurullara üye isen, çok sayıda sözleşmeyi imzaladıysan, AİHM’ye bireysel başvuruyu kabul ettiysen, AKP iktidarının icraatları oralarda tartışılır. Bu Türkiye’yi dışarıya şikayet etme değildir. İktidarı eleştirmek, şikayet etmek Türkiye’yi şikayet değildir. Sen Türkiye değilsin. Böyle kurullara, mahkemelere zaten sözleşmeleri ve demokratik kuralları ihlal edenler şikayet edilir. Hükümetler şikayet edilir. AKP’li Abdullah Gül de Türkiye aleyhine AİHM’ye başvurmuş, hükümetin uygulamalarını şikayet etmişti.

Kayyumlar meselesine gelince.

Ziya Paşa’nın bir beyiti vardır: “Kâdı ola da'vâcı vü muhzır dahî şâhid/Ol mahkemenin hükmüne derler mi adâlet?” (Hakimin davacı, mübaşirin tanık olduğu bir davada o mahkemenin verdiği hükme adalet derler mi?) 

Önce talimatla soruşturma ve davalar açtırıyorsun, sonra da haklarında soruşturma ya da dava var diye seçilmiş belediye başkanlarını görevden alıp yerlerine kayyum atıyorsun.

Aslında her şey 12 Eylül 2010 referandumu ile başladı. “Yetmez ama evetçi liberaller”in desteği ve seçim hileleri ile HSYK ve Anayasa Mahkemesine iktidarın tek başına üye ataması sağlandı ve AKP iktidarı bu ki yargı kurumuna yandaşlarını atayınca, bütün mahkemeler dizayn edildi. İstanbul, Ankara gibi yerlerde sulh ceza hakimleri, özel yetkili mahkeme hakimleri, savcılar iktidar yandaşlar arasından seçildi ve istediklerine davalar açmaya, istediklerine istedikleri cezalar vermeye başladılar. Anayasa Mahkemesi anayasa ihlallerine göz yumdu. AKP, esas olarak 12 Eylül 2010 tarihinden sonra iktidar oldu. Yargı, yürütme ve yasama tek partide, giderek tek elde toplandı.

Artık, gerek Soylu gerekse başka bir AKP’li sözcünün hukuktan, yargıdan, yargı kararından söz ederek bir işlemi ya da uygulamayı savunmasının imkanı yoktur. Gerçek hukukçular ve demokrat insanlar onların “hukuka dayalı işlem” savunmalarını ciddiye almaz.

Tarihte, daha önce hüküm sürmüş bütün “tek adam”ların (Diktatör diyemiyoruz, dava açıyorlar) yaptıkları bütün işlemler ve uygulamalar da onların yaptıkları kanunlara ve yargı kararlarına uygundu. Çoğu da seçimlerde yüzde 80-90 oranında oy alarak iktidarlarını sürdürmüşlerdi.

Kayyum atamalarının antidemokratikliğini uluslararası kurumlarda kimseye yasalar, yargı, soruşturma, kovuşturma vs. diye açıklayamazsınız. 

Dünyada AKP iktidarının niteliği konusunda artık neredeyse birleşilmiştir. Herkesi birleştiği husus ise AKP iktidarının demokratik bir iktidar olmadığı üstünedir. İçeride yandaş medya ile bu durum yurttaşların bir kısmından hâlâ gizlenebilmektedir ama dışarıda yandaş medyanın ve para ile ünlü gazetelere bastırılan makalelerin bir hükmü yoktur.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa