19 Ekim 2019 04:50

Ankara anlaşması, ‘ABD-Türkiye yakınlaşması’ için bir adım mı?

Paylaş

Saray’da ABD ile yapılan toplantıdan ne çıkarsa çıksın, yandaş medya aynı “zafer” çığlıkları, “ABD’yi ezdik”, “Dize getirdik”, “Erdoğan’ın büyük zaferi” manşetleriyle çıkacaktı.

Bu yanıyla “yandaş medya” cephesinde sürpriz yok!

AKP sözcüleri ve MHP Genel Başkanı Bahçeli de toplantıdan ne sonuç çıkarsa çıksın, “Cumhurbaşkanının dik duruşu sayesinde bu zaferin kazanıldığını” söyleyip “Türk Milleti adına” Cumhurbaşkanına teşekkür edecekti.

Bunda da bir sürpriz yaşanmadı!

Bu toplantıda bir “ateşkes kararı” çıkacağı da daha iki gün öncesinden belliydi. Öyle ki, Trump’ın Erdoğan’a yazdığı o skandal mektubun ortaya çıkması ve Trump’ın her gün yinelediği tehditlerine karşın, Erdoğan’ın Pence’le görüşeceğini açıklaması da bunun işaretlerini vermişti. “Ateşkes” sadece beklenmiyor, biliniyordu da.

Bu konuda da bir sürpriz yok!

İKİ TARAF DA ‘BİZİM DEDİĞİMİZ OLDU’ DİYOR AMA...

Dört buçuk saat boyunca Saray’da süren Türkiye-ABD görüşmesi, tarihi ve gündemi haftalar önceden belirlenmiş bir görüşme değildi.

Bu toplantı Trump’ın Türkiye’ye “Barış Pınarı” harekatında “ateşkes” çağrısına, “Bizi kimse durduramaz”, “Bütün sınırımız boyunca ‘güvenli bölge’ oluşturuncaya kadar harekat sürecek” yanıtı verilmesinden sonra gündeme geldi.

Dolayısıyla Ankara görüşmelerinden ABD’nin beklediği, SGD ile Türkiye’nin ABD’nin ara buluculuğunda bir ateşkesin sağlanmasıydı.

Toplantıdan bu karar çıktı!

Kararı Pence ve Pompeo “ateşkes” diyerek açıklarken, Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, “Ateşkes değil operasyona ara verme” olarak açıkladı. Çünkü “ateşkes” iki meşru güç arasında savaşanlar için geçerli bir kavrammış! “Teröristlerle de ateşkes olmaz”mış! Eğer teröristler 120 saat içinde ‘güvenli bölge’yi terk ederlerse “Harekat tümüyle durdurulacak”mış!

Yani harekat durdurulsa bile bir ateşkes olmayacakmış!...

Görüşmelerden sonra açıklanan “13 maddelik anlaşma”nın sekiz maddesi, “iyi dilekler” ve ABD’ye verilen üstü kapalı sözlerden oluşmaktadır. Son madde ise zaten karşılıklı “taahhüt” sözüdür. Geri kalan dört madde ise ateşkes ve onun kapsamını maddeleştirmiştir.

ATEŞKES, BÖLGE HALKLARI İÇİN OLUMLU OLMUŞTUR

Laf kalabalığından, olup bitenin anlaşılmaması için bilinçli bir “karartma” yapıldığı ve herkesin kendisinin kazandığını ilan etmesinin istendiği anlaşılmaktadır.

Evet, kimin kazançlı çıktığı tartışılsa da “ateşkes”in yapılması, harekata son verilmesi için bir anlaşmaya varılmış olması bölge halkları için olumlu olmuş, operasyona son verilmesinin de yolunu açmıştır.

Nitekim laf kalabalığından arındırıldığında varılan anlaşmayla;

  1. 120 saat (5 gün) süreyle bir ateşkes yapılmıştır.
  2. Bu 5 gün içinde YPG (SDG) güçleri bölgeyi terk ederse, Türkiye askeri harekata son verecektir.
  3. ABD ile yapılan anlaşma, sadece “Barış Pınarı” harekatının yapıldığı 100 kilometre eninde ve 30 kilometre derinliğindeki bölge için geçerlidir. (Bu anlaşmada yoktur ama bu yan bizzat Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu tarafından açıklandı)
  4. SDG de anlaşmayı desteklediğini ve uygulanması için ellerinden geleni yapacağını açıkladı.

Açıkça görüldüğü gibi, görüşmeler sonucunda ABD istediğini almıştır. Bunu Trump’ın Erdoğan’a övgüleri ve “teşekkürler”inden de anlıyoruz.

Eğer Türkiye’nin isteği de buysa, “Türkiye de istediğini almıştır!”

SIKIŞAN ABD VE TÜRKİYE YAKINLAŞABİLİR Mİ?

Kapitalist emperyalist dünyada anlaşmalar, ihlal edilmek için yapılır. Burada anlaşmaların ne kadar uygulanacağını ya da uygulanıp uygulanamayacağın belirleyen şey “güç”tür.

Bu yüzden de “Anlaşmaya göre şunlar olacak” demek, gerçeklerle nispeten örtüşebilir. Ki, bu ateşkes anlaşmasının ne kadar uygulanacağı da, Rusya-İran-Suriye-SDG ile Türkiye’yi arkasına alan ABD ve batılı emperyalistlerin bölgedeki etkin gücüyle bağlantılıdır.

Burada, “Ne yani Türkiye şimdi Suriye’de ABD ile mi yürüyecek?” diye sorulabilir?

Ancak ABD’nin bölgedeki pozisyonu, Suriye sahasındaki gelişmeler, Türkiye’nin sahada Rusya, İran ve Suriye yönetimi ile karşı karşıya gelen bir aşamaya gelindiği dikkate alındığında; Türkiye’nin giderek geleneksel NATO üyeliği ve batı emperyalizminin “stratejik ortaklığı” çizgisine dönmesi hiç de sürpriz olmaz. Dahası gidişat, Türkiye’nin gidişat içinde sıkıştığı köşe, Türkiye’yi ABD’nin açtığı kulvara itmektedir.

Trump’ın “sert aşk” taktiği ve bu taktiğe karşı Erdoğan’ın arkasındaki hamaset ordusunun çok sevdiği biçimde bir “haddini bil” şarkısı ile sahneye çıkmaması, Türkiye’nin ABD karşısındaki durumunu da ortaya koymuş bulunmaktadır.

TÜRKİYE ABD’NİN SAFINA MI GEÇECEK?

Bunun için Trump ve ekibinin elinde, Halkbank soruşturması, Senato ve Temsilciler Meclisindeki yaptırım girişimleri ve ABD iç politikasında Türkiye üstünden politika yapma ihtimali bulunmaktadır. Yanı sıra Türkiye’nin ekonomisinin büyüyen “sıcak para” bulma ihtiyacının acilleşmesi, Trump’a “sert aşk” girişimleri üstünden Türkiye’yi terbiye etmek için oldukça geniş ve etkili malzeme sunmaktadır.  

Öte yandan Suriye sahasını pratikte terk eden, ama İncirlik gibi çok önemli bir üsse sahip olan ABD’nin, bölgede Türkiye’den daha iyi iş birliği yapacağı bir gücün kalmaması, ABD’nin Suriye sahasında Türkiye’ye ihtiyacını büyütmüş bulunmaktadır.

ABD-Türkiye arasındaki Ankara anlaşması bu yakınlaşmanın yeni bir adımı olarak neden görülmesin!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa