18 Ekim 2019 03:15

Mutluluk Resimlerimiz sergisi ve foto gerçekçilik

Paylaş

Ressam Nur Koçak’ın Beyoğlu Salt Galeride açtığı “Mutluluk Resimleri” sergisi üzerinden foto gerçekçiliğini ele alalım istedim.

Sergi iki büyük katta izleyicilere sunuluyor. Türkiye’de foto gerçekçilik denilince ilk akla gelen isim olan Nur Koçak, çeşitli dönemlerde gerçekleştirdiği çalışmalarına üç boyutlu ‘erkeklik, erotizm ve tüketim’i eklemiş. Girişe konan üç boyutlu külotlu erkek bedenli çalışma, ‘Gelin içeride daha neler var’ dediği gibi selfi çektirmeden geçilmiyor. Erotik iç giysilerin reklamı genellikle kadın bedeni üzerinden yapılır. Üst katta erkek bedeninde çeşitli renklerde üzerlerinde zafer işaretinden, süperman, canavar vb. figürlerden oluşan külotlar, erkek iç giyiminin de tüketim nesnesi olarak pazarlandığı bir dünyada yaşadığımızı gösteriyor.

Aile arşivinden hatıraların sergilendiği büyük bir salonda (Sergi ismini buradan alıyor) tüketim kültürü ve reklam olgusunu gösteren resimler var. Sütyen ya da bikini üstü ile öne fırlayan meme, kırmızı bir fonda cinsellikle obje olmak arasındaki ilişkiyi gösterirken, yine iki kadının siyah fonda yer aldığı grafik, cinselliğe gönderme yapıyor. Fotoğraf gibi gerçek’ dedirten resimler. Parfüm resmi ise dergi sayfasından çokça büyütülerek reklam nesnesinin sanat nesnesine dönüştürülebileceğini gösteriyor. Vitrinden fırlamış etkisini veriyor. Bir anlamda değişen toplumsal yapının detayları gibi. Büyük boyutlu sıradan görüntüler diye geçtiğimiz ve bir dönemlerin tabela reklam örneklerinin yer aldığı arabalı vapur özellikle dikkatimi çekiyor. ÇBS-ÜLKER, reklam ile kamusal alan ilişkilerinin ‘fotoğraf’ıymış gibi duruyor. Panoramik çekilmiş fotoğraflar üst üste bindirildikleri alanlarla parçalara ayrılmış gibi. Örneğin Ülker’li resimde insan faktörünün durağanlıkta zaman ve hareketinin detayını verirken paslar, akmalar ve çürümeler yaşamın bir parçası olma hallerini veriyor. Aynı hisleri ÇBS serisi çalışmada da görüyoruz. Aklıma bir zamanlar (dijital öncesi zamanlarda) büyük duvar resimlerinde kullanılan Marlboro, Camel, Demirdöküm gibi markaları getirdi. Değişen zaman ve mekanda; nesnelerin, markaların kalıcılığı olarak da okunabilir. Şunu sorabiliriz; aynı çalışma fotoğrafla yapılamaz mıydı? Elbette özellikle bu teknolojik çağda yapılabilirdi. Peki ressam, neden aylarca uğraşarak böyle çalışmalar yapar? Belki bu soruyu Nur Koçak’a sormak en doğrusu. Aynı araç gereçler kullanılarak başka sanat alanlarında bir sürü çalışmalar yapılıyor.

Görselliğin insanlarda hissettirdiği gerçeklik algılarıyla bağlantılıdır. Bilindiği gibi fotoğrafın gerçeklik algısı insanlarda ‘o an’ yaşananın dondurulması, akıp giden hayattan bir kare ve doğruluğa ilişkin algı yaratması söz konusu. Resimlerde ise gerçeklik ile doğruluk arasında ressamın hayal gücünün etkisi ağırlık taşıdığından inandırıcılık etkisi zayıf olur. Burada sanatta gerçekliği söylemiyorum. Fotoğrafın ve resmin insanlar üzerindeki etkisinden bahsediyorum. Yani fotoğraftaki gerçeklik ile foto gerçekliği arasındaki farkı söylemek istiyorum. ‘Fotoğraf gibi gerçek, tıpkı fotoğraf gibi’ cümlelerle tarif edilen resimlere ‘foto gerçekçi’ resimler diyoruz. Olduğu gibi her şey ne kadar gerçek? Bence soru bu.

İlk fotoğrafçılar büyük oranda ressamlardı. Işığı, rengi, kompozisyonu bilen üstüne fotoğrafın matematiksel işlemlerini ekleyen ressamlar fotoğrafçı olmuşlardır. O yüzden fotoğrafı hızla sanat alanına sokmuşlardır. Dikkat ederseniz neredeyse bütün ressamlar fotoğraf çeker, resim yapar. Fotoğrafı, resimlerinin ön hazırlık malzemesi olarak kullanırlar. Fotoğrafçılarda ise resim yapan yok denecek kadar azdır. Bazı usta fotoğrafçıların ise tercihleri fotoğraf olmuştur. Örneğin H. C. Bresson gibi. O yüzden fotoğrafçılar dertlerini fotoğraf karelerini üretirken eklemeyi seçmek zorundadırlar. Teknik-içerik ve estetiği (gerçekliği ve güzelliği) bir araya getirmeye çalışırlar. Ressamlar çektikleri ya da edindikleri (dergi-gazete vb.) fotoğrafların üzerinde manipülasyon yaparak, hayal güçlerini katarak çalışırlar. Fotoğrafçılar aynı şekilde fotoğraf yaparlarken bu manipülasyonları gerçekleştirirler. (Belki farkındalar belki değiller). Kompozisyon, ışık, renk, objektif seçimi fotoğrafın oluşturulmasında birer manipülasyon araçlarıdır. Gerçeklik kavramı işte burada kendini gösterir.

Gelelim yukarıda yarım kalan soruya; fotoğrafla yapmak varken neden resimle... (Fotoğraf üzerinden resme aktarırken hiçbir oynama yapılmadığını, fotokopi gibi kopyalama olarak düşünün) Birincisi eğer fotoğrafla yaparsanız ‘biriciklik değeri’ kalmaz. Sergiden sonra yırtıp atsanız bile aynısından tekrar bastırabilirsiniz.

İkincisi bir başka sanat dalının (resmin) teknik/zenaatsal olanaklarını el yeteneği ile birleştirerek uzun günler aylar süren artı emek sürecidir.  Dolayısıyla 2 metre büyütüp bastığınız bir fotoğraf ile fotoğrafa bakarak ya da projekte ederek yaptığınız resim arasında işçilik ve maharet katmanız sanat nesnesi olarak değer kazanmasına yol açar. Sonuçta bu bir seçimdir. Fotoğrafın doğasında olan demokratiklik, biriciklik değerine indirilmesini/yükseltilmesine karşıdır. (Bazı fotoğraf sanatçılarının fotoğraflarını biriciklik değerine indirdikleri de görülür. Negatiflerin yok edilmesi ya da dijital verilerin baskıdan sonra yok edilmeleri, noterden tasdikletmeleri ve setifikalandırma işlemleri gibi ‘sözde’ sanat eseri yapma uğraşılarını konu dışı tutuyorum. Bu konuyu fotoğrafın sanat nesnesine dönüştürülme ve kapitalizmin sanat ve sanatçı üzerinde hakimiyetinin parçası olarak görüyorum.

Sergiyi Beyoğlu Salt Galerisinde 29 Aralık tarihine kadar gezebilirsiniz.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa