17 Ekim 2019 04:21

Barış düşmanlığı

Paylaş

Siyasi iktidar, hem ülkede yaşanan ekonomik krizle birlikte iç ve dış politikada yaşadığı sorunların üzerini örtmek, hem de yerel seçimler sonrasında yaşadığı irtifa kaybının önüne geçmek amacıyla Suriye’nin kuzeyine yönelik olarak ‘Barış Pınarı Harekâtı’ adı altında bir operasyon başlattı. Gerekçe olarak her ne kadar ‘sınır güvenliği’ gösteriliyor olsa da, asıl gerekçenin iç politika ile ilgili olduğunu aklı başında olan herkes biliyor.

Türkiye’de uzun süredir ‘savaş’ ve ‘barış’ kavramları üzerinden tehlikeli bir saflaşma ve kutuplaşma süreci yaşanıyor. Yazılı, görsel ya da sosyal medyada açık açık savaş propagandası yapılması serbest iken, barış isteyenlere, barışı savunanlara ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçlaması yapılıyor. Amasız fakatsız bir şekilde ölümün karşısında yaşamı savunanlar tehdit ve küfürler eşliğinde linç ediliyor, dövülerek gözaltına alınıyor, ‘savaşa karşı çıkmak suçundan’ tutuklanabiliyor. Dünyanın her yerinde her türlü savaş propagandası tartışmasız bir şekilde suç kabul edilirken, Türkiye’de tam tersi durumun yaşanması dikkat çekici.

Türkiye’nin gündemini uzun süredir giderek derinleşen ekonomik kriz, sürekli yeni rekorlar kıran işsizlik rakamları, otomatiğe bağlanan zamlar, satın alım gücü azalan ve her geçen gün yoksullaşan halkın temel sorunları oluşturuyordu. Başta elektrik ve doğalgaz olmak üzere, temel tüketim ürünlerine yıl içinde toplamda yüzde 50’leri bulan zamların tartışıldığı ve iktidarın ciddi anlamda köşeye sıkıştığı bir dönemde bütün bu sorunların üzerinin örtülmesini sağlayan adımlar atılmaya başlandı.

‘Milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyulan’ bir dönemde yeniden bir araya gelen Türk-İş, Hak-İş, Memur-Sen gibi bazı işçi ve memur konfederasyonları, aralarında esnaf ve çiftçi örgütlerinin temsilcileri ile patron örgütlerinin de bulunduğu ‘Sivil Toplum Örgütleri’ neredeyse bütün dünyanın karşı çıktığı operasyona ve iktidara destek açıklaması yaptılar. Bu süreçte yazılı ve görsel medyanın çok büyük bir bölümü, bugüne kadar iktidar politikalarını eleştirenler de dahil olmak üzere, barış düşmanlığında buluşarak AKP’nin kendini yeniden tahkim etme stratejisine tereddütsüz destek verdiler.

Bugüne kadar sendikal alanda gösterdikleri olumsuz pratikten ve sendikal çizgilerinden bağımsız olarak, farklı inanç, kimlik ve siyasi görüşlerden yüz binlerce emekçiyi temsil eden işçi ve memur konfederasyonları, daha önce defalarca olduğu gibi, temsil ettikleri kesimlerin çıkarlarına aykırı bir şekilde iktidarın siyasal stratejisine açık destek verdiler.  

Suriye operasyonuna destek açıklaması yapanlar arasında, başkanının maaşına yüzde 85 zam yaparak aylığını 26 bin TL’ye çıkaran memur sendikasının bağlı olduğu konfederasyon temsilcisi de, kampanya indiriminden faydalanıp 1,3 milyon TL’lik makam arabası aldıran 50 bin TL maaşlı işçi sendikası başkanın bağlı olduğu konfederasyon temsilcisi de var. Sendikaların başına çöreklenen sendika bürokratları, iktidarın savaş politikalarına destek vermenin kendi bekaları açısından ne kadar önemli olduğunu çok iyi biliyorlar.

İktidar gibi düşünmeyenler dışındaki herkesin (gazeteci, yazar, siyasetçi, sendikacı vb) sürekli baskı ve tehdit altında olduğu, en temel hak ve özgürlükleri kullanmanın bile tehdit olarak algılandığı bir ülkede emekçilerin hak mücadelesinin başarılı olması mümkün değil. Emekçiler ve onları temsil ettiklerini iddia eden emek örgütleri açısından doğru olan tek seçenek, iktidarın savaş politikalarına destek olmak değil, temsil ettikleri kesimlerin hak ve çıkarları doğrultusunda hareket etmektir.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa