27 Ekim 2019 04:30

Yasaklar ve yalanlar esas özgürlükler istisna!

Paylaş

Dün gazetemiz; son haftalarda işçi eylemlerinden mitinglere, basın açıklamalarından oturma eylemlerine dikkat çekerek Türkiye’nin “yasak iklimi”nde olduğuna dikkat çekmişti.

Manşetimizde de dün Ankara’da yapılacağı ilan edilen ama yasaklanan “İklim Krizi ve Ekolojik Yıkıma ‘Dur’ Diyoruz” mitinginden mülhem olarak “Yasak İklimi” denmişti. Çok da güzel oturmuştu! 

Çünkü Türkiye, tek parti tek adam rejimi doğrultusunda atılan her adımda yasaklara daha çok ihtiyaç duyar hale gelmiştir, süreç ilerledikçe gelmektedir de.

Yerel seçimde halktan ağır bir tokat yiyen AKP iktidarı, bu tokadın nedeni olarak; yoksulluğun, geçim sıkıntısının, işsizliğin, yolsuzlukların, rüşvetin, ülkenin yer üstü ve yer altı servetlerinin yandaşların yağmasına açılması... değil, bunların kamuoyu önüne serilmesi olduğu sonucunu çıkarmıştır. Bunun için de gerçeklerin tartışılmasını önlemek için yandaş medyanın, yalanın, kara propaganda yanına “yasaklar”ı da koymuştur. 

İKTİDARIN DAHA FAZLA YALAN VE YASAĞA İHTİYACI VAR

Ne yalan ne de yasaklar AKP iktidarı tarafından icat edilmiştir. Hatta bunların mucidi Türkler de değildir. Tersine bütün sermaye iktidarları, sömürücü egemen sınıfların iktidarları yalan ve yasaklara ihtiyaç duymuşlardır.

Bir sermaye iktidarlarının, teferruatlarından arındırırsak; yalan, yasak ve halka dağıtılan kırıntılardan ibaret olan üç ayak üstünde durduğunu söyleyebiliriz. Bu üç ayak arasında halka dağıtılan kırıntılar şu ya da nedenle arttığında iktidarlar yalan ve yasaklara daha az ihtiyaç duyarlar. Tersine dağıtılan kırıntı azaldığında ise boşluk yalanlar, yetmedi yasaklarla doldurulur.

Ülkemizde de sermaye iktidarları yalan ve yasaklara hep ihtiyaç duymuşlar ve bunları kullanmışlardır. Ama yalan ve yasakları sistematik biçimde kullanmak ve iktidarının temel dayanağının silahı haline getirmekte önceki iktidarların, Erdoğan-AKP iktidarının eline su dökemeyeceği de bir gerçektir.

Çünkü Erdoğan AKP iktidarı;

  1. “Tek parti tek adam yönetimi” inşa etmekte, bunun için de önceki sermaye partisi iktidarlarından, sermaye iktidarlarından daha fazla yalana ve ondan da fazla yasağa ihtiyaç duyar hale gelmiştir.
  2. Son yıllarda yağmalanacak servetin azalması ve ekonomik krizin de baskısıyla vatandaşa rüşvet olarak sunulan “kırıntıların” azalmasıyla, iktidarın kendisini ayakta tutacak esas dayanak olarak yalan ve yasaklar kalmıştır!

Yani AKP iktidarı giderek daha fazla yasağa ve yalana ihtiyaç duymaktadır ve eğer emek mücadelesi ve demokrasi mücadelesi tarafından önü kesilmezse; yasaklar ve yalan alanının daha da genişleyeceği artık çok açık bir gerçektir. 

ASKERİ HAREKAT BİTTİ AMA İÇERİDEKİ UZANTISI SÜRÜYOR

AKP iktidarının, uzunca zamandır beri halkın gözünü boyamak için dağıttığı kırıntılar azalmaktadır. Bu yüzden de yalanın ve yasakların etkisini artırmak için milliyetçilik, din istismarcılığı, militarizm propagandası öne çıkarılmaktadır. Bunu son yıllarda en açık biçimde; “Afrin”, “Fırat Kalkanı” ve “güvenli bölge” amaçlı askeri harekatlarda gördük. 

Sekiz günlük “güvenli bölge” operasyonu ve arkasından Rusya ile yapılan anlaşma etrafındaki gelişmelerle bağlantılı olarak “içerideki” yasakların seyri şu şekildedir: 

Eskişehir BMİS üyesi işçilerinin, Soma işçilerinin ve Maltepe Belediye işçilerinin yürüyüş ve oturma eylemleri yasaklanmış, engellenmiştir.  

HDP’nin legal siyasetin dışına itilmesi amaçlı kayyum atamaları, belediye başkanlarının uydurma gerekçelerle tutuklanması, parti faaliyetinin polisiye önlemlerle engellenmesi devam etmektedir. 

Basın açıklamaları ve kapalı salon toplantılarının yaygın biçimde yasaklanmasının yanında, Ankara’da yapılmak istenen demokrasi mitingi ve ekoloji mitinginin de yasaklanması,

Sosyal medyada vatandaşların “Savaşa hayır” dedikleri için ve “cumhurbaşkanına hakaret” iddiasıyla haklarında soruşturma açılması ve tutuklanması gibi uygulamalar da devam etmektedir.

NE KADAR YALAN VE YASAK; O KADAR SONA YAKLAŞMAK! 

Adına ister savaş deyin ister askeri operasyon; siyasete silah, top, tüfekle müdahale edildiğinde silahlı çatışma, öncesinde, sırasında ve sonrasında sınırların içinde de sürer. Ve çoğu zaman da savaşın içerideki uzantısı “savaş”tan çok daha uzun sürer.

Nitekim son askeri harekatların içerideki uzantısı da askeri harekattan çok önce başlamış, şimdi sonrasında da devam etmektedir.

Ancak yalan ve yasaklara daha çok ihtiyaç duyması iktidarın güçlü olduğu ve yalan ve yasakları kullanarak sürgit ayakta kalacağı anlamına da gelmez. Tersine bir iktidar yalan yasaklara ne kadar çok ihtiyaç duyuyorsa sonuna da o kadar yaklaşmış demektir. Özetle buradaki denklem; “Ne kadar yalan ve yasak o kadar sona yaklaşmak” biçimindedir! 

Dolayısıyla yalan ve yasaklar kuşatmasını kırmak için; 

Yalanların ortaya çıkarılması için yığınlar arasında sistematik bir teşhir faaliyetinin örgütlenmesi, 

Bu yasaklarla engellenmek istenen emek ve demokrasi güçlerinin her mevzide mücadeleyi sürdürürken kendi içlerinde ve aralarında birleşerek ortak mücadele hattında bir araya gelmeleri gerekmektedir.  

Bugün “Yalanın, yasakların esas ama özgürlüklerin istisna” olduğu bir dönemden geçiyoruz. Fakat Türkiye’nin ilerici demokrat güçleri bu yalan ve yasak düzenini aşacak güce sahiptir. Yeter ki yalanlara, yasaklarla karşı kafaları karıştırılıp sindirilmek istenen emek ve demokrasi güçleri ortak bir mücadele içinde birleşsin ve gerekli girişimleri yapsın! 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa