02 Kasım 2019 03:52

Sınıfın korkusu, kokusu ve öfkesi!

Paylaş

Güney Kore sinemasının en parlak isimlerinden Bong Joon-Ho, 2013 tarihli “Kar Küreyici” filminde distopik bir evrene götürüyordu seyirciyi. Başarısız bir deney sonrası dünya iklim değişikliğinin kurbanı olmuş, yeryüzü karla kaplanmıştır. Hayatta kalan bir grup insan, dünya çevresinde kesintisiz şekilde dönen trende yaşamak zorundadır. Ancak yönetmenin sınıf anlatılarına olan yatkınlığı bu filmde de kendisini gösterir. Trenin en arka vagonlarında yoksullar sefalet içinde yaşarken, ön vagonlar zenginlere tahsis edilmiştir ve şatafatlı bir hayat sürerler. Arka vagonların yolcuları bir süre sonra bu duruma isyan ederek öne doğru harekete geçerler. En tepeye, yani burjuva ve yönetici elitine ulaşmak için aradaki birçok vagonu geçmek, kanlı muharebeler yapmak zorunda kalırlar.

Bong Joon-Ho, sınıf savaşını ‘Hepimiz aynı trendeyiz’ diye tabir edebileceğimiz bir espri içinde ele alırken, “Hepimiz aynı değiliz ama” demeye getiriyordu bir yerde. Alt sınıfların üst sınıfların mekanına ve onları yok etmeye doğru yürüyüşü güçlü bir ironi de içeriyordu.

“Cinayet Günlüğü”, “Yaratık” ve “Okja” filmleriyle tanıdığımız, sinemanın 21. yüzyıldaki en önemli isimlerinden birisi olan Bong Joon-Ho’nun ‘sınıf’ meselesini anlatırken türlere olan yakınlığı, tür geçişlerine hakimiyeti en dikkat çeken mahareti gibi görünüyor. “Kar Küreyici”de de sınıf çatışması, ezilen sınıfların isyanı gibi temaları ele alsa da asıl olarak bir ‘isyan’ ve ‘aksiyon’ filmi izliyorduk. Türe hakimiyet, filmin seyrini kolaylaştıran bir etki yapıyordu haliyle.

Yönetmenin bu yıl Cannes’da Altın Palmiye kazanan “Parazit”, bir bakıma “Kar Küreyici”deki anlatının başka versiyonu olarak okunabilir. “Kar Küreyici” yoksulluklarının farkına varan ve ‘Sınıf bilincine ulaşan’ insanların yukarıya doğru ilerleyişini anlatırken; “Parazit”, adıyla müsemma artık parazite dönmüş, hayatta kalmak için her yolu deneyen, zengin bir ailenin yanına teker teker yerleşerek onların sırtından geçinip gideceğini sanan yoksul bir aileye odaklanıyor.

Anne- baba ve iki çocuktan mürekkep Kim ailesi yoksul bir semtte, sokaktaki insanların ayaklarını seyretmek zorunda kaldıkları bodrum katında otururlar. Küçük bir şans, ailenin oğlan çocuğunun zengin bir evdeki kız öğrenciye İngilizce dersi verme kapısını açar. Açılan bu kapıdan ‘sanat danışmanı’ olarak kız çocuğu, şoför olarak baba ve hizmetçi olarak anne girecektir. Ama binbir türlü dalavere, yalan, hile ve başkalarının işsiz kalması pahasına. Zengin Park ailesinin evine yerleşen Kim ailesi bir parazit gibi evin içinde dolanacaklarını, kolay ve zahmetsiz bir hayatı sonsuza kadar devam ettireceklerini düşünürler ama öyle olmaz. Çünkü kendilerinden önce o bünyeye yerleşmiş başka bir parazitle karşılaşırlar ve bu zengin ailenin bünyesi iki paraziti taşıyacak kadar geniş değildir.

Bong Joon-Ho, sürdürülebilirliklerini zengin sınıfın kendilerine sağlayacağı olanaklara bağlamış iki aileyi ‘ekmek kavgası’ için birbirine düşman ve kanlı bıçaklı hale getirirken sinemanın neredeyse bütün olanaklarından yararlanmayı başarıyor. Ortalama bir ‘sanat filmi’ gibi başlayan hikaye, biz farkında olmadan kara komediye, finale doğru ise ‘thriller’a doğru ustaca evriliyor. Böylece sınıf anlatısının türler içine ustaca yedirildiği, alt metin giderek zenginleşirken hikaye akışındaki dinamizmin seyirciyi hipnotize ettiği bir seyirlik çıkıyor ortaya.

Bong Joon-Ho, kamerasını yalnızca yoksullara doğrultmuyor üstelik. Kore üst sınıflarının çok bildiklerini sanan içi boş kibirlerinin; yabancı dillere, sanata, yaşamaya çalıştıkları hayata dair özentilerinin yapmacıklığını göstermekten geri kalmıyor. Bunu yaparken de karakterlerini yargılama, onları seyircinin gözünde özellikle kötü gösterme gibi kolaycılıklara da kaçmıyor üstelik.

Yönetmenin hayranlık verecek derecede ustaca kullandığı bir başka öge ise koku. Kim ailesinin yaşadığı dairenin rutubetinin üzerlerine sinen kokusundan, metroya binmek zorunda kalanların kokularına kadar doğru zamanda, doğru yerlere yerleştirilmiş bir metafor bu. Zenginlerin, yoksulları kokularından tanımaları yalnızca sonradan edinilmiş bir yetenek değil üstelik filmin dilinde. Sınıfsal genetik bir kod olarak kuşaktan kuşağa aktarılıyor belki de. Çünkü koku meselesinin ilk ayırdına varan Park ailesinin küçük oğlu oluyor. Koku filmin en önemli teması çünkü Kim ailesinin babası, daha bir süre önce bertaraf etmeye çalıştığı evdeki diğer ‘parazit’e (Sınıf kardeşi diyelim) karşı Park ailesinin babasının koku üzerinden yaptığı davranışın ardından öfkesini kime yöneltmesi gerektiğini fark ediyor. Eğer bu bir metaforsa sınıf bilincine ulaşıyor da diyebiliriz.

“Parazit”, üzerine birçok şey yazılabilecek, bu sayfanın sınırlarını aşacak kadar uzun tartışmalara konu olabilecek görkemli bir yapım. Yukarıda anlattıklarımın hepsi bir yana, Kim ailesinin evini su bastığı sahnedeki görselliğin ve simgeselliğin gücü bile sinemada eşine çok az rastlayabileceğimiz güçte. Mutlaka izleyin…

PARAZİT

Orijinal adı: Gisaengchung
Yönetmen: Bong Joon-Ho
Oyuncular: Kang-HoSong, Woo-sik Choi, Park So-Dam, Chang Hyae Jin, Sun-kyun Lee, Cho Yeo-jeong, Jung Ziso, Jung Hyeon-jun
Yapım: 2019 Güney Kore
Süre: 132 dk.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa
Evrensel Ege Sayfaları
EVRENSEL EGE

Ege'den daha fazla haber, röportaj, mektup, analiz ve köşe yazısı...