18 Ekim 2019 04:31

Ne gururmuş ama!

Paylaş

Yeni Akit nereden bulmuş, nasıl ulaşmışsa Suriye’deki savaşın ortasından bir çavuşa, “5 yıldır terörle mücadelede kazandığım parayı nafaka olarak ödüyorum, şu anda da Fırat’ın doğusunda operasyondayım, Allah rızası için bizleri bu yanlıştan kurtarın” dedirtiyor. Yanlış anlamayın; “Bizi bu yanlıştan kurtarın” dediği Suriye topraklarında operasyon değil, kadınların nafaka hakkı...

Savaş ortamında daha da yüceltilen “erkeklik gururu” milli gururla eşleştirilirken, kadınların haklarını törpülemek için uydurulan “erkek mağduriyetini” ispat çabasının ne kadar sakilleşebileceği görülüyor bu örnekle.

Savaşın yarattığı olağanüstü ortamda daha da haşmetli hale getirilen “erkeklik gururu”nun memleketin “olağan” hallerinde de devlet korumasında beslenip büyütüldüğünü gösteren pek çok başka örnek var:

Adana’da Meryem Karalök uzun yıllardır şiddet gördüğü, boşanmak istediği adamın imam nikahı ile başka bir ilişki yaşadığını ispat ettiği halde yıllardır boşanamıyor. Mahkeme sürekli “Evlilik birliğinin bozulduğuna ilişkin somut kanıt yok” deyip duruyor. Meryem Karalök, duruşmalardan birinde ağır tahrik altında elindeki çantayı boşanmak istediği kişiye savurunca boşanmak istediği kişi “Erkeklik gururum kırıldı” diye şikayetçi oldu. Mahkeme çantayı “silah” saydı ve yaralama gerekçesiyle verdiği 150 günlük hapis cezasını 3 bin lira para cesazına çevirdi. “Bu adaletsizlik” diyerek cezayı ödemeyen Meryem cezaevine gönderildi!  Kadına yönelik sistematik şiddet “birliği” bozmuyor, Meryem’in onuru, gururu ayaklar altına alınmış, bu mesele olmuyor, ama Meryem’in öfkesi bir “silah” sayılarak cezalandırılıyor. Erkek yargı devlet adına kocanın “erkeklik gururunun” kollayıcısı oluyor!

Daha geçenlerde İstanbul Esenyurt’taki Detay Gıda’da üretim operatörünün şiddetine uğrayan İşçi Aysun, bu şiddete karşı çıktığı için “Üretim operatörünün erkeklik gurunu kırdığı” söylenerek “Çalışma ortamının huzurunu bozmak” gerekçesiyle işten atıldı. “Asıl mesele sendikalaşma çalışmalarımız” diyor Aysun. Patronun çıkarlarıyla şiddet uygulayan üretim operatörünün “erkeklik gururu” nasıl da örtüşüyor!

Ceren Damar’ı öldüren katil ilk sorgusunda “Beni tersledi, kendime hakim olamadım” diyerek “erkeklik gururunun” aklayıcılığına sığınmış, kamuoyunda tepkiler büyüyünce bununla kurtulamayacağını anlamış olacak ki avukatıyla birlikte “haysiyet cellatlığına” soyunuyor. Katilin avukatı katili “cinsel taciz mağduru” olarak lanse etmeye çalışırken, nedense kadınlara bir türlü işlemeyen “meşru müdafaa” ile savunma yapıyor... 

Nadira Kadirova’nın ölümünde birinci dereceden şüpheli olan eski asker, yeni AKP Milletvekili Şirin Ünal, savcılığın “özenine”, dosyanın apar topar kapatılmasına herhalde biraz da “milli gurur” adına nail oluyor! 

Kadınların adalet arayışının, hak talebinin, eşitlik isteğinin “erkeklik gururunu”, “itibarını”, “haysiyetini”, “onurunu” sarstığı üzerine kurulu bu zihniyetle, bugün hepimize acı bedeller ödetecek olan savaş karşısında barış talebi yükseltenlere “Milli gururu incitmekten” dolayı açılan soruşturmalar, yürütülen linç kampanyaları aynı yerden besleniyor.

Başka toprakların “fethe” çıkıldığı her dönem, aynı zamanda kadınların bedenlerinin, emeklerinin ve haklarının “fethedilecek toprak parçası” haline getirildiğini biliyoruz. Şiddeti meşrulaştıran bu “fetih ruhu”, erkek egemenliğini beslemekle kalmıyor, dokunulmaz kılıyor.

Kadınların her daim başının derdi olan, savaş dönemlerinde ise iyice kışkırtılan bu “erkeklik gururu”, kadın cinayetlerinde olduğu kadar kadın hakları katliamında da somutlaşıyor:

Operasyonun “her şeyden önemli tek gündem” olduğu bugünlerde daha önce halkın tepkileri nedeniyle meclisten geçiremedikleri “Çocukları istismarcılarla evlendirerek istismarı aklama” yasası için kollar sıvandı!

Çocuk istismarında ceza sınırında önemli bir kıstas olan “rıza” yaşının 16’dan 12’ye indirmenin peşine düşüldü!

Kadınların karşı çıktığı nafaka düzenlemesi ikinci yargı paketinin içine sokuşturulmak isteniyor!

Kadınların şiddet ve eşitsizlik karşısındaki haklarını güvence altına alan İstanbul Sözleşmesi ve 6284 sayılı Şiddetin Önlenmesi Yasası topun ağzında!

Kimsenin bir tek aykırı söz bile söylemesine izin verilmeyen bu “şanlı” günlerde ne “gurur” verici hamleler!

Kadınların dört bir yandan dillendirdiği “Yaşamak istiyoruz” sözü iyice duyulmaz hale gelsin diye susturuluyor, daha da ötesi, eğer bütün bu olan biteni onaylayan bir yerde durmuyorsak “hain” ilan ediliyoruz.

Biz insanca yaşamak dururken, bu öldüren “gurur”u taşımak istemiyoruz. 

 

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa