01 Kasım 2019 04:30

Erdoğan’ın ABD’ye gidip gitmemesi bir şey değiştirir mi?

Paylaş

Son günlerin en yaygın tartışmalarından birisi de “Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 Kasım’da Trump’la görüşmek için ABD’ye gitsin mi gitmesin mi?” şeklinde.

"Gitmesin" diyenlerin ana tezi, 29 Ekim Günü ABD Temsilciler Meclisinden geçirilen “Türkiye’ye Yaptırım Kararı” ve “Ermeni Soykırım Yasası” dır. Tabii bunlara Trump tarafından Erdoğan’a gönderilen ünlü mektup ve Trump’ın Türkiye’yi tehdit eden “tweetleri” de ekleniyor. Sayılan gerekçeler, “Eğer Erdoğan antiemperyalist olduğunu iddia ediyorsa gitmemesi gerekir”e kadar götürülüyor.  

“Gitmeli” diyenler ise, “Diplomatik nezaket Türkiye için önemli” savından, “Bu kararların pratik bir değeri yok”a kadar uzanan çeşitli tezler sıralıyorlar.  Yaptırımların Trump tarafından geri çevrilebileceğine dair yorumları da buna ekleyebiliriz.

Tabii burada belirtmek gerekir ki; “Trump bu tasarıların hayata geçmesini önler” ya da “Trump yönetimi bu kararlara katılmıyor” gibi gerekçeler temelsizdir. Çünkü ABD’de her ne kadar “güçler ayrılığı” kuvvetli (sert) görünse de söz konusu olan ABD’nin (ABD tekellerinin) çıkarları olduğunda bütün ayrılıklar biter!

TRUMP YÖNETİMİ DE TASARILARIN GEÇMESİNE DESTEK VERMİŞTİR

ABD Temsilciler Meclisinde, yukarıda sözü edilen her iki tasarı için de eğer hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi vekillerin yüzde 95’i bu tasarılara evet demişse ve her iki tasarının Senatodan geçme ihtimali güçlüyse; Trump yönetiminin, bu tasarıların Temsilciler Meclisinden geçmesini istemediğini söylemek temelsizdir. Temsilciler Meclisi ya da Senatoda “Trump’ın tasarıları veto edeceği”ne dair “kehanetler” de tamamen dayanaktan yoksundur.

Tersine, bu tasarıların Senatodan da geçirilerek Erdoğan’ın omzunun üstünde salınacak bir Demokles Kılıcı olduğunu söylemek daha gerçeğe yakındır. O kılıcın verileceği el de Trump’ın eli olacaktır.  Zira eğer Trump yönetimi bu tasarıların Temsilciler Meclisinden geçmesini istemeseydi tasarıların böylesi ezici bir oy çokluğu ile geçmesi olanaklı olmazdı.

Bakıldığında ABD Temsilciler Meclisinden “soykırım” tasarısı 405 evet 11 hayırla geçmiştir. “Yaptırımlar”la ilgili tasarı da 403 evet 15 hayır oyu ile geçmiştir.

Eğer Trump yönetimi bu tasarıların geçmesine karşı olsaydı; onun Temsilciler Meclisindeki gücünün 11 kişiye düştüğünü kabul etmemiz gerekirdi! Ki gerçek bu değildir. Oylama sonuçlarının da gösterdiği üzere; Trump yönetimi de bu tasarıların Temsilciler Meclisinden geçmesini istemiştir. Ve Muhtemeldir ki, bu tasarılar Senatodan da geçecektir.

TRUMP BU TASARILARI İMZALAR MI?

Burada “Peki Trump bu tasarıları imzalar mı?” sorusu gündeme gelmektedir.

Bu soruya, bugünden “evet” ya da “hayır” demek zordur. Ama sürecin Erdoğan’ı bölgedeki ABD stratejisini güvenilir bir ortağı olarak hizaya getirmek amaçlı bir süreç olarak geliştirilmek istendiğini, “İmzalarım ha!”  tehdidini de kullanacağını söyleyebiliriz.

Şöyle ki; Erdoğan eğer 13 Kasım’da Trump’ı ziyaret ederse; Trump yüzüne karşı; “Bakın Temsilciler Meclisinden geçen iki tasarı Senatodan da geçecek. Benim de önümde seçim var ve dahası iki Mecliste böyle büyük çoğunlukları karşıya almam benim işlerimi çok zora sokar. Biz iki dost olarak sorunları çözelim...” diyecektir. Eğer Erdoğan Trump’a “evet” derse, sorun tatlıya bağlanmış olacak, tasarılar Senatoda oyalanacak ya da Senato ile Trump yönetimi arısında pazarlıklar etrafında dolaştırılarak beklemeye alınacaktır.

Yok eğer Erdoğan, Trump’a “evet” demez, kürsülerden bize söylediklerini tekrarlamaya kalkarsa, tasarılar senatodan da geçecek, Trump’ın masasına kadar gelecektir.

Bundan sonrasını, Trump’ın bu tehditleri gerçeğe dönüştürme girişimleriyle Erdoğan’ın ABD isteklerine vereceği yanıtlar arasındaki makasın ne kadar daralıp daralmaması belirleyecektir.  

HAVUÇ-SOPA YA DA YÜRÜTME-YASAMA BİRBİRİNİN ALTERNATİFİ Mİ?

Yukarıdaki tabloyu şöyle anlamak gerekir:

  1. ABD’de yasama ile yürütme arasında pratik kararlar konusunda farklılıklar oluşmaktadır. Ama bunlar farklı amaçlar gütmelerinden değil amacın farklı yönlerini öne çıkarmalarından kaynaklanmaktadır. Yani yasama ile yürütme (başkan) birbirinin alternatifi değildir. Bu yüzden “Biriyle kavga eder ötekiyle sorunları çözerim” biçimindeki Şark taktiği hep bu taktiğin sahiplerinin aleyhine sonuçlanmaktadır.
  2. Erdoğan yönetimi, ABD-Türkiye ilişkilerini, en azından ABD için (Trump için de), gerçekte olmayan bir “Trump-Erdoğan dostluğu” varsayımı üstüne oturtmuştur. Trump’ın tweetlerinin birbiriyle çelişir görünen “tehdit”, “istek” ve “vaatleri” bir arada barındırıyor olması onun bir manyak, dengesiz, ne dediğini bilmeyen bir meczup olmasından değil, bu çelişkili şeylerin ABD için bir arada olmasından, yani “havuç ve sopa” politikasının görünen iki yüzü olmasındandır.

GİTSE NE FARK EDER GİTMESE NE FARK EDER?

Erdoğan yönetimi;

“Rahip Brunson olayı”nda, ABD’den gelecek gerçek bir ekonomik tehdit karşısında ekonomisinin ne kadar kırılgan olduğunu,

“Barış Pınarı” harekatında “ateşkes”e razı olurken dahi ABD tehditleri, özellikle de ekonomik tehditleri karşısında ne kadar çaresiz olduğunu göstermiştir.

Tabii burada Türkiye-ABD ilişkilerinin Erdoğan-Trump arasındaki ilişkilere indirgenmiş olması, Türkiye için en önemli zaaf olarak ortaya çıkmıştır. Çünkü Trump (Kişiliğinden gelen bütün sorunlara karşın), ABD devlet politikasını ve devlet imkanlarını kullanan bir ABD Başkanı olarak, kendine muhalefet eden güçleri de kendi politikasının dayanağı yapmaktadır. Bu durumda Erdoğan, Trump’la ilişkisine güvenerek ve üstelik Trump’ı tamamen yanlış anlayan bir çizgide kalarak, en hafifinden Türkiye’nin imkanlarını önemsizleştirmektedir.

En baştaki soruya gelirsek; Erdoğan’ın ABD’ye gidip gitmemesi hiç fark etmez. Hele de Erdoğan’ın ABD’ye gitmemesi, hatta "Trump’a meydan okuması" da (Geçmişte Rahip Brunson meselesinde de meydan okumuştu) onu antiemperyalist yapmaz. Tersine, “gidip-gitmeme tartışması” tamamen iç politikada, yığınların gündemini yanlış yerlere çekme amaçlı bir tartışmadır!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa